Alparslan Kılınç

Coğrafyanın Dinamikleri

Alparslan Kılınç

14. yüzyıl modern tarih yazımının, sosyolojinin ve iktisatın öncülerinden kabul edilen düşünür ve devlet adamı İbn Haldun coğrafyanın kader olduğunu belirtmiştir. Devletlerin bulunduğu ve milletlerin yaşamış olduğu coğrafyaların bazı avantajları veya bazı dezavantajları vardır. Devletler bulunmuş oldukları coğrafyanın konumuna göre stratejik önem arz ederler. Ülkemizin de bulunmuş olduğu coğrafi ve özel konumu nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir. Özellikle son zamanlarda devletler arası güç arenasında doğu ile batı arasında bir köprü vazifesi görmesi nedeniyle ülkemizin önemi artmaktadır. 
    Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşta Türkiye üstlenmiş olduğu rolle herkesin takdirini kazanmıştır. Özellikle dünyada gıda sorunun gün geçtikçe arttığı bir dönemde Türkiye izlemiş olduğu siyasetle ve ikili ilişkileri sayesinde buğday sorununu çözmüştür. Bu sorunun çözümünde izlemiş olduğu doğru diplomasi ile birlikte coğrafyasının avantajlarını da kullanmıştır. Şunu rahatlıkla söyleye biliriz ki Ukrayna artık Avrupa devletlerine değil Türkiye’ye güvenmektedir. Zelenski bu savaşın son bulması ve sorunun çözümü için Türkiye’nin daha fazla gayret sarf etmesini istemektedir.
    Dünya bir değişim içerisindedir. Yeni ittifaklar ve işbirliği örgütleri kurulmaktadır. Türkiye’nin dünyadaki bu değişimi iyi okuması ve ona göre konumunu alması gerekmektedir. Dünya artık tek kutuplu bir dünya değildir. Türkiye Batı ile olan ilişkilerini daha ileri bir seviyeye taşımak için iletişim kanallarını her zaman açık tutmalıdır. Türkiye NATO üyesi bir ülkedir. “Dost ve Müttefik ülkeler” her ne kadar NATO üyesi Türkiye’nin aleyhinde adımlar atsalar bile, Türkiye NATO ile her zaman iş birliği ve uyum içerisinde çalışmıştır. Türkiye’nin NATO üyesi olması başka ittifaklara veya iş birliği örgütlere (Şanghay İşbirliği Örgütü gibi ) üye olmasına engel değildir.
    Türkiye son zamanlarda ikili ilişkilerini ve ittifaklarını genişletme yönünde bir siyaset izlemektedir. 15-16 Eylül’de Özbekistan’ın Semerkant şehrinde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi yapıldı. Soçi Zirvesi’nde Rusya Devlet Başkanı Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ŞİÖ toplantısına davet etmişti. Böylece ŞİÖ toplantısına Türkiye de katılmış oldu. 

    Değişen dünya konjonktüründe, Orta Asya’ya Batı’nın ve özellikle Amerika’nın ilgisinin artmasıyla, bölgeyi kendi nüfuz alanı olarak ilan eden ve bunu her fırsatta yineleyen Rusya’nın ve bölgede yeni bir ekonomik güç olarak beliren Çin’in ilgisi de Orta Asya’da yoğunlaşmıştır. Bu çerçevede, yıllardır ilişkileri problemli olan ve aynı bölgede liderliğe oynayan iki büyük güç Rusya ve Çin, 1990’ların ikinci yarısından itibaren aralarındaki sorunları çözebilecekleri ve bölgeye yönelik emellerini gerçekleştirebilecekleri bir işbirliği platformu arama çabası içerisine girmişlerdir. Özellikle Rusya Federasyonu, kendisini SSCB’nin halefi olarak görmüş ve bu nedenle SSCB’nin etki sahasında tekrar en etkili ülke olma uğraşında olmuştur. Rusya Federasyonu’nun 1993 yılında kabul ettiği yakın çevre doktrini, eski Sovyet Cumhuriyetlerini Rusya Federasyonu etrafında birleştirerek küresel bir güç oluşturmaları esasına dayanmaktadır. Dolayısıyla bu doktrine göre Rusya Federasyonu, eski SSCB topraklarını kendi nüfuz alanı olarak görmektedir. Amerikan hegemonyasının bölgede kendisini hissettirmeye başladığı bir ortamda Rusya ve Çin, bölgede pek çok nedene bağlı olarak meydana gelen istikrarsızlıkların faturasını yine kendilerinin ödediklerinin farkına varmışlardır.
    SSCB’nin dağılması ile Varşova Paktı’nın geçerliliğini yitirmesi sonrasında, büyük ekonomiler başta olmak üzere pek çok ülkenin gözü Orta Asya’ya çevrilmişti. İş birliği, dayanışma ve stratejik ortaklık gibi kavramlar etrafında şekillenen söylemler, bölgeyle ilgilenen ülkelerin amaçlarını gizleyememiş; geçmişte olduğu gibi bölge ile ilgilenilmesinin gerçek nedeni, büyük güçler arasındaki ekonomik çıkarlar olarak belirmişti.
ABD’nin artan askerî müdahaleciliği ile dünya egemenliğini tek elden yürütme çabasını dikkatle izleyen Çin, Rusya Federasyonu’nun da bölgedeki ABD varlığından rahatsızlığı ile gelen yakınlaşma sinyallerine olumlu yanıt vermiştir. Zikredilen tüm bu nedenler, daha önceleri birbirlerini tehdit olarak gören Moskova ve Pekin’in giderek gelişen bir işbirliğine doğru ilerlemelerinin önünü açmıştır. Netice itibariyle, RF ile Çin arasında gerçekleşen bu çok yönlü yakınlaşma Eylül 1994’te “Yapıcı Ortaklığa” Nisan 1996’da da “Stratejik Ortaklığa” dönüşmüştür.
Rusya Federasyonu ve Çin arasında cereyan eden bu yakınlaşmayı diğer Orta Asya ülkeleri de yakından takip etmiştir. Bölgenin henüz bağımsız ama zayıf ülkeleri, kendi açılarından bir durum değerlendirmesi yaparak Orta Asya’da kurulması düşünülen böyle bir oluşumun kendileri açısından bir avantaj oluşturacağına inanmışlardır.
Bölgenin güçlü ve zayıf devletlerini bir araya getiren bölgesel iş birliği çabalarının ikincil önemdeki nedeni ise ekonomiktir. Yukarıda da bahsedildiği gibi, Rusya Federasyonu ve Çin ekonomik çıkarları için birbirleriyle daha da yakınlaşırken diğer Orta Asya ülkeleri de sahip oldukları yeraltı kaynaklarını korumak, geliştirmek ve bunların üretimini yaparak dünya pazarlarına güvenli bir biçimde ulaştırılmasını sağlamak amacında olmuşlardır.
    Bu koşullar altında, Orta Asya ülkelerinin sınırlarını korumak, ekonomilerini geliştirmek ve diğer ülkelerle problemlerini çözümlemek şeklinde beliren ihtiyaçlarına cevap olarak bölgesel bir örgüt olan Şanghay Beşlisi Nisan 1996’da Çin’in Şanghay kentinde Çin, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında imzalanan anlaşma ile kurulmuştur. 2001'de Özbekistan'ın katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü'ne dönüştü.
    Zirvede imzalanan ŞİÖ Kuruluş Deklarasyonu’na göre örgütün temel hedefleri; üye ülkeler arasında dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri ile karşılıklı güveni sağlamlaştırmak, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak ve korunması için çoklu iş birliğini geliştirmek, yeni tehditlere karşı ortak hareket etmek ve üye ülkelerin ekonomik büyümeleri ve sosyal-kültürel gelişimlerini desteklemek. Bu hedefler doğrultusunda ŞİÖ, üyeleri arasındaki iş birliğini pek çok alanı kapsayacak şekilde genişletti (Zehra Altundağ, Geçmişten Günümüze Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrasya Etüdleri, 49/2016-1, S. 99-124).
    Bugün itibariyle örgütün 9 üye ülkesi (Rusya Federasyonu, Çin, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan ve İran)  bulunuyor. İran’ın üyeliği kabul edilmiş, ŞİÖ’ye tam üyelik için resmi süreç başlamıştır. Bu ülkelerin yanı sıra yanı sıra 3 gözlemcisi (Afganistan, Moğolistan ve Belarus) ve 9 "diyalog ortağı" (Türkiye, Azerbaycan, Sri Lanka, Ermenistan, Kamboçya, Nepal, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır) bulunuyor.  
    Türkiye her zaman her platformda altını çizerek şunu söylemiştir: “Bizim hiçbir ülkenin toprağında gözümüz yoktur. Ancak ülkemizin sınırlarının güvenliğini sağlamak için de her zaman ne gerekiyorsa yaparız.” Türkiye’nin son zamanlarda ŞİÖ’ne yakınlaşması gibi yürütmüş olduğu diplomatik ilişkiler, Türkiye’de eksen kayması mı oluyor gibi düşünenleri rahatsız etmesin. Türkiye coğrafi dinamiklerini en iyi şekilde kullanmaya çalışıyor. Türkiye’nin bölgesel bir güç olduğunu ve bölgede yok sayılamayacağını herkese gösteriyor. 

Yorumlar 1
Kemal 19 Eylül 2022 13:40

Güncel bir konu hakkında değerli ve takdir edci bir yazı tebrik ederim kaleminize sağlık

Yazarın Diğer Yazıları