Bir önceki yazımda “Müslüman Siyonistler” tabirini gazeteci Nedim Şener’den duyduğumu yazmıştım. Gerçekten de Siyonist olmak için mutlaka Yahudi olmak gerekmez. Bunu bildiğim için Müslümandan Siyonistlerin de olabileceği beni şaşırtmadı ama “Müslüman Siyonistler” şeklindeki adlandırma oldukça hoşuma gitti.
Siyonistleşmenin ustaca kurgulanmış bir süreç olduğundan önceki yazımda bahsetmiştim. Bu ekonomik ya da siyasal bir süreç olmadığından, uygun şartları oluşturmak için gereken süre de yıllara sair olarak yayılmıştır. Yine bir önceki yazımda belirttiğim üzere bu beyin yıkama hareketi için Siyonistler ya da Siyonist uşakları daha çok sosyal bilimler alanına yönlendirilerek, sessiz ve derinden dünyada söz sahibi kişiler olarak öne çıkarılmıştır.
Şimdi bahsettiğim bu sosyal bilimcilerden ülkemizde de oldukça tanınan ve okunan birinin tanımladığı “otoriter kişilik” tarifini ve bu tarifin aslında Siyonizme nasıl bir ufuk açtığını, bunun paralelinde oluşturulan düzenin kendilerine nasıl hizmet ettiğini örneklerle anlatmaya çalışayım:
Bir Alman Yahudisi olan Erich Fromm’a göre: “Otoriter Kişilik; çift tarafı keskin bir bıçak gibi işler. Yalnızca başkalarına hâkim olmaya, onları kontrol etmeye çalışan değil, baskı karşısında sinmeye gönüllü, boyun eğen, itaat gösteren kişi de otoriter kişiliktir. Güç içerisinde rolü değiştikçe bu kişilik aynı otoriteryen tavrı aktif veya pasif olarak çekinmeden benimser. Kendisi güçlü, nüfuzlu ve üst pozisyonda olduğu bir ilişki durumunda ezip küçük düşürmekten zevk alırken, kendisinin daha alt pozisyonda kaldığı güçsüz bir durumda başkalarının ona bu şekilde davranmasını yadırgamaz. Bu kişiler özgür irade konusunda yeteneksizdirler, bağımsız ve özerk bir iç dünyaları yoktur.”
Şimdi örneklerle yukarıdaki tarifi inceleyelim:
1973 yılında Arap-İsrail Savaşında, Arap koalisyonunun başını çeken Mısır yönetiminden, “Müslüman Kardeşler” hareketine darbe yapan, seçimle başa gelmiş Muhammed Mursi’nin hapishanelerde can vermesine neden olan, “Ezher” ulemasını baskılarla kukla haline getiren, Refah Sınır Kapısını mazlum Gazzelilere kapatan “Sisi” yönetimine evrilmesi, bu yönetimin kendi halkına aşırı otoriter iken, söz konusu İsrail olunca, başka bir otoriteye boyun eğen tavrı, Erich Fromm’un tarifinin birebir örneği değil midir?
Yine 1973 yılında ABD ve Avrupa’ya koyduğu ambargolar neticesinde, 1975 yılında kendi öz yeğeni tarafından suikaste uğrayarak öldürtülen “Kral Faysal” yönetiminden, Abbasi Halifesi Me’mun dönemindeki “Mihne” hadisesinin bir benzerini Suudi Arabistan’da uygulamaya koyarak Suudi Ulemasını baskı altına alıp, direnenleri hapsedip, ülkesinde Gazze bayrağı açan herkesi tutuklatan “Veliaht Prens Selman’lara” gelinmesi, kendi halkına otoriter, ancak İsrail otoritesine boyun eğen tavıra, yani Erich Fromm’un tarifine birebir örnek değil midir?
Libya’da “Kaddafi” sonrası yapılan seçimle iş başına gelen “Muhammed el-Menfi” yönetimini darbeci “Hafter” vasıtası ile indirmek için elinden gelen her türlü, askeri ve ekonomik yardımı yapan Birleşik Arap Emirlikleri yönetimi kimin çıkarlarına hizmet ediyor acaba? Eğer Türkiye Libya’ya destek olmasaydı aynı tabloyu orada da görmemiz pek de şaşırtıcı olmayacaktı. Ayrıca yine kendi halkına diktatöryal bir anlayış sergilerken, İsrail’in çıkarlarına gram aykırılık göstermemeleri yukarıdaki tarife bire bir uymuyor mu?
Bu örnekler sanırım kafanızda bazı şeylerin yerleşmesine yeterli olmuştur. Bu örneklediğim yönetimler ve daha buraya yazamadığım diğerleri, alenen İsrail’in koruma kalkanı gibi hareket ediyorlar. Şimdi bunları “Müslüman Siyonistler” şeklinde tanımlamamız yerinde bir tespit değil midir? Yoksa suizan da mı bulunuyoruz? Karar sizin.
Hiç sorgulamadan, araştırıp okumadan, okuduklarımızı karşılaştırmadan yabancı düşünce insanlarının bizleri, çocuklarımızı, toplumumuzu zehirlemesine izin vermeye devam edecek miyiz? Tarihsel süreç boyunca nerden nereye gelindiğini-geldiğimizi; okumadan, analiz etmeden, üzerinde düşünmeden, dizayn edileneler kervanına mı katılacağız? Tekrar tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Okuyalım. Herkesi okuyalım. Fakat anlayarak, düşünerek okuyalım. Bütüne bakalım. Bizlere ne anlatıyor. Cımbızla seçilen süslü cümlelere aldanmayalım.
Furkan Suresi 44. Ayetle bu yazımızı sonlandıralım:
“Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar.”