Mustafa Demirbağ

Güç ve zayıflık kalptedir

Mustafa Demirbağ

Uzunca bir süre yazılarıma ara verdim. Biraz iş yoğunluğu, biraz dinlenme isteği, belki biraz tembellik, biraz da motivasyon (isteklendirme) kaybını bunun nedenleri arasında sayabilirim.

Bu bahanelerimin doğru olması ile beraber çok tatmin edici olmadığının da farkındayım. Gerçi gerçek okur o kadar az ki bu durumun çoğu kimsenin umurunda olduğunu da düşünmüyorum. Bir kesim de “Gördünüz mü, yazacak konu bulamıyor artık!” diyecektir veya demiştir. Bu da benim çok fazla umurumda değil.

Çok fazla uzatmadan asıl konumuza başlayalım:

Bu ara Taha Kılınç’ın “Âlem-i İslam Yazıları” adlı yedi kitaplık serisini okuyorum ve serinin sonuna geldim. Benim için harika bir deneyim oldu. Hatta bir iki anekdotu önceki yazılarımda da kullandım. Bu mükemmel seriyi okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Eminim sizlerde de farklı pencereler mutlaka açacaktır.

Bu serinin Balkanlarla ilgili olan kitabında Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in “Güç ve zayıflık kalptedir.” sözünü okuyunca bir anda kafamda birçok soru işareti belirdi. Bir fırtınanın pencere pervazlarını açıp kapatması ve buna paralel olarak oluşturduğu gürültüye benzer bir şekilde, zihnimde birçok fikrin açılıp kapanmasına ve bunun neticesinde kafamın içinde muazzam bir çarpışmaya neden oldu.

Birçoğunuza bu çok aptalca gelebilir. “Ne var bunda, gayet basit ve anlaşılır.” diyenleriniz de çoğunluktadır. Belki de gerçekten öyledir. Belki de ben abartıyorum. Zihnimin bana oynadığı bir oyun mu acaba? Eğer öyleyse ben yeteri kadar güçlü değil miyim?

Güç nedir? Fiziksel bir güçten bahsediyorsak kalple ne ilişkisi olabilir? Yoksa sosyolojik ve toplumsal bir güçten mi bahsediyoruz? Eğer öyleyse kalabalıkların iradesi devreye girmez mi? Psikolojik güçten bahsediyorsak burada kalp ve duygulara daha fazla bir yakınlık var gibi. Ama hangisi? Peki ya akıl? Aklın olmadığı bir yerde güçten ne kadar bahsedilebilir? Bunların hepsini organize edebilmek için akla hiç mi ihtiyacımız yok? Kitleleri bir araya getiren duygusal nedenler, akıl olmadan ne kadar organize bir güç haline gelebilir?

Sonra bunların hepsini bir araya getirmeye çalışınca en önemli şeyi atladığımı fark ettim: Gücün sahibi kimdir?

Bu sorunun cevabı tüm karmaşaya bir anda son verdi. Elbette mutlak güç Yüce Yaradan’a aitti. Onun olduğu yegâne yer ise şüphesiz kalplerdir. İman önce kalplerde şekillenir, güçlenir. Evet, gerçekten de imanı güçlü olan bir kalpte zayıflığa yer yoktur. İmanlı bir kalbin zayıflığı olmayacağı için karşısında korkacağı hiçbir güç de olamaz. Hırslarımız, nefsi arzu ve isteklerimizin hepsi ise kalpteki zayıflıktan yani iman zayıflığından kaynaklanmaktadır. Bir özümseme anomalisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Peki ya akıl ne oldu?” diyenleriniz olacaktır.

Akıl dediğimiz şey beynimizin içinde mi acaba? İşte en büyük yanılgımız yine burada başlıyor. Tam bu noktada tasavvuf ilmi devreye giriyor. Bizler tasavvufu unutalı çok olduğu için ya da tasavvufu sadece bugünkü basit haline indirgediğimiz için bunlardan haberdar olmamız elbette mümkün olmayacaktır. Oysa tasavvuf bir şeyhin etrafında kümelenmek kadar basit bir şey değildir. Tasavvuf yukarıda belirttiğim gibi bir ilim dalıdır. Özel bir ihtisas, yetkinlik ve liyakat alanıdır.

Tasavvuf ilmine göre aklın kaynağı da kalptir. Çünkü Allah (c.c.), Kur'an-ı Kerim’i Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kalbine indirmiştir. Bakara suresi 97. ayet bunun apaçık delilidir. Ayette Yüce Mevla şöyle diyor: “Söyle (Yahudilere): Cebrail’e kim düşmansa bilsin ki, Allah’ın izniyle önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için bir hidayet rehberi ve müjdeci olarak Kur'an’ı senin kalbine indiren odur.”

Kur'an-ı Kerim’in birçok yerinde kalpleri mühürlenenlerden bahsedilmektedir ve onların doğru yolu bulamayacağı defalarca vurgulanmıştır. Bu da bize gösteriyor ki akıl dediğimiz kavramı kalp olmadan izah edemeyiz.

Tabii ki ben bir ilahiyatçı değilim. Sosyolog, psikolog ya da felsefeci falan da değilim. Sade bir Müslüman ve sıradan bir insan olarak kendi çıkarımım bu yönde oldu. Fazla uzatıp ahkâm kesenlerden olmak istemediğimden yazımı burada bitiriyorum.

Allah (c.c.) kalpleri mühürlenenlerden etmesin bizi.

Yazarın Diğer Yazıları