Hemen hemen hepinizin rahatlıkla “… ziyandadır (ya da zarardadır)” şeklinde tamamladığınız bu söz; Hz. Ali’den rivayet olunduğu iddia edilen ancak zayıf olan hadislerden biridir. Fakat muhtevası bakımından insanları yanlış bir işe yönlendirmediği için toplumda kabul görmüş bir söz olarak dillere pelesenk olmuştur.
Anlam bakımından kabaca şöyle tarif edilebilir: Gerek ahirete yönelik amellerde gerekse dünya işlerinde düne göre bir adım ileri gidemiyor isek o günümüzü heba etmişizdir.
Görüldüğü üzere anlam bakımından hiçte aykırı bir durum söz konusu değildir. Yani sahih hadis olarak kabul etsek de başımız ağrımaz. Ama şu da bir gerçektir ki her gün bir adım öteye gidebilmek, herkes için pek mümkün görünen bir şey değildir. Ama bir hedef koyma açısından oldukça faydalı olabilecek bir referans noktası olarak kabul edilebilir.
Bireysel olarak toplumun tamamının böyle bir ilerleme kaydetmesi çok iyimser bir beklenti olur. Ancak dünyanın teknolojik yenilikler, elde edilen imkânlar bakımından sürekli gelişmesi bireysel olarak bir katkımız olmasa bile hepimizi bir adım öteye taşımaktadır.
Peki, ya toplumsal değerler ve ahirete yönelik amelleri düşünürsek hangi noktadayız? Bugün düne göre ilerleme kaydedebildik mi? Eğer kaydedemediysek bir önceki güne göre neredeyiz? Cevabı düşündürücü! En iyi ihtimalle üç günümüzü eşit kabul edip önümüze bakabiliriz. Genelde de bu yolu tercih ediyoruz. Çünkü insanoğlu hiçbir zaman gerilediğini, bireysel olarak kabul etmez. Ona göre gerileyen her zaman diğerleridir. Bir başkasına göre de diğerleri. Diğerleri, diğerleri, diğerleri… Bireysel olarak mükemmeliz, toplumsal olarak çürümüş.
“Allah’ım sana bin şükür; ne kadar mükemmel yaratmışsın beni. Bataklıkta açan nadide bir çiçeğim ben. Ya diğerleri. Ahhhh! Keşke onlarda benim gibi olabilselerdi. O zaman dünya daha güzel bir yer olurdu.” Torpilli kul olmak böyle bir şey olsa gerek. Hacı Murat’a Ferrari amblemi takıp öndeki arabaya selektör yapmakla olmuyor bu iş. Peygamberler hariç kimse torpilli yaratılmadı. O yüzden kendimize o amblemi takmaya çalışmak Hacı Murat olduğumuz gerçeğini değiştirmeyecektir.
Bu paradoksu uzattıkça uzatabiliriz.
Gerçek ise şudur; toplumsal çürümüşlük, kokuşmuşluk, düne göre bir adım ileride. Her gün de bir adım ileriye doğru gidiyor. Galiba yine her şeyi ters anladık. Sanırım yok yok sanmam, eminim; demek ki bunu bir ilerleme olarak görüp ziyanda olmadığımızı düşünüyoruz. İnsan kendi yalanında nasıl boğulur? Toplum olarak bunu dibine kadar yaşıyoruz.
Kendini göremeyen körleşmiş insanların, çocuklarındaki kusuru görmesi ise zaten beklenemez. Hatasız birinin elbette çocuğu da hatasız olmalıdır. Hatalı olanlar ise yine diğerleridir. Diğerleri, diğerleri, diğerleri… Ortaya çıkan sonuçların canlı örneklerini ise maalesef yakın zamanda çok acı bir şekilde tecrübe ettik.
Bizler çocuklarımızın sadece yarınının ziyanda olmasını değil, dününü de yarın olmadan düşünmek zorundayız. Bizim çocuklarımız ise kendi yarınları olan çocuklarına, dünde kalan bizleri gururla örnek gösterebilmelidirler. Çok basit ama etkili, eski bir söz vardır; “Ot kökünün üstünde biter(yeşerir)”. Kök çürümüş ya da toprağa sağlıklı tutunmamış ise üzerinde yeşerecek gelecek umudu ya yeşermeden kuruyacak ya da verimli bir mahsule dönüşmeyecektir.