Her yıl 1 Nisan geldiğinde aynı sahne tekrar ediyor: Yalanlar, kandırmacalar ve ardından gelen o klasik cümle — “Şakaydı.”
Ama durup sormak gerekiyor: Gerçekten şaka mı?
1 Nisan geleneğinin kökeni, 16. yüzyılda Fransa’da takvim değişikliği (1564) sonrasında, IX. Charles döneminde halkın bir kısmının alaya alınmasına dayanıyor. Yani bu günün temeli; zekâ, mizah ya da ince espri değil, doğrudan aşağılamadır.
Bugün ise bu “gelenek” çok daha tehlikeli bir hâl almış durumda.
Artık sadece bireyler değil; kurumlar, medya organları ve hatta siyaset sahnesi bile 1 Nisan ruhunu yılın her gününe yaymış durumda. Yalanın “şaka” diye servis edildiği, algının gerçeğin önüne geçtiği bir düzende yaşıyoruz.
Asıl sorun şu: 1 Nisan, artık bir gün değil; bir zihniyetin adı.
Gerçeklerin eğilip büküldüğü, insanların bilinçli şekilde yanıltıldığı, sonra da bunun normalleştirildiği bir düzen… Bugün “şaka” diye güldüğümüz şey, yarın toplumun refleksini körelten bir alışkanlığa dönüşüyor.
Siyasette verilen sözlerin tutulmaması, ekonomik tabloların makyajlanması, halkın gerçeklerden uzak tutulması…
Bunların hangisi 1 Nisan şakasından farklı?
Belki de artık dürüst olmak gerekiyor:
Bu ülkede insanlar 1 Nisan’da değil, yılın 365 günü kandırılıyor.
Ve en tehlikelisi de şu: İnsanlar buna alışıyor.
Gülerek geçilen her “şaka”, aslında gerçeğe olan duyarlılığı biraz daha öldürüyor. Çünkü sürekli kandırılan bir toplum, bir süre sonra gerçeği aramaktan vazgeçer.
İşte asıl çürüme tam da burada başlar.
Hülasa, bugün ihtiyacımız olan şey; daha fazla şaka değil, daha fazla şeffaflık. Daha fazla kandırmaca değil, daha fazla hesap verebilirliktir. Çünkü bir toplum, yalanı eğlenceye dönüştürdüğü gün, gerçeği kaybetmeye başlar velhasılıkelam…