Dünyayı ayakta tutan sadece büyük şehirler, yüksek binalar ya da gelişmiş teknolojiler değildir. Dünyayı asıl ayakta tutan; bir yetimin başını okşayan el, bir yaşlının yükünü taşıyan omuz, bir açın sofrasına bırakılan lokma ve karşılık beklemeden yapılan iyiliktir.
Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı, daha fazla zenginlik değil; daha fazla vicdandır. Çünkü paylaşılmayan servet büyür, ama paylaşılmayan merhamet insanlığı küçültür.
Eskiler, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözünü sadece duvarlara asmak için söylemedi. O söz, hayatın merkezine yerleştirilecek bir yaşam düsturudur. Ne yazık ki günümüzde birçok insan, yanı başındaki ihtiyaç sahibini göremeyecek kadar kendi telaşına kapılmış durumda.
Oysa yardımlaşmak sadece maddi destek vermek değildir. Bazen bir tebessüm, bazen samimi bir selam, bazen dinlemeye ayrılan birkaç dakika, bazen de yalnız olmadığını hissettiren bir omuz en büyük yardım olabilir. İnsan, insana iyi geldiği sürece insanlığını koruyabilir.
Unutmamalıyız ki hayat döner durur. Bugün veren el olabiliriz, yarın uzatılan ele ihtiyaç duyan taraf da biz olabiliriz. İşte bu yüzden yapılan hiçbir iyilik küçük değildir. Toprağa atılan küçücük bir tohum nasıl yıllar sonra gölge veren bir çınara dönüşüyorsa, gönülden yapılan her iyilik de bir gün mutlaka sahibine huzur olarak döner.
Gelin, birbirimizin yükünü biraz olsun hafifletelim. Kırgınlık yerine sevgiyi, bencillik yerine paylaşmayı, sessizlik yerine gönül almayı seçelim. Çünkü geride bırakacağımız en büyük miras; sahip olduklarımız değil, dokunabildiğimiz hayatlar olacaktır.
Hülasa, insan başkalarının hayatına umut olabildiği kadar insandır. Ve unutmayalım; iyilik paylaşıldıkça çoğalır, merhamet yayıldıkça dünya güzelleşir velhasılıkelam…