Siyaset; fikir üretmenin, çözüm aramanın ve millet adına sorumluluk üstlenmenin adıdır. Ne yazık ki bugün birçok yerde bu anlayışın yerini, kalabalık fotoğraflar ve alkış düzeni almış durumda.
Eskiden toplantılar, farklı görüşlerin konuşulduğu, eleştirilerin dile getirildiği ve ortak aklın ortaya çıktığı ortamlardı. Bugün ise bazı toplantılar sadece salonu doldurmak, fotoğraf karesini büyütmek ve sosyal medyada “güçlü görüntü” vermek için düzenleniyor. Konuşanlar belli, karar verenler belli, dinleyenler ise sadece figüran…
Siyasetin en büyük kaybı da tam burada başlıyor. Düşüncesine değer verilmeyen, sadece alkışlaması beklenen insanlar zamanla üretmekten vazgeçiyor. Katılımın yerini sessizlik, istişarenin yerini talimat aldığında siyaset, milletin sesi olmaktan uzaklaşıyor.
Oysa gerçek siyaset; farklı fikirlerden korkmayanların işidir. Eleştiriyi düşmanlık değil, gelişme fırsatı görenlerin yoludur. Bir toplantıda herkes aynı şeyi söylüyorsa, orada istişare değil, sadece onay mekanizması vardır.
Hiç kimse sadece bir sandalyeyi doldurmak, bir fotoğraf karesinde görünmek ya da alkışlamak için siyasete girmez. İnsanlar fikirleriyle, emeğiyle ve duruşuyla katkı sunmak ister. Bu katkıya fırsat verilmediğinde ise geriye sadece kalabalıklar kalır; ama güçlü teşkilatlar oluşmaz.
Siyasetin yeniden itibar kazanması için salonları dolduran figüranlara değil; konuşan, sorgulayan, üreten ve sorumluluk alan insanlara ihtiyaç vardır. Çünkü millet, dekor değil çözüm; alkış değil hizmet beklemektedir.
Hülasa, bir davayı büyüten kalabalıklar değil, o kalabalığın içindeki özgür iradelerdir. Figüranların çoğaldığı yerde siyaset küçülür; söz sahibi insanların çoğaldığı yerde ise demokrasi güçlenir velhasılkelam…