Yaklaşık iki hafta önce kaleme aldığım köşe yazımda Elazığspor’un bana göre transfer tahtasının açılmasından daha önemli olanın, alternatif bir takım hazırlayıp en kısa sürede üst lige kendimizi nasıl atarız üzerinde çalışılması gerekliliğini anlatmıştım. Bunu anlatırken bin bir zorlukla ve karşılığında verilecek taahhütleri de düşünerek kilit açma bedelinin bu takıma artı yük getireceğini, yapılacak her transferin külfet oluşturacağını, borcun katlanarak yoluna devam edeceğini konuya dâhil etmiştim. Tabii biz bunları yazarken yürekleri Elazığspor sevdasıyla çarpan bir kısım kişilerin basit düşüncelerle yazdıkları tenkitlerine maruz kaldık. Bizim yazarlığımızdan tutun da, Memleket sevdamıza hatta Elazığspor’un neredeyse düşmanı olduğumuza kadar sorgulanır olduk. Biz ise meyve veren ağaç taşlanırmış diyerek bu şehrin evladından kimseye zarar gelmez düşüncemizin getirisi olarak bu kardeşlerimiz demek ki bizim bu şehir için neler yaptığımızı bilmedikleri için bu tarz söylemlerle kendilerini rahatlatmışlardır diyerek yorumlarını beğenen de ben olmuştum. İsterseniz yazıma iki haftadır üzerimizde yer, yer sağanak, bazen ılıman, geceleri ayaz, güneşin bir türlü kendini göstermediği hava dalgasına biraz değinerek birkaç cümle dâhil etmek istiyorum. Elazığspor’un adının yaşatılmasını, şehrin bacasız sanayisi olduğunu, şehrin en değerli varlığının Elazığspor olduğunu yıllardır yazar dururum. Biz bu şehrin sporuna hizmeti yaklaşık kırk yıldır üstlendiğimizde hiçbir zaman reklam oyuncusu olmadık, reklamların getirisine sığınmadık. Bizim işimiz mutfakta hamur yoğurmak olsun istedik, birilerinin gölgesinde de gezinmedik. Gönül rahatlığıyla şunu söylemek ve temennisinde bulunmak isterim ki İnşallah Elazığspor’umuz bu sezon bulunduğu ligde kalır yarınlar için yeni bir aşıyla, yeni hedeflere doğru yelken açar. Yıllardır takım içerisinde yaşanan gerçekleri bu şehirden gizleyen, babalarının çiftliği gibi kendilerine çalışan, gününü gün eden yönetimler bu takımın her daim katili olmuşlardır. Özellikle son on yıllık süreçte hiç kimse samimi, dürüst, kendi işyeri gibi ya da bu şehre borcum var sevda yüklüyüm diyerek başkanlığa aday olmamıştır. Elazığspor’un yaşaması bu şehrin aynası, kültürü, sanayisi, yarını kadar önemlidir. Elazığspor’un düşmesi demek deprem kadar etkilidir. Fakat şunu unutmamak gerekir ki böylesine yangınlarda bir tek biz yanmadık, yalnızca biz kahrolmadık. Yaşanan iki haftalık sürece baktığımızda gördüğümüz manzara şu şekilde oluştu karşımızda. Daha önce ki döneminde de gördüğümüz için Cafer Aydın hocanın bu yükün altından kalkamayacağı gelen tepkiler de dikkate alınarak görevine son verildi. Öncesinde Alaattin Tutaş hocanın yıllar önce yapılması gereken bu olmalıydı dercesine takımın sorumlu sportif direktörü olmasına herkes gibi bizde yerinde fakat çok gecikilmiş dedik. Ayrıca bu cenderede Alaattin hocanın kişiliğini bilen birisi olarak alacağı her kararın arkasında duracağını ve Elazığspor için elinden gelenin en iyisini vereceğinden hiçbir daim kuşkumuz olmamıştır. Lig boyunun iyice kısaldığı dilimde yapılan transferler ile takımın başına gelmesi muhtemel hoca arasında aşının ne kadarı tutabilecek gibi sorunlar zaman darlığından dolayı hızlandırılmış eğitime kalmıştır. Bize göre, yüksek bedellerin istendiği hoca seçiminde alınacak en iyi kararın takımı yakından tanıyan birisinin olması ve Alaattin hocayla uyumlu çalışması dikkate alınarak karar verilmiş olmasıdır. Son ana kadar üzerinde çalışılan, görüşülen, istenen rakamlara bakılarak alınacak karar doğrultusunda gittiği ana kadar elindeki gençlerle Elazığspor’a iyi futbol oynatmaya çalışan, mağlup olsa da sonraki maçlar için alkışlanan bir Elazığspor bırakan Levent Eriş olabilecek en iyi seçim olmuştur. Hayırlı olsun, Allah emeğini boşa vermesin diyorum.