Geçen haftaki yazımızda köşe yazarlığımıza dil uzatan, yıllarca Elazığspor’un sırtından nemalanan ya da kendileri kundakta beslenirken bizlerin Elazığspor’un peşinden sırtımıza yediğimiz taş ve sopaları, kırılan otobüs camlarını görmeyen ve yaşamayanların egolarını tatmin etmek için yazdıkları yorumlara canları sağ olsun, demek ’ki okunuyoruz da tenkit ediliyoruz diyorum. Hafta içerisinde karanlıkta kaldığımız, umudumuzun tükendiği, kolumuzun kanadımızın kırıldığı, kıyametten bir gece yaşadığımız, hiç bitmeyecek sandığımız depremin ikinci yıl dönümüydü. Rabbim hiç kimseye böyle bir afet yaşatmasın İnşallah. 2020 yılının Ocak ayının 24.günü saatler 20,55’ i gösterdiği bir aralıkta yakalamıştı o büyük sarsıntı bizi. Kimileri yolda, kimileri evde, kimileri işinde gücündeydi. Bir fırtına koptu Elazığ’ın üzerinde, çığlıklar, koşuşturmalar, kaçmalar, boşlukta kalanlar, enkazlara mahkûm olanlar, can havliyle kendilerini ev ortamının haliyle dışarıya atanlar. 21 Aralık yılın en uzun gecesi derler ya o gün biz hiç bitmeyen en uzun geceyi hep birlikte yaşadık. Yirmi saniye civarında süren sarsıntının adını kimileri 7,2 kimileri 6,8 koydular, kimileri fay kimileri kırılıp kırılmadığının hesabını yaptılar. Allah’ın hesabı başkaydı oysa Kara denize kadar, Ak Deniz’e, Suriye, İran, Irak’a kadar hissettirmişti bize bu alameti. Gün bitmiyor sabah olmuyordu. Yıkılan binaların bulunduğu yerlerden haber gelip paylaşıldıkça insanlar ne yaptığını bilmeden, nereye koşturup kimi arayacağını düşünemeden ayaz gecenin esaretiyle bir kez daha donup kaldılar. Haber yoktu birilerinin Annesinden, babasından, çocuklarından, eşinden, haber yoktu birilerinin dostundan akrabasından. Telefonlar kapanmış ya da ses veren de yoktu. Birileri şehirden kaçmış, birileri bulduğu çul çaputa sarılmıştı. Saatler geçmiyor, sabah olmuyordu, insanlar dışarıda, insanlar çaresiz, insanlar ne yapacağını bilmez haldeydi. Güneşin ilk ışınları sabah için şaşkınlık ya da yanlışlıkla şehrin üzerine düşmeye başlayınca bir kıyamet daha koptu ki, kopmaz olaydı. Sürsürü, Rüstem paşa, Abdullah paşa, sanayi, Salı baba mahalleleri ile Sivrice ve köyleri yıkılmış yüreklere figan düşmüştü sanki. Kalkmıyordu enkaz çöktüğü yerden, almıştı bırakmıyordu aldığı canları. Bırakmıyordu kolunu kanadını kırdığı garibanı, yoksulu, fakiri fukarayı. Geldiler, yetiştiler, kucakladılar Elazığ’ı dört bir yandan, buradayız dediler yurdumun Aziz milleti. Kimileri yolda kaza yaparak geldi, kimileri ağlayarak, kimileri koşarak, kimileri gecesini gündüzüne katarak, kimileri hasta yatağında çocuğunu, eşini bırakarak geldiler. Uyumadılar günlerce, haftalarca, üşümediler ayazlarda, kor ataşlarda. Üzerinden iki yıl geçti, acılar dinmedi, sıkıntılar bitmedi. Şehrin harabe hali, yapılanların görünmez iç yüzü, ganimet peşinde koşanların acınacak halleri. Bitmedi sıkıntılar kederler, henüz yıkılmamış binalar, yıkılıp boş araziye dönenler, yıkılanlardan istenen paralar, atmış yetmiş yaşında mahkûm edilen krediler. Kısaca şehrin kalbi kırılmış atmıyor, atardamarı kesik gibi, terk edenler, çalıp çırpanlar, nema peşinde koşanlar, yanlışa yanlışla cevap verenler, ortada şaşırıp kalanlar. Bekliyoruz dostlar gün doğmadan neler doğar.