Tatilde dinlenmek yerine geleceği boyayanlar
İbrahim Kayaoğlu
Yaz tatili... Çocukların karne sevincini yaşadığı, ailelerin tatil planları yaptığı, öğretmenlerin ise yoğun ve yorucu bir eğitim-öğretim yılının ardından dinlenmeyi en çok hak ettiği zaman dilimi...
Ancak bazı güzel örnekler vardır ki, görev tanımının ötesine geçer; mesleği vicdanla, sorumlulukla ve aidiyet duygusuyla buluşturur.
İşte Elazığ Anadolu Cumhuriyet Kız İmam Hatip Lisesi'nde sergilenen tablo tam da bunun adıdır.
Karne dağıtılmış, öğrenciler yaz tatiline çıkmış. Okul koridorları sessizleşmiş. Fakat okulun içinde bambaşka bir hareketlilik var. Tatil bavullarını hazırlamak yerine, okul pansiyonunu yeni eğitim yılına hazırlamak için kollar sıvanmış.
Öğretmeni, idarecisi, memuru, hizmetlisi... Herkes aynı hedef etrafında kenetlenmiş. Boya yapılıyor, tamirat gerçekleştiriliyor, temizlik titizlikle sürdürülüyor. "Nasıl olsa önümüzde zaman var." demek yerine, "Yeni eğitim yılı geldiğinde öğrencilerimiz her şeyi hazır bulsun." anlayışıyla örnek bir dayanışma sergileniyor.
Aslında bu manzara bize önemli bir gerçeği de hatırlatıyor.
Eğitim yalnızca sınıfta ders anlatmak değildir. Eğitim; aidiyet duygusudur, sorumluluktur, fedakârlıktır ve birlikte üretme kültürüdür. Bir okulun başarısını sadece sınav sonuçları değil, o okulda oluşan birlik ruhu da belirler.
Bugün Elazığ Anadolu Cumhuriyet Kız İmam Hatip Lisesi'nde gördüğümüz tam da budur. Kimsenin "Bu benim görevim değil." demediği, herkesin elini taşın altına koyduğu örnek bir ekip çalışması...
Hazreti Ali'ye atfedilen meşhur bir söz vardır: "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." Bizler, bize bir harf öğreten öğretmenlerimize böylesine büyük bir vefa borcu hissederken; bırakın bir harfi, öğrencilerinin daha temiz, daha güvenli ve daha güzel bir yurtta kalabilmesi için tatilinden, istirahatinden ve ailesiyle geçireceği zamandan fedakârlık ederek ellerine fırça alıp okulun bakımını ve boyasını yapan öğretmenlerimize ne desek az kalır. Onlara hangi sıfatla hitap etsek eksik kalır. Çünkü bu yapılan iş, görev tariflerinin ötesinde; vicdanın, adanmışlığın ve eğitim sevdasının en güzel tezahürüdür. Böyle bir fedakârlık kelimelerle tarif edilemez; ancak saygıyla selamlanır.
Böylesine güzel örneklerin görünür olması gerekir. Çünkü iyilik ve fedakârlık da en az olumsuzluklar kadar konuşulmayı hak eder. Toplum olarak güzel işleri alkışladığımız ölçüde benzer çalışmalar çoğalacaktır.
Bu vesileyle okulun kıymetli idarecilerine, fedakâr öğretmenlerine, memurlarına, hizmetli personeline ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Dilerim bu örnek dayanışma sadece bir okulun başarısı olarak kalmaz; Elazığ'daki ve ülkemizin dört bir yanındaki eğitim kurumlarına da ilham olur.
Çünkü güçlü okullar, önce güçlü bir ekip ruhuyla inşa edilir. O ruh varsa, geleceğe dair umut da vardır.