Gönüllere düşen kor Ateş KERBELA...
İbrahim Kayaoğlu
Bir kez daha Muharrem ayına ulaştık...
Takvimler yeni bir hicri yılın başladığını haber verirken, gönüllerimizde hem bir umut hem de asırlardır dinmeyen bir hüzün yankılanıyor. Çünkü Muharrem, sadece bir ayın adı değildir. O, sabrın, teslimiyetin, muhasebenin ve Kerbelâ'nın adıdır.
Her yıl Muharrem geldiğinde zaman sanki biraz yavaşlar. İnsan, dönüp geriye bakmak ister. Geçen günlerini, eksiklerini, kırdığı gönülleri ve ihmal ettiği iyilikleri düşünür. Çünkü yeni bir yıl, aynı zamanda geçmiş yılın hesabını vermektir.
Fakat Muharrem'in kapısını çaldığı her gönülde bir başka acı daha vardır...
Çölde yükselen bir feryat...
Susuz bırakılan masum çocuklar...
Ehl-i Beyt'in üzerine çöken karanlık...
Ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gözünün nuru, ciğerparesi Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şahadete yürüyüşü...
Aradan on dört asır geçmesine rağmen Kerbelâ'nın acısı neden hâlâ tazedir?
Çünkü Kerbelâ sadece bir savaş değildir.
Kerbelâ, bir annenin evlat acısıdır.
Kerbelâ, bir babanın yüreğine düşen kor ateştir.
Kerbelâ, susuzluğun ortasında sabrın destanıdır.
Kerbelâ, hakikatin çıkar hesaplarına kurban edilmesidir.
Ve Kerbelâ, insanlığın vicdanına bırakılmış bitmeyen bir imtihandır.
Hz. Hüseyin'in elinde ordular yoktu.
Hazineler yoktu.
Saraylar yoktu.
Ama onun sahip olduğu şey, bugün hâlâ milyonlarca insanın gönlünü titreten bir hakikat ve teslimiyetti.
Bu yüzden Kerbelâ'da şehit edilen bedenler oldu; fakat dava ölmedi.
Kılıçlar canları aldı; fakat hakikati susturamadı.
Çünkü hakikat bazen bir ordudan daha güçlüdür.
Bugün Muharrem ayını idrak ederken belki de en çok kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz hangi taraftayız?
Haksızlık karşısında susanlardan mı?
Menfaat uğruna doğruları eğip bükenlerden mi?
Yoksa bedeli ne olursa olsun hakkın yanında duranlardan mı?
Kerbelâ'nın üzerinden asırlar geçti. Fakat ne yazık ki Kerbelâ'nın ruhu hâlâ aramızda dolaşıyor. Dünyanın bir yanında çocuklar açlıktan ölürken, Gazze'de savaşın bütün suçları işlenirken insanlari Ambargoyla açlığa susuzluğa mahkum ederken Devletlerin bir parça ekmek bir yudum su vermesine izin verilmezken ve Filistin' in üzerlerine bombalar atılırken Haneleri işgal edirken ne acıdır ki Muüslüman oldugunu düşünüpte insanlık adına careszice korkakça izlerken, adalet güçlünün elinde ezilirken Kerbelâ bize hâlâ aynı şeyi fısıldıyor:
"Zulüm karşısında tarafsız kalmak, zalimin tarafında yer almaktır."
Muharrem ayı yalnızca matem ayı değildir.
Muharrem aynı zamanda diriliş ayıdır.
Vicdanı yeniden ayağa kaldırma ayıdır.
Kalbi Allah'a yeniden yöneltme ayıdır.
Kırılan gönülleri tamir etme ayıdır.
Ve faniliği hatırlama ayıdır.
Çünkü dünya, uğruna birbirimizi kıracak kadar büyük değildir.
Bir gün hepimiz göçeceğiz...
Geride ne makamlarımız kalacak ne servetimiz ne de alkışlarımız...
Bize eşlik edecek olan sadece amellerimiz, dualarımız ve ardımızda bıraktığımız güzel izler olacaktır.
Bu Muharrem ayında gelin; kalbimizin kapılarını yeniden açalım.
Küskünlükleri bitirelim.
Yetimin başını okşayalım.
Mazlumun duasına ortak olalım.
Bir gönül yapmanın, bir kalbi sevindirmenin binlerce sözden daha kıymetli olduğunu hatırlayalım.
Ve Kerbelâ'nın kızgın çöllerinde göğe yükselen o mazlum feryadını unutmayalım...
Çünkü bazı gözyaşları kurumaz.
Bazı acılar eskimez.
Bazı davalar ölmez.
Ve bazı isimler vardır ki aradan asırlar geçse de insanlığın vicdanında yaşamaya devam eder.
Hz. Hüseyin işte o isimlerden biridir.
Muharrem ayının rahmeti üzerimize yağsın, kalplerimizi arındırsın, vicdanlarımızı diri tutsun.
Rabbim bizleri hakkın yanında duranlardan, zulme sessiz kalmayanlardan ve Kerbelâ'nın mesajını doğru anlayanlardan eylesin.