İbrahim Kayaoğlu

Çok konuşuyoruz, hiç duymuyoruz

İbrahim Kayaoğlu

Hiç bu kadar konuşan bir toplum olmamıştık.
Sabah gözümüzü telefon ekranına açıyor, gece yine aynı ekranın ışığında günü kapatıyoruz. Her konuda fikrimiz var; siyasette, ekonomide, dinde, eğitimde, sporda... Herkes konuşuyor, herkes yazıyor, herkes anlatıyor. Ama kimse dinlemiyor.
Seslerin çoğaldığı bir çağda yaşıyoruz; kulakların ise giderek sağırlaştığı bir çağda...
Eskiden insanlar söz söylemeden önce düşünürdü. Şimdi ise düşünmeden konuşmak, araştırmadan hüküm vermek, anlamadan itham etmek neredeyse normal kabul ediliyor. Çünkü artık hakikati arayan değil, alkış arayan bir toplum haline geldik.
En büyük hastalığımız ise "ben merkezli" yaşamaktır.
Herkes kendi penceresinden bakıyor ve gördüğünü mutlak hakikat ilan ediyor. Kendi mahallesi doğru, kendi lideri doğru, kendi cemaati doğru, kendi partisi doğru, kendi yorumu doğru...
Oysa hakikat hiçbir zaman tek bir insanın avucuna sığmayacak kadar büyüktür.
Bugün aile içinde bile insanlar birbirini dinlemiyor. Eşler cevap vermek için dinliyor, anlamak için değil. Anne babalar çocuklarını, çocuklar anne babalarını gerçekten işitmiyor. Dost sohbetleri bile fikir alışverişinden çok fikir çatışmasına dönüşmüş durumda.
Çünkü herkes konuşmaya odaklanmış; kimse anlamaya değil.
Kur'an'ın şu uyarısı tam da çağımızı anlatıyor:
"İnsan, her şeyden çok tartışmaya düşkündür."
Tartışıyoruz...
Ama öğrenmek için değil, yenmek için.
Konuşuyoruz...
Ama hakikati bulmak için değil, haklı çıkmak için.
Yazıyoruz...
Ama kalplere dokunmak için değil, karşı tarafı susturmak için.
İşte asıl yoksulluğumuz budur.
Bilgi çağında yaşıyoruz ama hikmet çağında yaşamıyoruz.
Çünkü bilgi, insanı kibirli yapabilir; hikmet ise insanı mütevazı yapar.
Bugün sosyal medya bize konuşmayı öğretti ama susmayı unutturdu.
Paylaşmayı öğretti ama paylaşmadan önce düşünmeyi unutturdu.
Eleştirmeyi öğretti ama özeleştiri yapmayı unutturdu.
Oysa Kur'an'ın inşa ettiği mümin tipi önce dinleyen insandır:
"Sözü dinleyip onun en güzeline uyan kullarımı müjdele."
Demek ki fazilet, çok konuşmakta değil; doğru sözü duyabilmektedir.
Ne yazık ki bizler artık karşı tarafı anlamaya değil, etiketlemeye çalışıyoruz.
Bir cümlesini duyuyor, hayatının tamamına hüküm veriyoruz.
Bir paylaşımını görüyor, karakterini yargılıyoruz.
Bir farklılık görüyor, hemen ötekileştiriyoruz.
Bu yüzden aynı şehirlerde yaşıyor ama birbirimizin dünyasına hiç uğramıyoruz.
Oysa hakikat, tek bir pencereden görülecek kadar dar değildir.
İnsan bazen yer değiştirmeli...
Kendi mahallesinden çıkmalı...
Kendi ezberlerine itiraz edebilmeli...
Kendi doğrularını sorgulayabilmeli...
Çünkü insanı en çok yanıltan şey cehaleti değil, yanılmasının imkânsız olduğuna inanmasıdır.
Kur'an bu yüzden nefsi temize çıkarmamayı emreder.
Çünkü kibir, hakikatin önündeki en kalın perdedir.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla konuşmak değildir.
Daha fazla dinlemek...
Daha fazla anlamaya çalışmak...
Daha fazla empati kurmaktır.
Belki de yeniden birbirimizi duymaya başladığımız gün, birbirimizi yeniden sevmeye de başlayacağız.
Çünkü seslerin çoğalması medeniyet değildir.
İnsanlığın gerçek medeniyeti, kulakların ve gönüllerin birbirine açıldığı gün başlayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları