İbrahim Kayaoğlu

Öğün,çalış ve güven

İbrahim Kayaoğlu

Müslüman olduğun için oğün;
Başarmak için çalış;
İnandığın güç ve kuvvet sahibi Rabbine samimi bir şekilde güven;

Hayat bazen insanı öyle imtihanlarla karşı karşıya bırakır ki, kişi kendisini çıkışsız bir sokakta hisseder. Kapılar kapanır, yollar daralır, umutlar tükenmeye yüz tutar. İşte tam da böyle zamanlarda müminin elindeki en büyük güç tevekküldür. Çünkü tevekkül, sebepleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakmak, O'nun hükmüne razı olmak ve O'na güvenmektir.
Kur'an-ı Kerim'de anlatılan kıssalar, tevekkülün ve Allah'a teslimiyetin en güzel örnekleriyle doludur. Bunlardan biri Hz. Musa'nın daha süt emme çağındayken Nil Nehri'ne bırakılmasıdır. Bir anne için bundan daha zor ne olabilir? Firavun'un zulmünden korumak için yavrusunu sulara teslim etmek...
Akıl bunun bir kurtuluş yolu olmadığını söylerdi. Çünkü küçük bir bebek için nehir ölüm demekti. Fakat Allah'ın koruması devreye girdiğinde sular ölüm değil hayat oldu. Nil'in suları Hz. Musa'yı boğmadı; aksine onu sarayın kapısına kadar taşıdı. O gün en güçsüz olan kurtuldu.
Yıllar sonra aynı suların başında bu kez Firavun vardı. Orduları, hazineleri, sarayları ve gücüyle yeryüzünün en kudretli insanı olduğunu sanıyordu. Fakat Allah'ın hükmü geldiğinde o ihtişamın hiçbir anlamı kalmadı. Bir zamanlar Musa'yı taşıyan sular, bu kez Firavun'u yuttu. Çünkü güç Allah'ın elindedir. O dilerse en zayıfı korur, dilerse en güçlü görüneni bir anda çaresiz bırakır.
İşte müminin anlaması gereken hakikat budur: Sonucu belirleyen bizim gücümüz değil, Allah'ın takdiridir.
Hz. Yakup'un kıssasında da aynı gerçeği görürüz. Yıllarca Yusuf hasretiyle yanan bir baba... Gözleri ağlamaktan görmez hale gelmişti. Fakat hiçbir zaman Allah'tan ümidini kesmedi. İnsanlardan değil, Rabbinden bekledi. Kur'an'da onun şu sözü yer alır:
"Ben hüznümü ve kederimi yalnızca Allah'a arz ediyorum."
İşte bu teslimiyetin sonunda Allah ona Yusuf'u geri verdi. Çünkü Allah'a bağlanan ümit boşa çıkmaz. İnsanlar hayal kırıklığına uğratabilir, dostlar terk edebilir, imkânlar tükenebilir; fakat Allah'a yönelen kalp asla sahipsiz kalmaz.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan tevekkülü yanlış anlamaktadır. Kimi çalışmadan, üretmeden, mücadele etmeden sonucu Allah'a bırakmayı tevekkül sanmaktadır. Oysa İslam'ın öğrettiği tevekkül anlayışı bu değildir.
Bir gün Medine'de çalışıp üretmeden dolaşan bir grupla karşılaşan Hz. Ömer, onlara ne yaptıklarını sordu. Onlar da:
"Biz mütevekkiliz, rızkımızı Allah verir." dediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer tarihe geçen şu cevabı verdi:
"Hayır, siz mütevekkil değil; başkalarının sırtından geçinen müteekkil (hazıryiyici) kimselersiniz. Hakiki mütevekkil, tohumunu toprağa attıktan sonra Allah'a güvenen insandır."
Bu söz, tevekkülün özünü anlatan en veciz ifadelerden biridir. Çünkü Allah'a güvenmek, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah'a bırakmaktır. Çiftçi tarlasını sürecek, tohumunu ekecek, bakımını yapacak; sonra yağmuru ve bereketi Allah'tan bekleyecektir. İşte tevekkül budur.
Gerçek tevekkül; bütün dünya bir araya gelip sana zarar vermek istese de Allah izin vermedikçe zarar veremeyeceklerine inanmaktır. Yine bütün dünya sana yardım etmek istese de Allah'ın takdir etmediği bir nimetin sana ulaşamayacağını bilmektir.
Bu inanç insana büyük bir huzur verir. Çünkü kişi artık insanların elindekine değil, Allah'ın hazinesine bakar. Makamlardan değil, Mevla'dan medet umar. Kulun kapısında eğilmez, Rabbine yönelir.
Bugün yaşadığımız sıkıntılar, ekonomik zorluklar, hastalıklar, belirsizlikler ve endişeler karşısında belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur: Allah'a güvenmek...
Musa'yı suda koruyan da O'ydu. Yakup'u Yusuf'una kavuşturan da O'ydu. İbrahim'i ateşte muhafaza eden de O'ydu. Yunus'u balığın karnından çıkaran da O'ydu.
Dün olduğu gibi bugün de kudret sahibi olan Allah'tır.
Öyleyse sebeplere sarılmalı, mücadelemizi vermeli, Derslerimize çalışarak sınavlara hazırlamalı,ülke güvenliğimizi sağlayacak teknolojiye sahip olunmalı ve duamızı eksik etmeden  ve ardından gönül huzuruyla Rabbimize teslim olunmalı.
Çünkü bazen bizi korkutan sular kurtuluşumuza, güvendiğimiz saraylar ise helakimize vesile olabilir.
Tevekkül; Allah'ın bizim için seçtiğinin, bizim kendimiz için seçtiğimizden daha hayırlı olduğuna yürekten inanabilmektir.
Rabbim bizleri kendisine hakkıyla güvenen, çalışan, üreten, gayret eden ve neticede yalnızca O'na teslim olan kullarından eylesin.

Yazarın Diğer Yazıları