Öğretmeni evrakla değil, eğitimle meşgul etmek!
İbrahim Kayaoğlu
Eğitim-Bir-Sen’de bir bayrak değişimi yaşanıyor. Üç dönem başkanlık yapan İbrahim Bahşi, görevini kendi isteğiyle devrederken sivil toplumun içinden gelen genç eğitimci Taha Yusuf Sarıgül, temsilcilerin oylarıyla yeni dönemin sorumluluğunu üstleniyor.
İbrahim Bahşi’ye bugüne kadar verdiği emekler için teşekkür ediyor bundan sonra birikimlerinden istifade etmeyi yeni yönetimden bekliyoruz.Tecrübeli bir ekiple yola çıkan, genç ve dinamik bir anlayışı temsil eden yeni başkan Taha Yusuf Sarıgül’e başarılar diliyorum.
Ancak mesele yalnızca bir görev değişimi değil. Asıl mesele, eğitimcilerin sorunlarına çözüm üreten, sahaya dokunan ve sonuç odaklı bir sendikacılık anlayışını hayata geçirebilmektir.
Öğretmenlik, insanın geleceğine dokunma sanatıdır. Öğretmen yalnızca bilgi aktarmaz; öğrencisinin karakterini, hayallerini ve hayata bakışını da şekillendirir. Bu nedenle öğretmenin itibarı korunmalı, görevini huzur ve güven içinde yapabileceği şartlar oluşturulmalıdır.
Ne var ki bugün öğretmenlerimiz ve okul yöneticilerimiz, öğrencilerle ilgilenmenin yanında yoğun yazışmalar, raporlar, toplantılar ve bürokratik işlemlerle uğraşıyor. Bazen eğitimden çok evrakla, çözüm üretmekten çok toplantı hazırlamakla zaman geçiriliyor.
Öğretmenin işi evrak yetiştirmek değil, insan yetiştirmektir.
Elbette toplantılar yapılacak, projeler hazırlanacak, raporlar düzenlenecek. Ancak sırf yapılmış görünmek için toplantı düzenlemenin, rapor yazmanın ve proje sayısını artırmanın eğitim sorunlarını kendiliğinden çözmeyeceği unutulmamalıdır. Önemli olan kaç toplantı yapıldığı değil, o toplantılardan hangi somut sonuçların çıktığıdır.
Yeni yönetim, masa başından değil sahadan hareket etmelidir. Okulları ziyaret etmeli; öğretmenleri, idarecileri ve rehberlik servislerini dinlemeli, sorunları yerinde tespit ederek çözüm önerileri geliştirmelidir. İlgili kurumlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapmalı, yürütülen çalışmaların sonuçlarını üyeleriyle paylaşmalıdır. Her toplantının bir amacı, her raporun bir karşılığı, her projenin ölçülebilir bir sonucu olmalıdır.
Gereksiz yazışmaların ve tekrarlanan raporların azaltılması için girişimlerde bulunulmalı; CİMER ve diğer şikâyet süreçlerinde hem vatandaşın başvuru hakkı hem de eğitimcinin itibarı gözetilmelidir. Haksızlığa uğrayan üyeye hukuki destek sunulmalı, iddiaların tarafsız biçimde incelenmesi ve savunma hakkının korunması için süreç yakından takip edilmelidir.
Okullardaki şiddet ve akran zorbalığı konusunda da yalnızca olaylardan sonra açıklama yapan değil, olaylar yaşanmadan önce önlem alan bir anlayışa ihtiyaç vardır. Öğretmenler, aileler, okul yöneticileri ve rehberlik servisleriyle birlikte uygulanabilir çalışmalar yürütülmeli; başarılı sonuçlar veren projeler yaygınlaştırılmalıdır. Öğretmenlerin ekonomik ve özlük hakları da sürekli takip edilmeli, hak kayıplarına karşı etkili bir mücadele ortaya konulmalıdır.
Bir zamanlar eğitim hayatımızda çocukların severek söylediği bir şarkı vardı:
“Öğretmenim, canım benim, canım benim; Seni ben canımdan çok severim…”
Bu sözler, öğretmenle öğrenci arasındaki sevgi ve güven bağını anlatıyordu. Elbette geçmişin her uygulaması kusursuz değildi. Ancak öğretmenin saygınlığını, öğrencinin sevgisini ve okulun güven ortamını yeniden güçlendirmeye ihtiyacımız var. Bunun yolu güzel sözlerden çok, öğretmeni destekleyen, öğrenciyi koruyan ve aileyi eğitimin bir parçası hâline getiren somut adımlardan geçiyor.
Taha Yusuf Sarıgül ve ekibi, bu anlayışı hayata geçirmek için önemli bir fırsata sahip. İlk yüz gün içinde saha ziyaretlerinin takvimini açıklamak, öncelikli sorunları belirlemek, çözüm için ilgili kurumlarla görüşmek ve belirli aralıklarla sonuç raporları yayımlamak, yeni döneme güçlü ve somut bir başlangıç sağlayabilir.
Unutulmamalıdır ki sendikacılığın başarısı; yapılan açıklamaların, düzenlenen toplantıların veya hazırlanan projelerin sayısıyla değil, çözülen sorunlarla ölçülür. Üyeler, sendikalarının hangi sorun için ne yaptığını ve bu çalışmaların sonucunda neyin değiştiğini görebilmelidir.
İsimler değişir, görevler el değiştirir; ancak eğitim sorumluluğu devam eder.
Öğretmenin asıl işi kendisini sürekli savunmak değil, geleceği yetiştirmektir. Sendikanın görevi ise öğretmenin bu işi güvenle yapabilmesi için mücadele etmek, sorunları yerinde tespit etmek ve çözümün takipçisi olmaktır.
Çünkü eğitimde asıl başarı, evrakların çoğalmasıyla değil, yetişen nesillerin niteliğiyle ölçülür.