İbrahim Kayaoğlu

Adeletin, liyakatin ve vicdanın hâkim olduğu bir gelecek için varmısınız?

İbrahim Kayaoğlu

Toplumları ayakta tutan en büyük güç; adalet, liyakat ve emanete sahip çıkma ahlakıdır. Çünkü bir ülkenin geleceğini sadece yollar, binalar ya da projeler değil; o projeleri yöneten insanların vicdanı belirler. Seçilen insanlar makam sahibi olmak için değil, millete hizmet etmek için vardır. Görev ne olursa olsun… Bir sivil toplum kuruluşunda yönetici olmak, belediye meclis üyesi olmak, il genel meclisinde görev almak, belediye başkanı ya da milletvekili olmak… Hepsinin ortak noktası halka hizmet etmektir. Çünkü makamlar şahsi çıkar için değil, topluma kazandırmak için vardır.
Kazandırmak sadece maddi değildir. Bazen bir gencin önünü açmak, bazen bir yetimin başını okşamak ama en önemlisi adaletli bir karar vermek en büyük hizmettir. Ve bütün bunların temelinde halkın iradesi olmalıdır. Halk seçecek, seçilen de halka hizmet edecektir. Secmeninde secilmeninde özü budur.
Fakat bugün ne yazık ki birçok yerde işler olması gerektiği gibi yürümüyor. Halkın önüne gerçek anlamda seçenek koyulmadan hazırlanan listeler, dayatılan isimler ve kapalı kapılar ardında kurulan dengeler toplumun vicdanını yaralıyor. Eğer halk gerçekten istediği insanı seçebilirse ortaya güçlü bir irade çıkıyor. Ama listeler halkın değil de belli çevrelerin tercihiyle şekillenirse işte o zaman sorun başlıyor.
Asıl kırılma noktası ise liste hazırlanırken yapılan adaletsizliklerdir. Emek verenin değil, bağlantısı olanın öne çıkarılması… Liyakatin değil, çıkar ilişkilerinin belirleyici olması… Bunlar sadece bir kişiyi değil, toplumun geleceğini de yaralıyor. Ve en acısı; bazı makamların para ile anılır hale gelmesi…Açıkçası makamlara gelebilecek insanlardan para karşılığı aday gosterilmesi. İşte bunu vicdan kabul etmiyor.
Düşünün… Bir insan daha seçilmeden bir yerlere gelmek için büyük bedeller ödüyorsa, o makamı hizmet için mi kullanacaktır yoksa önce verdiğini geri almak için mi uğraşacaktır? Önce harcadığını çıkaracak, sonra bir sonraki seçimin hesabını yapacak, ardından kendi geleceğini garanti altına alma telaşına düşecektir. Böyle bir düzende hizmet den bahsetmek mümkün mü?Çünkü baştan kirlenen bir anlayışın sonunda temiz bir sonuç beklenemez.
Oysa bu ülkenin gençleri hayal kurmak istiyor. Adaletli bir sistem görmek istiyor. “Ben çalışırsam başarırım” diyebilmek istiyor. Ama gençlerin umutlarını kıran her adım, aslında ülkenin geleceğinden çalmaktır. İnsanların hayallerini yok ederek güçlü bir toplum kurulamaz. Gelecek nesillerin önünü kapatarak büyük bir devlet olunamaz.
Bugün en büyük ihtiyacımız; makamların değil, emanetin konuşulduğu bir anlayıştır. Göreve gelen insanların kibirle değil tevazuyla hareket ettiği, halktan kopmadığı, adalet duygusunu kaybetmediği bir yönetim anlayışı… Çünkü bu ülke; torpile, çıkara ve hesap oyunlarına mahkûm olacak kadar küçük değildir. Bu millet daha iyisini hak ediyor.
Şimdi herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Biz nasıl bir gelecek bırakacağız?
Kırgın, umutsuz, sisteme güvenmeyen bir gençlik mi? Yoksa adaletin hâkim olduğu, liyakatin değer gördüğü, çalışanın kazandığı bir ülke mi?
Seçicilere düşen görev çok büyüktür. Kimse sadece yakınlığına, zenginliğine ya da gücüne göre değerlendirilmemelidir. Ölçü; ahlak, liyakat, adalet ve hizmet aşkı olmalıdır. Takdir mekanizması doğru çalışırsa toplum yükselir. Tahkir ve dışlama hâkim olursa toplum çürür.
Gelin; gençlerin umutlarını tüketen değil, onları ayağa kaldıran bire anlayışı birlikte inşa edelim. Makamların değil emanetin konuşulduğu, çıkarın değil hizmetin öne çıktığı bir Türkiye bırakalım.
Çünkü bu ülke de, bu millet de, bu gençlik de daha iyisini hak ediyor.
Ve şimdi soruyoruz:
Adaletin, liyakatin ve vicdanın hâkim olduğu bir gelecek için var mısınız?

Yazarın Diğer Yazıları