Reis, ne olacak bu emeklinin hali?
İbrahim Kayaoğlu
Bir ülkenin vicdanını görmek istiyorsanız, emeklisine bakın.
Çünkü emekliler, dünün üreticisi, bugünün hatırası, yarının ise hepimizin aynasıdır.
Bugün sokakta, pazarda, kahvehanede, cami avlusunda aynı cümleyi duyuyorsunuz:
"Reis, ne olacak bu emeklinin hâli?"
Bu cümlede ne isyan var ne de nankörlük… Sadece yılların yorgunluğu, geçim sıkıntısının ağırlığı ve duyulma arzusu var.
Yirmi bin lira maaş... Üç bin lira zam...
Rakamlar kâğıtta büyüyor ama mutfakta küçülüyor. Markette etiketler değişirken maaşlar daha cebe girmeden eriyor. Emekli, maaşını aldığı gün zengin; bir hafta sonra yeniden yoksul oluyor.
Daha acısı ise insanların artık hayal kurmaktan vazgeçmesi... Tatil değil, torununa harçlık verebilmek hayal olmuş. Misafir ağırlamak değil, ay sonunu getirmek başarı sayılıyor.
Peki buraya nasıl geldik?
Yıllar önce yapılan popülist tercihlerle insanlar genç yaşta emekli edildi. O gün alkışlanan kararlar, bugün ağır bir ekonomik yük olarak karşımıza çıktı. O dönemin hesabını yapan olmadı, ama faturasını bugünün emeklisi ödüyor.
Öte yandan, sadece geçmişi suçlamak da çözüm değil. Bugünün yöneticilerinin de milyonlarca emeklinin sesini daha güçlü duyması gerekiyor. Çünkü geçim sıkıntısı, siyasi görüş tanımıyor. Açlık, pahalılık ve yoksulluk hiçbir partiye oy vermiyor.
Sık sık Avrupa örnek gösteriliyor. Doğrudur; orada emeklilik yaşı daha yüksek. Ama emekli olduğunda insan, insanca yaşayabiliyor. Bizde ise birçok emekli kredi kartının asgari ödemesini yapabilmek için hesap yapıyor, banka promosyonlarını maaş zammından daha dikkatle takip ediyor.
Emeklilik ödül olmaktan çıktı, sabır sınavına dönüştü.
Bugün kimse lüks istemiyor. Kimse ayrıcalık istemiyor. İnsanlar sadece yıllarca verdikleri emeğin karşılığını istiyor. Kimseye el açmadan yaşayabilmeyi, torununa gönül rahatlığıyla harçlık verebilmeyi, pazarda fiyat etiketi görünce başını öne eğmemeyi istiyor.
Sayın Cumhurbaşkanı...
Milyonlarca emeklinin size bir sorusu var:
"Reis, ne olacak bu emeklinin hâli?"
Bu soru yalnızca bugünün değil, yarının da sorusudur. Çünkü bugün çalışan herkes, yarının emeklisi olacak.
Ekonomi rakamlarla yönetilebilir; ama toplum vicdanla ayakta kalır.
Ve unutulmamalıdır ki, emeklinin duasını alan bir devlet güç kazanır; emeklinin ahını alan bir toplum ise huzurunu kaybeder.