Bu Ayetten Nasıl Rahatsız Olunur?
İbrahim Kayaoğlu
Bazen bir cümle, uzun nutuklardan daha fazla şey söyler.
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."
Kur'an-ı Kerim'de Hûd Suresi'nin 112. ayetinde yer alan bu ilahi çağrı, yalnızca Müslümanlara hitap eden bir ibadet emri değildir. Aynı zamanda doğruluğun, dürüstlüğün, adaletin ve istikametin evrensel manifestosudur.
Geçtiğimiz günlerde bir hukuk fakültesinin mezuniyet töreninde yaşanan bir olay ise hepimize şu soruyu yeniden sordurdu: Bir insan, "dosdoğru ol" çağrısından neden rahatsız olur?
Mezuniyet töreninde öğrenciler, üzerinde "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." ayetinin yazılı olduğu bir pankart açıyor. Ardından bazı öğrenciler pankartın önünü kapatıyor, bu tavır alkışlarla destekleniyor.Bu olay Yeditepe üniversitesi mezuniyet töreninde pankart açılınca Rektör yardımcısı sedefhan oguz'un isaretiyle Prof.Dr.Mesut Hakkı Caşın ın destegiyle protesto etmekle kalmayıp işte Yedi tepe Ruhu sloganını attırıyor.Adama sorsan Hemde Müslümandır.Sadece Yuh diyorum.Hangi Ruh haliyle neye niye karşı çıktığının farkında mısınız hocalar...
İşte asıl üzerinde durulması gereken nokta burasıdır.
Çünkü ortada herhangi bir siyasi slogan yoktur. Hiçbir grubu hedef alan bir ifade yoktur. Kimseyi aşağılayan, ötekileştiren ya da hakaret eden bir söz de yoktur.
Sadece doğruluğu emreden bir ayet vardır.
Öyleyse soru şudur: Doğruluktan kim rahatsız olur?
Hukuk eğitimi alan gençlerin en temel ilkesi adalet olmalıdır. Adalet ise doğruluk olmadan yaşayamaz. Mahkemelerin temeli doğru söze, doğru şahitliğe ve doğru vicdana dayanır. Doğruluğun olmadığı yerde hukuk sadece kâğıt üzerinde kalır.
Üniversiteler farklı fikirlerin özgürce konuşulduğu mekânlardır. Beğenmediğimiz bir düşünceyi susturmak değil, ona tahammül edebilmek gerçek özgürlüktür. İfade özgürlüğü yalnızca kendi düşüncemizi ifade edebilme hakkı değil, başkasının düşüncesini de ifade edebilmesine saygı göstermektir.
Bugün tartışılması gereken ayetin kendisi değildir.
Tartışılması gereken, doğruluğu ifade eden bir cümleden bile rahatsız olabilecek bir anlayışın nasıl ortaya çıktığıdır.
Çünkü "dosdoğru ol" çağrısı; sağın da solun da, doğunun da batının da üzerinde birleşmesi gereken ortak bir değerdir. Hiçbir ideolojinin tekelinde değildir. Dürüst bir insan olmak için belli bir görüşe mensup olmaya gerek yoktur. İnsan olmanın gereği doğruluktur.
Toplum olarak belki de en çok kaybettiğimiz değer budur. Yalanın sıradanlaştığı, çıkarın ilkenin önüne geçtiği, hakikatin çoğu zaman alkıştan daha değersiz görüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda doğruluğu hatırlatan bir ayetin susturulmaya çalışılması, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır.
Bugün hepimiz aynı soruyu kendimize sormalıyız:
Biz gerçekten ayetten mi rahatsız oluyoruz, yoksa ayetin bizden istediği sorumluluktan mı?
Çünkü dosdoğru olmak kolay değildir.
Doğruluk; bedel ister, cesaret ister, vicdan ister.
Ama unutulmamalıdır ki güçlü toplumlar, doğruluğu alkışlayanlarla yükselir; doğruluğu perdeleyenlerle değil.
Ve insanlık tarihi bize göstermiştir ki, doğrular bazen yalnız kalabilir; fakat hiçbir zaman değersiz kalmaz.