Bütün gayretimiz, marifetimiz, “Sulh ve Barışı Korumak…” yolunda olmalıdır. Birinci ve İkinci Cihan Savaşları, ‘insanlığın, tarihin, kültürün, şehirlerin yıkımı…’ olmuştur. Özellikle de, günümüzde savaşların getirdiği tahribat korkunçtur. Çok ağır bedeller ödemek durumunda kalırsınız.
Neml Suresi 32-35.nci ayetler bizlere Melike Belkıs’ın Sulhun ve Barışın korunması yolundaki tavrını güzel bir misal olarak/ ders olarak veriyor; Belkıs’ı bizler, günümüzde Yemen sınırları içerisinde yer alan, Sebe Krallığının Melikesi olarak biliyoruz
“Sonra Melike dedi; Ey Devlet büyükleri! Bana ne yapmam gerektiği konusunda yol gösterin. (Bilirsiniz ki), siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler; Biz güçlü savaşçı kimseleriz. Buyruk senindir, ne dersen onu yaparız. Melike dedi; “Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve toplumun önderlerini küçük düşürürler. Herhalde onlar da böyle yapacaklardır. Bu yüzden onlara elçilerle bir hediye göndereyim de, bakalım elçiler nasıl bir sonuçla dönecekler?” İstişareden yola çıkılarak makul kararların alınması keyfiyeti...
Cumhuriyet Türkiye’sinin son bir asır içerisinde en büyük mücadelesi, “Yurt ’ta Sulh, Cihân da Sulh!” düsturudur. O düştür nedir? İçeride ve dışarıda öncelikle Sulhun temini... Bir şeyde var ki, ecdat bizlere ne diyorlar; “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh”
Rahmetli Babam sürekli söylerlerdi, “sürekli düşmanın fevkinde olacaksın!”
Ecdat bizlere şöyle nasihat ederdi, “İlminle, hikmetinle, marifetinle, vakarınla, edebin ve adabınla, dosta güven, düşmana korku verecek!” bir duruşun olsun!
Şunu gayet iyi gördük ve yaşadık… Malazgirt (1071) bizlere, İstanbul’un fetih müjdesini (1453) haber veriyordu.
Devletin en zirve döneminde Kanuni, asrın ünlü Türk âlimi Yahya Efendi’ye sorar, “Bu ülke yıkılır mı?”
Yahya Efendi’nin cevabı, “Neme lazım dendiği zaman…”
Çanakkale’de büyük bir destan yazılıyor… Cihana, “Çanakkale geçilmez!” sözü hatırlatılıyor!
İngiliz Başbakanı William Eward Gladstone, “Biz bu Türkleri, savaş meydanlarına yenemiyoruz. Türkleri, yenebilmenin, dize getirebilmenin tek yolu var; Bu kitabı (Kur’an’ı) ellerinden almak!”
Ahzâb Suresi 21. Ayette şöyle buyrulur; “Gerçekten Allah’ı, ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size, Allah Resulünde (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır.”
O örnek nedir, “bütünüyle Kur’an ahlakıdır!”
Yahya Kemal’in, “Kahraman Ordumuza…” ithaf ettiği şiiri bir daha düşünerek okudum;
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”
Ve İslâm Âleminin en mualla Kale’si, “Anadolu!”
Birlikte oturup enine boyuna düşünelim? Ve en tabii olanda, ‘kendimizi sorgulayalım’ Erdemli insan olma/ veya Kâmil insan olma yolundaki gayretimiz nedir?
Söylerim sizlere, Anadolu’nun devamı olarak bilinen Irak’ın ve Suriye’nin ‘demografik yapısı yerle bir edilmedi mi?’ Malum, kontrolsüz olarak Anadolu Coğrafyasına akan göç dalgaları…
1980’lerden günümüze doğru, son kırk yıl içerisinde devam eden/ veya etmekte olan, “Özelleştirme Furyası…” Eğitimde, ‘zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması...’ Anadolu Coğrafyası gerçeğiyle örtüşmeyen bir uygulamanın getirilmesi... Bu ülke insanının, ‘köyünden, bağından, bahçesinden, toprağından koparılması…’
Okul kitaplarında, “kendi kendisine yeten yedi ülkeden biriyiz!” gerçeğiyle ne kadar yüzleşebileceğiz!
Toprağının, suyunun, havasının bereketiyle, “200 milyonu besleyebilecek Anadolu insanı…” giderek yaşlanıyor: Geniş aileden, ‘çekirdek aileye geçtik…’ İşin garabetine bakınız ki, şimdilerde, ‘çekirdek aile de olamıyoruz!’
Bir çetin hesap kurulur ülkem için… “Yarım Asır sonrasına… Bilemedin, bir asır sonrasına…”
Bu milleti cephede yenemeyenler, “büyük hileler, desiseler, entrikalar peşindeler…”
Enfâl Suresi 30. Ayette şöyle buyrulur; “… Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah’ta (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir!”
Bu milleti soykırımla suçlayanlar, “Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın sözlerine kulak kabartsınlar… Paşinyan, “soykırımı telaffuz etmiyordu!”
Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin sözleri de kayda şayandır, ‘‘Gönüllü Silahlı Birliklerin oluşturulması hataydı. Kayıtsız Şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı. Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı. Tehcir kararı amacına uygundu. Türkiye, savunma içgüdüsüyle
hareket etmişti. İngiliz işgali Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı. Ermenistan’da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı. Denizden denize Ermenistan Projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı. Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti. Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı. Taşnak Partisi’nin artık yapacağı bir şey yoktu; intihar etmeliydi.’’
İsrail, elbette Gazze’de yaptıklarının hesabını verecektir. Şurası var ki, “İsrail’in yaptığı soykırıma bütün dünyanın sessiz kalması…”
Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan, “İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Galant’ın yanı sıra Hamas’ın Gazze sorumlusu Yahya Sinvar ve siyasi lideri İsmail Haniye için de tutuklama emri çıkarılmasını talep ediyordu!”
ABD’nin ısrarlı baskılarına rağmen, mahkeme Başkanı, “elinizden geleni yapın bizi yıldıramazsınız!” diyeceklerdi.
Adalet elbette tecelli edecektir. 53 bin masum Filistinli Çocuk, İhtiyar başta olmak üzere korumasız insanın kanına giren İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı, ‘adaletten kaçamayacaklardır’
Sulhun ve Barışın korunması için, Adalet insanlığın, ‘olmazsa olmazıdır…’
İran Cumhurbaşkanı, İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında ölümü, ‘şüphe ve tereddütlerle dolu bir kazayı daha hafızalara taşıyacaktır’
Pakistan Devlet Başkanı General Ziya ’ül Hak, beş generali ile birlikte 17 Ağustos 1988’de uçak kazasında öleceklerdi…
Orgeneral Eşref Bitlis’in 17 Şubat 1993 tarihinde Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere bindiği uçak, kalkıştan kısa bir süre sonra düşecekti! Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası… Sır çözülememiş!
Sulh ve Barışı Korumak… Özellikle de, Ortadoğu ülkeleri açısından o kadar elzem ki…
Türk ve İslâm Âleminin maşeri vicdanında, Türkiye büyük bir umut olarak yaşanıyor. O umudun yeşermesinde, ‘huzuru, güveni, adaleti, istikrarı, Sulh ve Barışı solukluyorlar…’
Sulh ve Barışı Korumanın ilk adımı, Türk ve İslâm Âleminde güçlü ittifakların tesis edilmesidir. Bu ittifaklar kendi arasında; siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi ve savunma işbirliğini oluşturmasıdır...
Sulh ve Barışı güçlendiren bir önemli faktörde, ‘Birlik ve Beraberliğin tesisi...’ İktisadi olarak da, ‘refahın adaletli bir şekilde tabana yayılmasıdır’
Selam ve Muhabbetle