Sadece, ‘buğday üzerinden yola çıkarak...’ konuşmak bile bizlere toprağın kokusunu bahşediyor.
Bir hocamız bizlere, “Ben, buğday profesörüyüm...” derlerdi. Bu söz bizlere çok sıcak gelirdi.
Şöyle bir cümle kursam ne dersiniz, “ilk şehir devletlerinin ve yerleşik toplumların temel geçim kaynağı ve kültürel varlığı buğdaydır!”
Bir ifade daha kullanalım, “Buğdayın insanlık tarihindeki serüveni, göçebe hayat tarzını temelden değiştirmiştir.”
İlk tarım ve ekmeğin, İslami kaynaklara göre, “Hz. Âdem, Cebrail (a.s.)’ın kendisine ziraatı ve ekmek yapımını öğretmesiyle “buğday eken, un öğütüp ekmek yapan ilk insan...” olarak kabul görür.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Çatalhöyük’te yapılan kazılarda, “8.400 ila 9.000 yıllık kömürleşmiş buğday tohumları...” bizleri insanlık mirasının gıda cevherine götürüyor.
Göbeklitepe’deki kazılarda da, “en ilkel yabani buğday türlerinden siyez buğdayına ulaşılır!”
İnsanlık tarihinde, “Avcı- Toplayıcılıktan Tarıma Geçiş Süreci...” bu serüvenin asıl ürünü, Buğdaydır...
İnsanlık tarihinde, “Tarım Devrimi...” nüfus artışına imkânlar sağladığı gibi, insanlar arasında, ‘işbölümünü...’ çeşitlendirdi. İlk şehir kavramı da, ‘sanatın, mimarinin, yerleşik kültürün gelişmesine imkân hazırladı.’
Şehir ile ‘medeniyet’ kavramını birlikte düşünürüz. Bu kavramlar bizlere, ‘iş bölümünü, ticareti, ticaret kervanlarını, ulaşım yollarını, toplumsal sınıfların oluşmasına da zemin hazırlamıştır.’
Kur’an’da, “kıssaların en güzeli olarak da anılan Hz. Yusuf Kıssası...” bizlere, “Buğday ve Buğday Tohumu üzerinde ki senaryoyu da...” anlatır.
Yusuf Suresi 47.nci ayette şöyle buyrulur, “Yusuf Dedi ki; “ Yedi sene adediniz üzere ekeceksiniz. Biçtiklerinizi bir miktar yiyeceğiniz kadar ayırıp, başağında bırakın.” İnsanlığın, kıtlık yıllarına göre kendisini hazırlaması keyfiyeti... Buğdayın uzun süre bozulmadan saklanmasını sağlayan hikmetler...
Bakara Suresi 261.nci, ayet bizlere, o kadar nezih misaller sunuyor ki, “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, her bir başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohum tanesine benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu bol, ilmi sonsuzdur!”
Ekin tarlasını gezenler iyi bilirler, “Başak büyüdükçe boynunu eğer” Bu mütevazılığın eseridir.
Ecdat ne diyor, “Dolu başak eğilir, boş başak dik durur” Bilgeler, dolu başaklar misali boyunları sağa doğru eğik olarak yürürler.
Sadece, ‘Buğdayı yazmak...’ insanı/ insanlığı/ medeniyet dünyasını/ ve onun asırları kuşatan evrimini yazmaktır.
Günümüze geliyoruz. Tarladan soframıza uzanan bu köklü nimetin insanoğlunun ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Şöyle bir düşünelim?
Buğdayı öğüterek un haline getiriyorsunuz. Başta ekmek olmak üzere sofranıza, ‘börek, poğaça, kek vb.’ isimlerle uzanıyor. İrmik, makarna, erişte, şehriye... Benim adım/ aslım buğday der...
Geleneksel Bozkır Anadolu’nun bin bir çeşit yemekleri... ‘kısır, içli köfte...’ aslım Bulgur der, Yarma der.
Sarma/ Dolmalarda, Çorbalarda, Tatlılarda... Özüm, ‘Buğday...’ diyecektir. Hz. Âdem’den günümüze, “ben, İnsanoğlu’nun sofrası için varım...”
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) resmi istatistiklerine şöyle bir bakalım;
Yıl, 1955... / Ekilen Alan (Hektar), 7 milyon 60 bin.../ Üretim (Ton); 6 milyon 900 bin.../
Verim; (Dekar Başına /kg); 98.../ TMO Alımları (Ton) ; 942 bin ton/ Alım Karşılığı; yüzde 13,7
2005 Yılı.../ Ekilen Alan; 9 milyon 250 bin hektar/ Üretim, 21 milyon 500 bin ton//
Verim, 232 kg/Dekar.../ TMO Alımı 4 milyon 171 bin ton// Üretimin yüzde 19,4’ü alınmış…
2018 Yılı.../ Ekilen Alan, 7 milyon 299 bin Hektar/ 20 milyon ton Üretim/
274 hektar başına düşen verim Kg/ Dekar/ 2 milyon 359 bin ton alınan miktar/
TMO, yüzde 11,8’ini almış...
**
Buğday, insanlık tarihinde stratejik bir ürün olarak kabul görür. Yıllar itibariyle Buğday ekiminden haşatına kadar geçen serüveni şöyle değerlendirebiliriz. Ekstantif ( yaygın/ilkel) tarımdan, İntansif (Yoğun) tarıma geçildiğini görüyoruz. Artık, yüksek kaliteli verim almanın standart tarım uygulaması görülür. Tarım mutlaka ve özellikle, ‘Buğday büyük ölçüde teşvik edilmelidir’
EKMEĞİN HİKÂYESİ
Güz mevsimi, bir çiftçinin elinde
Rast gele bir toprağa atıldım...
Sarmaladı toprak bir ana gibi
Çiğ düştü üstüme filizlendim
Toprağa tohumun düştüğü anda
Nimetin külfete teri dökülür
Seyreyle âlemi gönül gözüyle
Dört mevsimde, ömrün sırrı çözülür
Her tanesi tohumun bir başak verir
Kar, sıcak bir örtü oldu üstüme
Ayazdan korudu, bahara erdi
Ilık rüzgârlar esti üstüme...
Bahar yağmuruyla coştukça coştum
Topraktan hayata koştukça koştum
Rüzgâr nem taşıdı, güneşse hayat;
Başalar içinde kuşlarla konuştum
Mevsimler, bir ömür gibi geçmişti
Âdem’e mihnet yolunu açmıştı
Dünya harman yeri, savrulan buğday
Taneler, can pazarına düşmüştü
O can pazarı, rızkın eleğinde
Değirmen taşı dönerde, ha döner
Daralandım, ufalandım, elendim
Şükür, nimete döner de ha döner!
Buğday tanesinde kurulu dünya
Sular akar vadilerden deryaya
Onda hamurumuz büyülü künye!
Derviş, ayak yalın yürü der, yaya!