Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Tarih dile gelsin

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

İRAN DEDİĞİMİZ

İran dediğiniz yurt, Türkistan’dır

Gazne, Büyük Selçuklu, Harzemşahlar

İlhanlılar, Timur, Karakoyunlar,

Akkoyun, Safevi, Afşar ve Kaçar

Beylikler, Hanlar. Hanedanlar geçmiş,

Türk yurtları, iz bırakarak geçmiş

Tebriz, Hanedan, Şiraz, Meşhed, Kazvin,

Şehriyâr'ı da dinle, öz yurdunda

Tarih dile gelsin öz diyarında

TARİH DİLE GELSİN

Yürekten, tarih dile gelsin, derdim

Er kişi, muradına ersin derdim

Bilgi kirlenmesi en büyük derdim

Derdimi, dert ile yıkamak olmaz

Hasta bir konakta ikâmet olmaz

DOĞRU İLE YANLIŞ

Doğru ile yanlış yanyana gelmez

İfrat ile tefrit, dünyanı almaz!

Sütü haram olanın yüzü gülmez

Gözlerin kalbine çakılı kalsın

İfaden, gönül boyasını alsın

DİL, AKLIN RİTMİNDE

Dil kalbin ritminde, sözü bal etsin

Kâh sükûnet içinde, abdal etsin

Hamiyetli tavırla efdal etsin

Kök üstünde gövde nice dal versin

Her daldan şerbetine al versin

AĞIN, EKREM İSPİR KONAĞINDA...

Ağın, Ekrem İspir Konağındayız

O ruhani iklimin çağındayız

Geçmişe birlikte yolculuk yapmak

Hatıralarda, eski Ağındayız

Eski ile yeni arasındaki farkı

Gördüm, özümde yaşadığım barkı

Yarım asır içinde dönen çarkı

Anlatan, Ekrem İspir Konağındayız

KERBELA

On Ekim altı yüz seksen tarihi

(10 Muharrem 61 tarihi)

Zifiri karanlığın çöktüğü gün

Dünyanın bozulan, ‘eksen tarihi’

Muhammed'i kanını ‘döktüğü’ gün

Kırık kalplerle hep ansan tarihi

Güneşi menzilinden söktüğü gün

Asrın insafına çeksen tarihi

Şehadetin göğsüme aktığı gün

Mazlumların ahı, çığlık tarihi

Kerbela mahşerini andığı gün

GAZZE’DE...

Gazze'de kâh öfkeme kanat takar,

Kâh çatlayan sabır taşına bakar,

Tükürün derim, vahşetin yüzüne

Tükürün, melun ‘un yalan sözüne

Yakın elbet, mazlumun kıyam vakti

Mazlumun sözü kana kana akar

MERHAMET GÖZYAŞI

İnsan olanda, merhamet, gözyaşı

Kerbelâ derdine, deruni aşı

Merhem sürseler geçmez bu acı

Böyle acıya bulunmaz utacı

Asırların utancıyla yürür zaman

TELEFONDAKİ SES

Telefondaki ses, dostun sesidir

O seste, gönül fırtınaları eser

Bir sevincin, hasretin nefesidir

Sırtında taşıdığı küfesidir

Bu ses, gönüllerin esintisidir

Es rüzgâr es, serinliğinle gel…

SIR

Sır, bazen seninle mezara gider

Sır, bazen yaydan fırlar menziline...

Sır, bazen de, sabırla mayalanır

Sır, irfan ehliyle pazara gider

SABIR

Sabır, hakta bir mum kimin erimek

Canı, nefesi velinimet bilmek

Tahammül, için için direnmek

Nefsin, arzu heveslerini yenmek

Kahramanlar, sade sözde çıkmasın

Özüm, kalbe dokunmadan akmasın

HASTAHANE DUVARLARI

Hastahane duvarları buz gibi

Hayatın çığlıklarını dinler gibi

Su sesi, kuş sesinden uzaklaşır

Koca âlem seninle inler gibi

HASTAHANE...

Hastahane, sabrın çözüldüğü yer

Dert dolu gözlerin süzüldüğü yer

Yorgun gönüllerin üzüldüğü yer

Soğuk hayallere akar giderim...

HASTAHANE YOLUNDA

Mahcup, mahzun yüzler de hicap

Görürüm o yüzleri; harap, bitap

Kalmamış yüreğinin sesi, hitap

Hastahane yolunda, soğuk rüzgârlar

Yazarın Diğer Yazıları