Muş İlimizin şairlerini ilk defa, “49 Kelam Muş’lu Şairler Şiir Antolojisi” eserinde daha yakından buluşan bu eserde Muş İlimizi ve Sanat Dünyasını daha yakından tanımıştım. O yıllarda, Muş İletişim Fakültesi Dekanlığı yapmakta bulunan Tamella Aliyeva’nın nefis bir önsöz yazısını da dikkatle okumuştum. Bu eserin hazırlanmasında en büyük emektarda, Mustafa Yıldızoğlu’ydu.
Şiir için, “ak yazı!” derler. Hadis, “şiir sözünde hikmet vardır!” Sadık Tural Hoca şiir için, “Nutku İlahi!” derler. Azerbaycan’ın meşhur şairi Nebi Hezri, “dertliler dünyada yarım peygamber/ Dertsizler dünyada yarım insandır” der.
Şairler ve Yazarlar, bulundukları coğrafyanın, “ufuk ve gönül açıcı aydınlarıdır!” Bulundukları şehirde, “edebi mahfilleri...” şair ve yazarlarımız oluştururlar. O sebepledir ki, “şiire, sanata, edebiyata vs.” önem veren illerimizde, ‘tebessüm eden yüzlerin oluştuğunu...’ görmekteyiz. Şüphesiz ki, “Şiir, Sanat ve Edebiyatı ilim muhiti besler...” Sahip çıkılmadı mı göç eder.
Muş İlimizde, Şiir, Sanat ve Edebiyatın köklü bir alt yapısı olduğunu görmek bizleri sevindiriyor. Bizler, “toprağın çoraklaşması kadar gönüllerinde çoraklaşmasından endişe ederiz!” Bu bağlamda en büyük arzumuz nedir, “Şiir, Sanat ve Edebiyat alanındaki faaliyetlerin sıklaştırılması...” Öyleki, Uluslararası bir misyonu yüklenebilmesidir. Bizler ancak hâlihazırda, Muşlu Şairlerimize, “Sosyal Medya Platformunda...” ulaşabiliyoruz. Arzu ederdik ki, “Muşlu Şair ve Yazarlarımızın bir mekânları olsun! Muş İlimizde bir edebi dergileri olsun! Yıl içerisinde Şiir, Musiki ve Divan Sohbetleri sıklıkla gerçekleşsin! Okullarımızda, şiir ve edebiyata daha fazla yer verilsin!” Bütün bunlar kalbi ve hasbi duygularla beslenen birer arzudur, niyettir. Elâzığ İlimizde, 1990’lı yıllarda, İl Özel İdareye ait bulunan, “Vali Saim Çotur İş Merkezinde yıllarca birçok Kültür ve Sanat Kurumunun Ofisleri vardı...”
O yıllarda, bu mekânlardan o kadar güçlü hizmetler üretildi ki... Tabiatıyla, “Şehir kazandı...”
En acısı nedir, ‘sahiplenilmemektir...’ Sıklıkla, ‘ufuk ve gaye insan’ deriz. ‘erdemli insandan, erdemli topluma/ veya şehire giden yol...’ deriz. Bütün bunlar, ‘emekle’ olur. Bir söz vardır, “yarın geçilecek yolları bugünkü nesiller inşa eder!”
Muş İlimiz, “Malazgirt-1071 ile bilinir... Sultan Alparslan diyarı olarak bilinir...” Muş İlimiz, “Kalesiyle, Ulu Camisiyle, Tarihi Köprüsüyle ve mekânlarıyla...” Anadolu Coğrafyasının kadim bir şehridir. Bütün bunlar, Muş İlimiz için büyük bir nimettir.
Bir şairimiz ne diyorlar, “Şiir bir aynadır; bakan her gönül onda kendi suretini, kendi derdini ve kendi neşesini görür.”
Şairlerimiz öyle güzel ayna tutuyorlar ki, ben şahsen Muş ilinin gizemine/ sır gibi kalmış efsanevi güzelliklerine şairlerimizin eserleriyle vakıf oldum diyebilirim.
Cihat Kanak’ın, “Memleketim” şiirinden,
“Bir yaralı köprünün yol verdiği il,
Tatlı bir şivesi var, şerbetten bir dil,
Misafirine hancıdır, yolcusuna yol,
Şirinlikler yurdu, Muş’u gördün mü?”
Muş ilimizi, onun münevver insanını, dilini, kültürünü, örfünü o kadar nezih bir tavırla mısralara yerleştirmiş ki, ‘yaşadığımız değerlerle...’ bizleri buluşturuyor.
Mustafa Yıldızoğlu kardeşimiz, “zaman kimseyi değiştirmez, sadece maskesini düşürür!” Doğru, dürüst, samimi, kadirşinas dostlarla yol yürümek insana, ‘hayatı güzelleştiriyor’
İlhami Sönmez’in şu mısraları, “uyu Mehmet’im bu gece,/ Gurbet seni üşütmesin/ Al yorganım örtün kurban,/ Burdur soğuk üşütmesin.” Merhametin, şefkatin sıcaklığında kendinizi buluyorsunuz.
Mizbah Çelik kardeşimiz, “Ben seni geçip giden bir düşünce gibi değil, / Hergün biraz daha yerini bulan bir his gibi sevdim./ Gelmende şart değil, bilmen yeter;” Sevgiye o kadar muhtacız ki, dostluklar sevgi üzerinde kurulur.
Ozan Onur Seyitoğlu, “Seni Muş Diye Sevdim” şiirinden;
“Viran olduğu yerdir bir, imparatorluğun
Allah Allah sesleri yer-gök inledi o gün
Kana boyanmış yer-gök Bayrak imandı o gün
Ben seni şu Malazgirt Alparslan diye sevdim;”
Bülent Polat kardeşimiz, “Cennetimi Kim Çaldı” şiirinden,
Cennetimizi kim çaldı
Yoktu aslından farkı
Numune-i şahane idi
Sevmiş yaratmış yaradan
Vermiş ha Vermiş her güzellikten
Altından, Elmastan, Zümrütten
Huzur, mutluluk yurduydu
Irmaklar, denizler, göller
Şerbetten âlâ Ab-ı hayat suları...”
Bu mısralar, bizlerde biraz da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Bursa’da zaman” şiirini hatırlattı...
Mustafa Yıldızoğlu, “Bazı vedaların söze ihtiyacı olmaz. Başını önüne alır ve gidersin!”
Ağır, zor veya çetinde olsa, ‘hakikatle yüzleşeceğiz’
Mehmet Zahir Ertekin Hocamızdan,
“Gözlerinde hayât süren bir esîr
Dağlanmış kalbiyle hep şevke gelir
Hakk’ın cemâlidir güzelde zâhir
Melâ dudaklara dâir söyleşir
Ne gerek var başka bahse, suâle”
Şairimiz Suphi Lale’nin, insanı etkileyen nefis mısralarından,
“Anlamaz bibaht olan, insanlar anlar bizi.
Her seherde bülbül kimi nalan olan anlar bizi.
Açılıp güller kimi handan olan anlar bizi.”
Bize ait olan bir şiirimizi de burada paylaşmak istiyorum
“Şairin uykusu, sığ suya benzer
Mısralar, gök mavisi renge benzer
Ahengi, kır yeleli ata benzer
Hevesi, gökçe bir çadıra benzer
Kâh konar, kâh göçer bir cana benzer
Kırk çiçekten süzülmüş bala benzer”
Cihat Kanak’ın, “Bir İnat Uğruna” şiiri mutlaka okunmalıdır, diyorum;
“Dün çarşıda gördüm, başını eğdin,
Geçtin de bir kere dönüp bakmadın.
Onca yıl hatırımı bir hiçe saydın,
Bana öyle bakman zoruma gitti.”
İlhami Sönmez,
“Tevbe eyle geç kalmadan,
Kabir ağzın açılmadan,
Hâk divanı kurulmadan,
Mahşerde ak yüzün gülsün.”
Mizbah Çelik, “Muş İlimiz!” için yürekten haykıracaktır,
“Bir şehirden öte,
Yaşayan bir destanın adıdır.
Nehirleri kadar coşkun,
Kalesi kadar mağrur,
Ovası kadar sonsuz,
Tarihi kadar büyük…
Anadolu kadar asildir,”
Sözü, Mustafa Yıldızoğlu ile noktalayalım,
“İbadet ağır bir yük değil/ Ruhu besleyen gıdadır!”
Muş İlimiz, şairleriyle bahtlı, tahtlı ve şanslı bir ilimizdir. Bu mualla şehrimizin ve kadirşinas aydınlarının kıymetini bilelim, efendim.