Türkülerimiz bizlere başlı başına derstir, geçmişle muhabbettir, dertleşmektir. Acıları, sevinçleri, çığlıkları, büyük sevdaları paylaşmaktır, üleşmektir. Ecdat, “acılar paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça çoğalır!” Paylaşmak/ veya üleşmek bizleri, hisleri güçlü milletin birer evladı yapar.
“Hüseynik'ten çıktım Şeher yoluna
Can ağrısı tesir etti koluma
Yâradan'ım merhamet et kuluna...”
Şu mısralar, o kadar içten, o kadar sımsıcak cana yakın ki, “Yâradan’ım merhamet et kuluna...” bir dua, bir yakarış, Hakk’a sığınmadır.
“Hüseynik’ten çıktım Şeher yoluna!
Can ağrısı tesir etti koluma!”
Tarihi Şeher Yolunu, hayal ediyorum. Takriben iki km’yi aşan bir yol... Yol güzergâhında, tarihi çeşmeler, dinlenme mekânları... O taş yollar, kâh atlarla kâh yaya olarak gidilirdi. Telgrafçı Akif’in yol güzergâhı...
Yollar uzandıkça karşımıza, ‘menziller çıkacaktır, tarihi hanlar çıkacaktır’
Faruk Nafiz Çamlıbel’in, “1922 yılında Ulukışla’dan Kayseri’ye yaptığı üç günlük at arabası yolculuğunu anlatan o muhteşem Han Duvarları şiirinde yol, öyle güçlü bir temayla işlenmiş ki; o tema da sizler Anadolu’nun ıssızlığını, gurbet duygusunu, iç dünyanızdaki bilumum zenginlikleri mısralara mana elbisesi giydirerek bir zevki ve estetiği yaşatıyorsunuz!”
Birgün Hüseynik’ten Şeher Yoluna, ‘geçmişi tahayyül ederek’ yürüyeyim dedim. O yollarda, “Hüseynik Türküsü...” bizlerde his yağmurları oluşturdu, dersem yeridir. “Yol Verin Dağlar!” bu yolların iz düşümüdür; Yol verin dağlar, şehrime varayım/ Garipler ağlar, bağrıma sarayım/ Hüzünlü gördüm bugün şehrimi/ Yol verin, derdine deva arayım!”
Yol teması şiir ve edebiyatımızda sıklıkla işlenen bir temadır. “Yol Olur” şiirimizi sizlerle paylaşmak isterim;
“Dünün at izi, bugüne yol olur
Derviş Gaziler, vatana yol olur
Gönüller safta, secdeye yol olur
Ol nefesler, Hak'ka giden yol olur
Seyret âlemi, vuslata yol olur
Akan nehirler, deryaya yol olur
Hakkı birleyen, rahmete yol olur
O yollar, meyve veren ağaç olur
Dualar, her nimete şükran olur”
Hüseynik Türküsünde, ‘ağıt vardır...’
“Telgrafın direkleri sayılmaz
Ati Hanım baygın düşmüş ayılmaz
Böyle canlar teneşire koyulmaz”
Ağıt yakma geleneği, asırların feryadı olarak da karşımıza çıkar. Bizim kültürümüzde, ‘sagu ve yuğ törenleri...’ sözlü bir geleneği hafızalara taşır. Türkülerle bizler, ‘vatan sınırlarımızı çizeriz...’ Türkülerde o kadar güçlü bir his vardır ki, sizleri kendisine bütünüyle cezbeder. “Türküler Coğrafyam!” şiirimizi de siz kıymetli okuyucularla paylaşmak istiyorum;
“Türkülerin de bir dili vardır;
O dil, bizim ‘gönül dilimiz’
Türkülerinde bir coğrafyası vardır;
O coğrafya, bizim ‘gönül coğrafyamız…’
Ruhumuzdan yükselen sesle, Türkçeye, ‘fetih dili’ deriz!
O dilin ezgisinde, makamlarımız;
Dağa, taşa, toprağa, yola, köprüye,
Ve bütün hatıralarınıza, ‘nüfuz…’ eder!
Türküler, coğrafyanın ‘ses tapusudur’
“Yeşil Tuna” Fırat’la, Nil’le yoldaştır!
O nağmelerde, ‘Evlad-ı Fatihan Ruhu’
Türküler bizi söyler, bizi anlatır
Türkülerde, yürek aşkımız,
Türküler, bam telimizdir.
Türküler, kâh azığımız, kâh sırdaşımız!
Koca bir bulut kümesinde,
Hüznüm, sevincim, kederim akar!
Sımsıcak bir esintidir, rüzgârların dilinde;
İncecikten dökülür, ruhuma yürür nağmeleri…
Türküler; Zeybektir, Horondur, Halaydır, Bardır
Türküler; deyiştir, koşmadır, semahtır
Türküler; Baraktır, bozlaktır, hoyrattır, divandır, mugamdır
Türkülerde yaşarız; yol havasını, yayla havasını, gurbet havasını!
Türküler ‘dünyamızdır…’
Türküler kâh ninni olurlar, kâh ağıt!
Türküler, hayatın duygu vadisidir
Türküler, gökkuşağımız!”,
Hüseynik Türküsü, bizleri edebiyatımızın geçmişte sıklıkla kullanılan imgelerine, temalarına, söz eksenlerine götürdü.
Lütfi gelsin telgrafın başına
Bir tel vursun Musul'da gardaş'ıma
Bu gençlikte neler geldi başıma”
Yolculuğun baharı, yazı bitmiş. Güz mevsimi gelmiş, hazan düşmüş toprağa. Yaprak, ak düşen saçlara benzer. Bizlerde yolcuyuz, ‘Baki Âleme’
İçten bir ah çekerek sesleniyor, mısraların diliyle, “Lütfi gelsin telgrafın başına!”
Telgraf, ‘sestir...’ O seste, ‘bekleyişler, endişeler, sevinçler, acılar...’ yürür.
İstanbul yöresine ait anonim bir türkümüz vardır, “Telgrafın tellerine kuşlar mı konar/ Herkes sevdiğine de canım (yavrum) böyle mi yanar!”
Hüseynik Türküsüyle bizler geçmişe yolculuk yapıyoruz. Geçmiş, daha sade, daha duyarlı, daha içten, daha candan... Bizler, Harput diyarına gönül dolusu sevdayla gideriz. Garip kuşun hasret tüten edasıyla başbaşa kalırız.
Bu yolda zorlukta var, kolaylıkta/ Zorluk sabır ister, kolaylık şükür/ Sıkıntı, deva bulur iyilikte/
Hayır, infak ister, infakta hayır/ Bir tebessümde nice güller açar/ Gül aşkın koncası ruhumda açar
YOL ARKADAŞIM KALDIRIMLAR
-1- Akşam, gündüzün hicap örtüsü
Edebin vuslat vaktidir!
Işıkların raksında, Akşamı ağırlarım..
Elâzığ’ın izbe kaldırımlarında,
Bir ömrü soluklarım! ..
Her gün, gün aşımı yol arkadaşım
Kader arkadaşım kaldırımlar,
Sırrımın kadim ortağı! .
-11 Örgüsü elimizde çözülen zamanı,
Akıl ilmikleriyle düğümlerim!
Bir asrın öncesinde; şu yollar da,
Ilgıt esen rüzgâr serinliğinde,
Toprak, sıcağın terini dökermiş!
Gün yorgunluğunu emek yıkarmış! .
Buğday, başaklarıyla boyun bükermiş! ..
Çoban, Sürsürü de koyun güdermiş! ..
Toprak o hazzın mahcup edasında! !
Dinlenir, Hafız’ın hoş sedasında! .
Ellerim asrın mağrur yakasında,
Bilenir, buz tutan ayazında! ..
Ah, beynimden yıldırımlar düşer
Gölgemin peşinden kaldırımlar koşar! .
Tarihime, talihime yol açar
Yol uzanır, ben giderim peşinden
Öksüzü, yetim kimsesiz kovalar! !
Çaresizlik üstüne yağar dualar
Tüy hafifliğinde rahmet sağanağı! .
Karanlığa, hilal nakışlarıyla,
Deryalardan, yüzerek süzer ışık! ..
Aşk fitili yıldızlar, sükûta alışık!
Bu hengâmede, aklın ritmindeyim!
Saklım yok, düşüncenin hatmindeyim! .
Düşünce, düşlere incecik yorgan
Boynuma geçirilmiş garip urgan! !
Taşır bizi ideler ülkesine..
Bu gizem; kâh Turandır, kâh Sinandır! .
Çölü geçen nice kutlu imandır..
Güçlüğe, zorluğa gözler yamandır
Tarihin yazılacağı zamandır
Batıdan doğuya, Anadolu kapıdır
Bu ne sağlam, ne muazzam yapıdır
Kilit sende, anahtar sende;
Ya ilim, ya marifet hangi kanda?
Ararsan bulursun; O kan da sende!