31 Mart 2026 tarihinde, (Harput’ta medfûn) Elâzığ Manas Yayınevi’nde
asrın büyük velilerinden Osman Bedreddin Erzurumi Hz (İmam Efendi)
konuşmak, gerçekte bizler için bir edep, vakar, tevazu dersiydi...
Öylesine hikmetlerle dolu nurani bir hayat ki, o hayatın meftûnu/
hayranı oluyorduk Bir kutlu hadiste şöyle buyrulur, “Muhakkak âlimler,
peygamberlerin vârisleridir” Allah dostları (veliler), peygamberlerin
manevi varisleri sayılır.
Yunus Suresi 62-63-64.nci ayette şöyle buyrulur; “Dikkat edin!
Şüphesiz, Allah’ın veli (kul)larına hiçbir korku yoktur ve onlar
mahzun (da) olmayacaklardır.” “Onlar, iman edip (günahlardan)
sakınmakta olan kimselerdir.” “Dünya hayatında da, ahirette de (en
büyük) müjde onlaradır. Allah’ın kelimelerinde (size verdiği sözlerde)
değişme yoktur! İşte büyük kurtuluş ancak budur!”
Bir Hadiste şöyle buyrulur, “Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri
zaman Allah hatırlanır.”
Yüksek bir ilme, yüksek bir ahlak ve marifete, ihlas ve tefekküre
sahip insanlara ne mutlu... Onlara, dost ve arkadaş olanlara ne
mutlu... “Kişi, arkadaşının yolu/ dini üzerinedir.”
31 Mart 2026 Salı Günü, Saat, 09.30’da Elâzığ Manas Yayınevi’nde;
İmam Efendi Hz. Torunu Mehmet Uz, Mahmut Samini Haz. Torunu Sadettin
Bilici, Şener Bulut,
Prof. Dr Zakir Azizov, Ufuk Balcı Tahsin Öztürk, Muammer Aksoy, Naci
Sönmez, Osman Bulut, Osman Bedrettin Yapar, Prof. Dr. Tarık Özcan,
Prof. Dr. Muhammed Cihat Tuna, Mahmut Öztürk,
İlhami Bulut, Zekeriya Bican, Mahir Gürbüz, İhsan Nazik, Ahmet
Demir, İzzettin Dönmez, Ahmet Demir, İzzettin Dönmez, Ergün Yılmaz,
Doğan Sever gibi Elâzığ şehrinin her biri kâlem ve kelam ehli, ilim
muhitinin güzel insanları bir araya gelmişlerdi. Gerçekten de, manevi
bir haz alacağımız ruhani bir atmosfer vardı.
İmam Efendi Hazretlerinin hayatını en yakınında bulunan insanlardan
dinlemek, o sözlerdeki bedii izzet ve ikramın tadına varmak da apayrı
bir güzellik...
Osman Bedreddin Erzurumî Hazretlerinin her birimize model olacak örnek
hayatlarında, ‘Tevhit yolunda bir vuslat çizgisi...’ görürsünüz. 1858
(H.1274) Erzurum’da başlayan bu nurani hayat, 1924 (H.1340) tarihinde
Harput’ta, Hakkın huzuruna yürüyecekti...
İmam Efendi Hz. ilk derslerini bir âlim ve mualla insan olan Seyyid
Selman Sükûti efendiden alacaklardı Güçlü bir eğitim ve mükemmel bir
terbiye ile hayata merhaba demek ne asil bir şey... İmam Efendi Hz
henüz 9 yaşında Kur’an’ı Kerimi ezberleme şerefine nail olacaklardı.
Medrese tahsili... Doyasıya örenme iştiyakında olan İmam Efendi Hz,
“tefsir, hadis, fıkıh gibi temel ilimlerde derinleşeceklerdi!” Bu
ilimlerde derinleştikçe de, ‘sabrı, sükûtu...’ artacaktı. Hocaları ve
arkadaşları, üstün halleri, kabiliyeti, kavrayışı gibi iç dünyasını
zenginleştiren duruşuna, “sessizce Osman Bedreddin!” demeye baladılar.
İmam Efendi Hz Medrese Hocası Tahir Efendinin sözleri dikkatlere
ayandır, “Molla Hafız bütün bildiklerimi sana örettim. Ayrıca
bilmediklerimi de örettim... Artık senin, ilmi benden daha fazla bir
hocanın dersine devam etmen gerekiyor. Bugünden itibaren ders
veremeyeceğim.”
İmam Efendinin Medreseden ayrılışında hüzün yağmurlarıyla beslenen
nezih bir sözü var; “Dertliyim, derdim derin, derdime derman için sana
geldim yâ Muîn!”
Cenab-ı Allah, İmam Efendinin yetişmesinde Buhara’dan, Seyyid Ahmet
Merâmî Hazretlerini vesile kılacaktı. Bu Veli insan, Buhara’dan
Erzurum’a gelecek ve Hasankale’nin Bevelkasım Köyünde İmamlık görevine
başlayacaklardı. Harikulade hadiseler birbirini takip edecektir.
Yıllarca, İmam Efendi Haz. Erzurum’dan Bevelkasım Köyüne üç saatlik
yolu gün içerisinde, ‘İlim Tahsili için...’ meşakkati, şefkat yoluna
çevireceklerdi. Bir kış günü amansız bir tipiyle birlikte dondurucu
soğuk yolunu/ takatini kesecekti! İmam Efendinin dilinden dökülen
mısralar; “Hak şerleri hayreyler/ Zannetme ki gayreyler,/ Ârif anı
seyreyler/ Mevla görelim n’eyler/ N’eylerse güzel eyler!” Bir beyaz
atlı gelir... Atından iner, İmam Efendiye, Meşin bir kırbadan şerbet
içirir. Heybesinden ikramda bulunur. İmam Efendi sadece bir hurma
alır. Kanaat budur işte! Bu beyaz atlı Hızır aleyhiselamdır. İmam
Efendiye duada bulunurlar; “Nasibin açık, feyzin bereketli,
misafirlerin senin gibi kanaatkâr, sofran mübarek olsun. Hocana benden
selâm söyle!” der. İmam Efendiyi, Hocasının kapısında bıraktıktan
sonra uzaklaşır.
Seyit Ahmet Merâmî Hazretleri, İmam Efendiye; “Biz memleketi,
memlekettekiler de bizi arzuluyor. Vâris-i enbiyâ meşârık-ı evliya (
Peygamberlerin vârisi ve veliler güneşi) olarak bir mürşid-i kâmil
aramaya hak ve salahiyet kazandınız. Cenab-ı Hak hayırlısıyla muvaffak
buyursun” der ve dersini sonlandırır. Halden hale, mertebelerden nice
mertebelere geçiş... Allah ve Resulünün aşkıyla yanıp tutuşan kutlu
bir şahsiyet ve onun kutlu yolculuğu karşısına, “93 harbini...”
çıkaracaktır. 8 Kasım 1877 tarihinde vuku bulan bu harbin içerisinde
ki harikulade ki haller... “Ayaz Paşa Câmii şerifi minaresinden İmam
Efendi Hazretlerinin okuduğu Sabah Ezanı...” Ruhları irşad eden manevi
cereyan, Erzurum halkını ayağa kaldıracaktır. Allah Allah nidalarında,
Aziziye tabyaları Moskov işgalinden kurtulacaktı...
Gazi Ahmet Muhtar Paşa, “Erzurum halkına manevi cereyanı aşılayan
Ezan-ı Muhammediyi kimin okuduğu suali...” O sualin cevabında,
“Erzurum’un Abdurrahman Ağa mahallesinden Hoca Selman Sükuti Efendinin
oğlu Hafız Osman Bedreddin...” olduğu öğrenilir. Bu muhterem zat,
“heybetli, vakarlı, temkinli hareketleriyle ve bilhassa düşmanı taşla
kovalıyordu. Attığı her taş mutlaka hedefine ulaşıyor ve bir düşman
askerini öldürüyordu. İkinci bir taşı atması için yere eğilip almasına
lüzum kalmıyordu! Taş kendiliğinden eline yükseliyor o da atıyordu...”
Bundan sonra Osman Bedreddin Haz. “28.nci alayın 3.ncü taburu
imamlığına tayin edileceklerdi”
Bu yöre halkı arasında da, “İmam Efendi...” olarak çağrılacaktı. İmam
Efendi Haz. Asrın önemli bilgeleriyle de sohbetleri olacaktır İmam
Efendi’nin taburu, Diyarbakır’a taşınacaktır. İmam Efendi Hz aradığı
mürşidi, Palu’da bulacaklar. Asrın velilerinden, “Mahmut Samini
Hazretleri...” Burada da, harikulade haller vardır; O haller, insan-ı
kâmillerin manevi irşatlarını bizlere anlatan hallerdir.
Anadolu’nun metin ellerde, nasıl inşa ve ihya edildiğini tefekkür
etmeliyiz. 13.ncü asırda; Yunusları, Mevlanaları, Hacı Bektaşi
Velileri, Ahi Evranları vesaire bu milletin kutlu yürüyüşüne vesile
kılan Yüce Yaradan, 19.ncu yüzyılın buhranlı yıllarında bu milletin
kurtuluşuna kapı açacaktı...
Geliniz, Harput’u tefekkür edelim... Harput, bir deryadır… Tebrizli
Şair Nesir Payguzar, 'Harput, Asya'nın gül bahçesidir/ Bu kadar
güzellik onun besidir' derken sözün özüne dokunmuşlardır. Harput
ikliminde; Fatih Ahmet Baba, Ankuzu Baba, Arab Baba, Beşik Baba, Ahi
Musa, Murat Baba, Ali Septi, Mahmut Samini İmam Efendi, Beyzade
Efendi, Seyit Ahmet Çapakçuri, Hacı Muharrem Hilmi Efendi, Hacı Tevfik
Efendi, Ömer Naimi Efendi, Ömer Hüdai Baba ve daha niceleri ‘Şehitler,
Sadıklar ve Sıddıklarla…' birlikte olmak! Ulu Cami'de, saf
tuttuğunuzda o manevi huzuru yaşarsınız, manevi ihramı üzerinizde
hissedersiniz!
Bu manevi zenginlik bizlere de, 'güç vermekte…' Daha büyük ufuklara
yönelmemizde gayretlerimizi artırmaktadır… Harput’tan bakınca,
Doğu'nun tılsımlı dünyasına kendinizi kaptırıyorsunuz… Van’da, 'Arvasi
ailesi…' İlim ve hikmetle derinleşen coğrafyanın manevi ocağı…
Abdülhakim Arvasi (1865–1943) Üstat Necip Fazıl'ında mürşididir…
Kabri, Bağlum’dadır… Bingöl’de, Yusuf Harputi…
Bitlis’te, Abdurrahman Tagi… Diyarbakır’da, Şeyh Yusuf Hemedani…
Erzincan’da, Terzi Baba… Erzurum’da, Abdurrahman Gazi… Hakkâri’de,
Taha-i Hakkâri… Kars’ta, Muhammed Karsi… Malatya’da, Hamid-i Aksarayi,
Somuncu Baba, Arapkirli Ömer Baba…
Mardin’de; Musa bin Mahin Mardini, Yunus bin Yusuf eş-Şeybani…
Siirt'te; İsmail Fakirullah, İbrahim Hakkı Erzurumi...
Şanlıurfa’da; Hayat bin Kays el-Harrani, Şeyh Mesut Horasani…
Şırnak’ta; Ahmet Cezeri…
Her biri, ‘efsane şahsiyetler…’ Onlar bu coğrafyanın, “Manevi bekçileri…”
Şehitler, Sıddıklar, Sadıklar; Âlimler, Arifler, Evliyalar silsilesi…
İmam Efendi Hazretlerinin gelecek nesillere en güzel hediyeleri de,
şüphesiz ki eserleri olmuştur. Gülzar-ı Samini, Gülbün-i İrşâd,
Mecalis-i Saminiye isimli eserleri mutlaka okunmalıdır.
İmam Efendi Hazretlerinin Tabur İmamlığında, 17 yılı, Çemişgezek’te
geçecektir Burada, en yakınında bulunan bir isim, 1 Dönem T.B.M.M’nde
Milletvekili olarak bulunan Nusret Saraçoğlu (Dede Nüzhed) olacaklar.
Çemişgezek’ten sonra ki, şu fani âlemdeki durağı Harput Şehri
olacaktır. Harput bir medeniyet havzasıdır. Fırat, bu havzayı besleyen
bir numune-i işarettir. Bu yörelerin ihyası için ter döken Allah
dostlarına selâm ediyoruz...
Bizler, İmam Efendi Hazretlerini Babamızdan, ninemizden, büyük
amcalarımızdan büyük bir feyiz alarak dinledik O atmosfer içerisinde
yetiştik. 31 Mart 2026 Tarihinde, İmam Efendi ile ilgili sohbetlerde,
‘aynı ruhaniyeti yaşadık’ O tefekkür ikliminden nasiplenmek de ayrı
bir tat/ veya lezzet insana veriyor.
1911 yılında, İmam Efendi ile birlikte Hacca giden amcalarımız; Hacı
Osman ve Hacı Keleş Efendinin ailemize anlattıkları hatıralar, “İmam
Efendi Hazretlerinin fasih bir Arapça ile sohbetlerine şahitlik
ediyorlar... O sohbetlerden irşat olan insanlar... O yolculukta da
olağanüstü haller...” İmam Efendiyi konuşmak, “Kur’an’ı ve Sünneti
tefekkür ederek konuşmaktır”
Genelde şunu söyleyebiliriz, Doğu Anadolu, şefkat ve merhamet
nazarlarıyla bu coğrafya insanına güçlü bir nazar kazandırmıştır.
Doğu Anadolu, şefkat nazarlarının tomurlaştığı tarihin en ulu
coğrafyasıdır… O coğrafya, İslam'ın ilanihaye yaşayacak kalesidir!
Bunda kimsenin şüphesi olmasın… Doğu’da her ilin koruyucu manevi bir
zırhı vardır! Doğu Anadolu, 'Anadolu'nun Belkemiğidir! ‘Coğrafyayı
besleyen müthiş bir ruhaniyete sahiptir… MEVLANA HALİD'İ YOLU… Onları,
nice coğrafyalara tatlı esintileriyle rahmet bulutlarını taşıyan,
Aşılayıcı rüzgârlara benzetirim… İşte, o manevi iksirin bir ismi de,
Mevlana Halid-i Bağdadi’dir… Doğduğu ve yaşadığı dönem(1778–1828) bu
coğrafyanın en sıkıntılı bir zaman dilimine rastlar… Onlar, giderek
çoraklaşmaya başlayan gönül coğrafyamızı tekrar ihya etmek için, bütün
ömürlerini ilme ve hikmet yoluna tahsil ederler… Tabir yerinde ise bu
mübarek bildiğimiz coğrafyaya; Bir ilim, irfan ve hikmet okulu
olurlar… Binlerce talebe yetişir bu okuldan, Osmanlı coğrafyasına;
nehirler, ırmaklar, deryalar misali büyük bir feyizle akarlar… Dertli
gönüllere merhaba derler! Mevlana Halid-i Yolu, Gönül coğrafyamızda
neşet bulan bir irfan yolculuğunun adıdır… Anadolu, bu aksiyon
hareketinin merkezidir… Doğusundan Batısına, Kuzeyinden Güneyine doğru
bir yolculuk vardır… Bu coğrafyanın haysiyet mücadelesinde; İmanın,
ihlasın, tefekkürün, İlmin ve haşyetin rol alacağı gerçeğidir...