Gün ağardığında sesim kısılır
Gecenin rahminde kalbim kasılır
Boncuk boncuk ter dökmekte dualar
Sinemde ışık olup aksın dualar
Gözyaşlarım, gök kubbeye asılır
İNSAN NİYE!
İnsan, niye zirvelere tırmanmaz
"Alai illiyin" insana mahsus
Ölmeden evvel niye uyanmaz!
Kâinatın sırrı insanda mahfuz!
Dudaklarda kalbi zikir şükrandır
GÜN BATIMI
Gün batımı, yerine sükût geldi
Usul usul serin rüzgârlar geldi
Geceler, yorganı çekilir vaktin,
Özüme, günün imtihanı geldi
GEZERİM ŞU ŞEHRİ
Gezerim şu şehri adım ve adım
Hayra hasenata adım ve adım
Diyebilmeli, yağmur gibi yağdım
Okullar, şifahaneler, çeşmeler,
Köprüler, aş evleri, mescitler,
Hayırda iz bırakanlara selâm
ZENGİN KİMDİR
Zengin kimdir, de hele bana ey dost
Malı, mülkü, şöhreti çok olan mı?
Zenginliği nefsine saklayan mı?
Sadakayla malını aklayan mı?
Ey hayır sahibi büyük cihangir
Asrın, vakıf insanı size hayran!
UÇMAĞA VARDI
Cingiz Alioğlu, Neriman Hasanoğlu;
Büyük Hazar'dan acı haber geldi!
Küçük Hazar'da, efsunkâr bir hava
Sanatkârlarımız uçmağa varmış
İki yıldız daha gök kubbeden kaymış
Semazenler döner, "yahu" diyerek
Bu yollar, "Hakk'a giden yol" diyerek
ON AĞUSTOS
On Ağustos bin dokuz yüz yirmi yılı
Ağustos ayını bunaltan sızı
Türk'ün başına çorap ören yazı!
SEVR! Bir milleti mezara gömüyor
Hiç bir hesap sormadan, diri diri...
Hür yaşamış milletin haktan niyazı
Sevr'i paramparça; paçavrayı atmak!
Sevr’in yıldönümünde neredeyiz?
Bedbaht perde bir daha açılmasın
TARİHE NE KÜFREDİN
Tarihe ne küfredin, ne de lânet
Ulusun asıl düşmanı ihanet
İç cephede, dış cephede tuzaklar;
Tuzakları kahreder, ilmi feraset
Hamiyetli canlar, vatan emanet!
Şahadete emin yürek, cesaret!
HAYATI, KURAN AHLAKI
Hayatı, Kur'an ahlakı üstüne
İnşa et, fesat girmesin sözüne
Gözyaşı ile yıkanan hüznüne
Gönül selâmıyla merhamet dağıt
Benlik hamurunda girmesin ağıt
BİR KALP OLMAKTAN
Bir kalp olmaktan niye kaçar insan
Fitneye, niye kapı açar insan
Gel gör ki, zulme duçar kalır insan!
Kur'an, tevhid boyası bizi bekler
Hesap verme şuuru bizi bekler
Kendini bul, "niyelerden de kurtul"
YA ARİF...
Ya arif, ya marifet sahibi
Ta, yürekten, ehli ilim talibi
Talep etmek, hak rızası yolunda,
Nefsinde ara, en büyük rakibi
Bilsinler seni âlemin garibi
ÇANAKKALE TARİHİN
Çanakkale, tarihin sır meydanı
Bir milletin asırlara fermanı
O fermanı, kanla yazar lisanı
Kalbi tasdik eder, Allahuekber
Bu ne büyük feyiz, okusun cihan!
SEVR’İ...
Sevr'i, paçavraya çeviren ferman
Devri, ters-yüz eden, eviren destan
İstiklal Savaşı bir büyük devran
Gazi Meclisi, özümdeki kervan
Kervan yürür, dağlar, nehirler yürür
Vuslat çağıdır, civanmertler yürür
SIĞ DÜŞLER...
Sığ düşler, derin deryaları çözemez
Ufku, ufuk ötesini göremez
Gözyaşını aşk uğruna dökemez
Gaflet, vatan toprağını öpemez
Sevdasız yüreğe matemdir dünya
TAKVAYLA ÖRTÜN
“Alnın açık, başın dik olmalı” bütün ömrün
Hakk’a eğik, halka tevazu içinde görün
Ne makamdır, ne mevki, insana değer veren;
Güzel ahlak elbisen olsun, takvayla örtün!
TARİH YAZMAK
Tarih yazmak kolay mı dersiniz
Bir edep yolculuğuna çıkarsınız
Zaman tüneli dersiniz adına;
Varırsınız hikâyenin tadına…
Nice yiğitler konmuş, göç eylemiş
Süleyman tahtını alıp götürmüş…
Tarih yazmak, binler yolu kat etmek…
Nice deryalardan masallar devşirmek
Efsaneler dünyasında şiirleşmek!
Asırlara kalem, kaleme sadakat…
Biliriz ki, “yaşanmışlar emanet”
Zamanı doğru resmetmek ibadet!
Bırak hayali, hakikat dururken
Hatıralarda, ezeli solurken…
İnsan, ‘tarihte’ kendini bulurken
Doğrul, hakikate yönel, kendin ol!
Tarih yazmak, milletine dost olmak
Dostuyla kadim bir sır yolu bulmak
Tıpkı, güneşin ayın menzilinde;
Dolandığı gibi dolanırsınız,
Günler, aylar birbirini kovalar…
Doldurur kovasını birer birer
İyilikler meyvelerini verir!
İnsan, “tarihin en soylu ağacı”
O ağaçta gizlenir, ’zamanın kaydı’
Işığı besler, ‘ağacın kökleri’
Kökler emzirir, ‘asrın Alplerini’
Milletler, kahramanlarıyla yaşar…
Setleri, kahramanlarıyla aşar!
Beş bin yıllık tarihim, soylu sesim
Haktan bize emanettir nefesim
Tarihin içinde yaşamak dersim
Gizeminde, gaye-ufuk ve fikir
Tarihi tefekkür, en büyük zikir
Her kıssa, “Kur’an’dan alır ilhamı”
Kur’an, “yeryüzünde gezin dolaşın”
Dersler alınız, yaşamınıza der!
Yalan, yanlış yollar, ufku karartır!
Tarih okumayan, dünü arartır…
Tarih yazmak, “yapmak kadar zor” derler.
Zoru başarmak, “kutlu bir yol” derler
Geliniz, ‘yeni bir dönem’ açalım
İfratlardan hep birlikte kaçalım
Tarihi, ‘birlikte tekrar’ yazalım
Ey şehir, ‘tebessüm et’ geleceğe;
Hak murat eder, bütün olacağa!
Sende gayret, salih bir niyet olsun
Tarihin, hafızan, ‘bayrağın’ olsun!
Kıyama kalk, ‘doğrul’ ve de “kendin ol”
Kendinde yaşa ‘gönül yürüyüşünü”
TESBİH…
Çarpar Göğsümde Tekbir!
Elimde tesbih,
Taneler asılı bir ince ipliğe!
Gözleri menevşeli
Dil, kalbe kelepçeli!
Dudaklar, akkanatlı!
Akıl, bir hamarat yolcu!
İdrak ve i’zan ona kolcu!
Seccadem, taşır bütün yüreğimi!
Yüreğim alnından öper seccademin!
Tesbih tesbih bulutlar dolaşır!
Göğsüme dolar, yağmur taneleri!
Toprağın kokusu içimde buğulanır!
Sicim sicim ışık yağar gönlüme!
Sabır sabır çekilir tesbih!
Şükrün edasında büyür adımlar!
Sanki kulaç atmaktır zamana,
Zaman, aman der mehtaba!
Sükûta ermiş bir sessizlik,
Ağır ağır yürür karanlık üstüne!
Tesbihim benim,
Parmaklarıma dokundukça yüreğim
Titrer bütün vücudum!
Başlar ışık yağmuru!
Aşkın vaveylasında koşar aklım!
Ölüm ve ölüm ötesi,
Bir rahle, sanki içimdeki çığlık!
İçim dışıma müptela,
Nefesim, nefsimin zırhını giymiş!
Ahlarım, tesbih tesbih sürgün yemiş!
Sürgün, atamız Âdem’den miras!
Dünyada, sıratım;
Dünyada, fıtratım!
Tesbih tanelerine tutunur ip!
Zamana, mekâna sarılır ip!
Suphanallah
Zikir salınağı sema!
Ay, yıldız, güneş ve bütün âlem;
Döner Mevlaya!
Yoldaki bütün işaretler,
Rahmetin tecelli sağanağında!
Dil, seyyahtır âleme!
Kalbin ritminde
Âlem, mehteran alayı!
Bir kelebek kanadı kadar hafif,
Çarpar göğsümde tekbir!
O sedayla inler tesbih!