Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Gün ağarırken

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Gün ağardığında sesim kısılır

Gecenin rahminde kalbim kasılır

Boncuk boncuk ter dökmekte dualar

Sinemde ışık olup aksın dualar

Gözyaşlarım, gök kubbeye asılır

İNSAN NİYE!

İnsan, niye zirvelere tırmanmaz

"Alai illiyin" insana mahsus

Ölmeden evvel niye uyanmaz!

Kâinatın sırrı insanda mahfuz!

Dudaklarda kalbi zikir şükrandır

GÜN BATIMI

Gün batımı, yerine sükût geldi

Usul usul serin rüzgârlar geldi

Geceler, yorganı çekilir vaktin,

Özüme, günün imtihanı geldi

GEZERİM ŞU ŞEHRİ

Gezerim şu şehri adım ve adım

Hayra hasenata adım ve adım

Diyebilmeli, yağmur gibi yağdım

Okullar, şifahaneler, çeşmeler,

Köprüler, aş evleri, mescitler,

Hayırda iz bırakanlara selâm

ZENGİN KİMDİR

Zengin kimdir, de hele bana ey dost

Malı, mülkü, şöhreti çok olan mı?

Zenginliği nefsine saklayan mı?

Sadakayla malını aklayan mı?

Ey hayır sahibi büyük cihangir

Asrın, vakıf insanı size hayran!

UÇMAĞA VARDI

Cingiz Alioğlu, Neriman Hasanoğlu;

Büyük Hazar'dan acı haber geldi!

Küçük Hazar'da, efsunkâr bir hava

Sanatkârlarımız uçmağa varmış

İki yıldız daha gök kubbeden kaymış

Semazenler döner, "yahu" diyerek

Bu yollar, "Hakk'a giden yol" diyerek

ON AĞUSTOS

On Ağustos bin dokuz yüz yirmi yılı

Ağustos ayını bunaltan sızı

Türk'ün başına çorap ören yazı!

SEVR! Bir milleti mezara gömüyor

Hiç bir hesap sormadan, diri diri...

Hür yaşamış milletin haktan niyazı

Sevr'i paramparça; paçavrayı atmak!

Sevr’in yıldönümünde neredeyiz?

Bedbaht perde bir daha açılmasın

TARİHE NE KÜFREDİN

Tarihe ne küfredin, ne de lânet

Ulusun asıl düşmanı ihanet

İç cephede, dış cephede tuzaklar;

Tuzakları kahreder, ilmi feraset

Hamiyetli canlar, vatan emanet!

Şahadete emin yürek, cesaret!

HAYATI, KURAN AHLAKI

Hayatı, Kur'an ahlakı üstüne

İnşa et, fesat girmesin sözüne

Gözyaşı ile yıkanan hüznüne

Gönül selâmıyla merhamet dağıt

Benlik hamurunda girmesin ağıt

BİR KALP OLMAKTAN

Bir kalp olmaktan niye kaçar insan

Fitneye, niye kapı açar insan

Gel gör ki, zulme duçar kalır insan!

Kur'an, tevhid boyası bizi bekler

Hesap verme şuuru bizi bekler

Kendini bul, "niyelerden de kurtul"

YA ARİF...

Ya arif, ya marifet sahibi

Ta, yürekten, ehli ilim talibi

Talep etmek, hak rızası yolunda,

Nefsinde ara, en büyük rakibi

Bilsinler seni âlemin garibi

ÇANAKKALE TARİHİN

Çanakkale, tarihin sır meydanı

Bir milletin asırlara fermanı

O fermanı, kanla yazar lisanı

Kalbi tasdik eder, Allahuekber

Bu ne büyük feyiz, okusun cihan!

SEVR’İ...

Sevr'i, paçavraya çeviren ferman

Devri, ters-yüz eden, eviren destan

İstiklal Savaşı bir büyük devran

Gazi Meclisi, özümdeki kervan

Kervan yürür, dağlar, nehirler yürür

Vuslat çağıdır, civanmertler yürür

SIĞ DÜŞLER...

Sığ düşler, derin deryaları çözemez

Ufku, ufuk ötesini göremez

Gözyaşını aşk uğruna dökemez

Gaflet, vatan toprağını öpemez

Sevdasız yüreğe matemdir dünya

TAKVAYLA ÖRTÜN

“Alnın açık, başın dik olmalı” bütün ömrün

Hakk’a eğik, halka tevazu içinde görün

Ne makamdır, ne mevki, insana değer veren;

Güzel ahlak elbisen olsun, takvayla örtün!

TARİH YAZMAK

Tarih yazmak kolay mı dersiniz

Bir edep yolculuğuna çıkarsınız

Zaman tüneli dersiniz adına;

Varırsınız hikâyenin tadına…

Nice yiğitler konmuş, göç eylemiş

Süleyman tahtını alıp götürmüş…

Tarih yazmak, binler yolu kat etmek…

Nice deryalardan masallar devşirmek

Efsaneler dünyasında şiirleşmek!

Asırlara kalem, kaleme sadakat…

Biliriz ki, “yaşanmışlar emanet”

Zamanı doğru resmetmek ibadet!

Bırak hayali, hakikat dururken

Hatıralarda, ezeli solurken…

İnsan, ‘tarihte’ kendini bulurken

Doğrul, hakikate yönel, kendin ol!

Tarih yazmak, milletine dost olmak

Dostuyla kadim bir sır yolu bulmak

Tıpkı, güneşin ayın menzilinde;

Dolandığı gibi dolanırsınız,

Günler, aylar birbirini kovalar…

Doldurur kovasını birer birer

İyilikler meyvelerini verir!

İnsan, “tarihin en soylu ağacı”

O ağaçta gizlenir, ’zamanın kaydı’

Işığı besler, ‘ağacın kökleri’

Kökler emzirir, ‘asrın Alplerini’

Milletler, kahramanlarıyla yaşar…

Setleri, kahramanlarıyla aşar!

Beş bin yıllık tarihim, soylu sesim

Haktan bize emanettir nefesim

Tarihin içinde yaşamak dersim

Gizeminde, gaye-ufuk ve fikir

Tarihi tefekkür, en büyük zikir

Her kıssa, “Kur’an’dan alır ilhamı”

Kur’an, “yeryüzünde gezin dolaşın”

Dersler alınız, yaşamınıza der!

Yalan, yanlış yollar, ufku karartır!

Tarih okumayan, dünü arartır…

Tarih yazmak, “yapmak kadar zor” derler.

Zoru başarmak, “kutlu bir yol” derler

Geliniz, ‘yeni bir dönem’ açalım

İfratlardan hep birlikte kaçalım

Tarihi, ‘birlikte tekrar’ yazalım

Ey şehir, ‘tebessüm et’ geleceğe;

Hak murat eder, bütün olacağa!

Sende gayret, salih bir niyet olsun

Tarihin, hafızan, ‘bayrağın’ olsun!

Kıyama kalk, ‘doğrul’ ve de “kendin ol”

Kendinde yaşa ‘gönül yürüyüşünü”

TESBİH…

Çarpar Göğsümde Tekbir!

Elimde tesbih,

Taneler asılı bir ince ipliğe!

Gözleri menevşeli

Dil, kalbe kelepçeli!

Dudaklar, akkanatlı!

Akıl, bir hamarat yolcu!

İdrak ve i’zan ona kolcu!

Seccadem, taşır bütün yüreğimi!

Yüreğim alnından öper seccademin!

Tesbih tesbih bulutlar dolaşır!

Göğsüme dolar, yağmur taneleri!

Toprağın kokusu içimde buğulanır!

Sicim sicim ışık yağar gönlüme!

Sabır sabır çekilir tesbih!

Şükrün edasında büyür adımlar!

Sanki kulaç atmaktır zamana,

Zaman, aman der mehtaba!

Sükûta ermiş bir sessizlik,

Ağır ağır yürür karanlık üstüne!

Tesbihim benim,

Parmaklarıma dokundukça yüreğim

Titrer bütün vücudum!

Başlar ışık yağmuru!

Aşkın vaveylasında koşar aklım!

Ölüm ve ölüm ötesi,

Bir rahle, sanki içimdeki çığlık!

İçim dışıma müptela,

Nefesim, nefsimin zırhını giymiş!

Ahlarım, tesbih tesbih sürgün yemiş!

Sürgün, atamız Âdem’den miras!

Dünyada, sıratım;

Dünyada, fıtratım!

Tesbih tanelerine tutunur ip!

Zamana, mekâna sarılır ip!

Suphanallah

Zikir salınağı sema!

Ay, yıldız, güneş ve bütün âlem;

Döner Mevlaya!

Yoldaki bütün işaretler,

Rahmetin tecelli sağanağında!

Dil, seyyahtır âleme!

Kalbin ritminde

Âlem, mehteran alayı!

Bir kelebek kanadı kadar hafif,

Çarpar göğsümde tekbir!

O sedayla inler tesbih!

Yazarın Diğer Yazıları