Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Elazığ Müzesi hakkında…

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Her yıl genellikle bu köşemizde, “Müzeler Haftası!” ile ilgili bir yazı kaleme alırım.

Bu yıl düşündüm... Bu şehirde, 1982 tarihinde hizmete açılan, “Arkeolojik ve Etnografik eserlerin sergilendiği bir müzemiz vardı!” Doğu Anadolu’nun sayılı müzeleri arasında yer alan Elâzığ Müzesi, Fırat Üniversitesi Kampüsüne girişinin yanı başında hizmet veriyordu. Uzun yıllar, rahmet mekân eski Turizm Bakanı Nurettin Ardıçoğlu ’nun kardeşi, Ülker Ardıçoğlu ‘nun Müdürlüğün yaptığı Elâzığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi… Yakından bildiğimiz ve tanıdığımız, Ardıçoğlu emektar bir insandı. Bugünkü yazımızda, bu muhterem insanında ismini yâd etmek istedim... Kendilerini hizmete vakfeden insanlar, ne âlâ insanlar... O yıllarda, “aktif olarak görevler üstlenen Müze Derneği...” vardı. Derneğin başında da, Aydınlar Ocağı Elâzığ Şube Başkanı Nurettin Ergücü bulunuyordu. Şunu da burada şerh düşelim. Başkanlığının, rahmetli Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın yaptığı, Aydınlar Ocağı’nın öncülüğünde bir araya gelen 55 Dernek ve Vakıf aldıkları ortak bir kararla, “Türk Edebiyatı ve Basınımızın mümtaz şahsiyeti Ahmet Kabaklı’ya 1990’lı yıllarda, “yaşayan Muharrirlerin Şeyhi” anlamına gelen “Şeyhü’l Muharririn” unvanını ve ödülünü takdim ediyordu.” Münevver bir Şehrin, Münevver insanları... Bu tarihi müzeyi gayet yakından bilirim... O yıllarda, Elâzığ Müze Derneğinin çıkardığı dergide yazılarımızda yayınlanmıştı. F.H.G.Cemiyeti Başkanı Şeref Tan ve arkadaşlarının hizmetleri büyüktü. 2009-2017 Yılları arasında, N.G.K. Anadolu İletişim Lisesi’nde, “Medya Tarihi...” derslerine gittim. Her müzeler haftasında, “öğrencilerimizle birlikte Elâzığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesine bir gezimiz olurdu...” Öğrencilerimiz, bu müze gezisiyle ilgili ‘özel haberler hazırlar ve Elâzığ Basınında da yer alırdı...’ Gerek mekân olarak olsun ve gerekse bulunduğu yer olarak, ‘her bakımdan verimli bir konumdaydı’ F.Ü. hemen yanı başında... 45 bin Üniversite Öğrencisinin rahatlıkla ziyaret edebileceği bir mekân, simdi Harput’un eteklerine taşınıyor... Bir şehre gittiğinizde öncelikler arasında, “Kalesinin ve tarihi eserlerinin yanında, Şehrin Müzesini sorarsınız!” Veya dışarıdan gelen misafirlerinizi bu istisnai yere de büyük bir zevkle götürürsünüz... Müzeler bizleri, ‘tarihin derinliklerine götürür...’ Düşünme zevk ve estetiğinizi de geliştirir. 2016 yılından beri kapalı olan tarihi Elâzığ Müzesinin hiç değilse, “Arkeoloji Bölümünün eski yerinde kalmasını.!” Arzu ederim...

Daha önceki yıllarda kaleme aldığım, “Müzeler Haftası!” yazımızı da sizlerle paylamak istiyorum.

“Maşeri vicdanına danış hele;

Üzerinde yaşadığın toprağın

Zemininden kat kat aşağıya in,

Elbet gelmiş geçmiş medeniyetler,

Lâl olma, kör olma, tarihe uzan…

Eserler bırakmış nice milletler

Resmeder hayatı kendi içinde!”


18–24 Mayıs Tarihlerini, Müzeler Haftası olarak kutluyoruz… Elâzığ NGK. Anadolu İletişim Lisesi’nde 2009-2017 yılları arasında Medya Tarihi Derslerine gittiğimizde her yıl mutlaka Müzeler Haftasında, Doğu Anadolu’nun en müstesna Müzeleri arasında yer alan Arkeoloji ve Etnografya Müzesine programlar yaparak muntazaman geziler düzenlerdik. Müzeler aynı zamanda, Medya Tarihinde konularımız arasında yer alırdı.

Her Elazığlının soluklandığı mekândır, Harput…

Harput’u bizler; “Açık Hava Müzesi…” olarak da yorumlarız.

Fatır Suresi 44 ayette şöyle buyrulur; “Bunlar, kendilerinden önce gelip geçmiş olan ve kuvvetçe kendilerinden güçlü olanların bile akıbetlerini görmek için neden yeryüzünde dolaşmıyorlar?

Ne göklerde, ne yerde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz!

Şüphesiz O, her şeyi bilendir, her şeye Kadirdir.”

Harput’tan, tarihi tefekkür etmek insana o kadar büyük huzur veriyor ki…

Malazgirt Zaferinden 14 yıl sonra fethedilen Harput, “tarihin efsanevi şehri…” Harput Kalesi… Tarihi, M.Ö. 8.yy’lara kadar uzanıyor. Bu efsanevi Kale, “Urartu Krallığı tarafından inşa ediliyor…” Palu kalesi hakeza öyle… Prof. Dr. İsmail Aytaç’ın Başkanlığında yürütülen Harput Kazı Çalışmaları… O çalışmalar bizlere tarihi medeniyetlerin izlerine taşıyor. Toprağın her katmanında, Bir büyük medeniyetin gizli olduğunu söyleyebiliriz.

İlk insanlık medeniyetinin köklerinin; Nil’de, Mezopotamya’da ve Maveraünnehir ’de olduğunu tarih bizlere anlatıyor…

Ne ile anlatıyor?

O medeniyetin asrımıza, bugünlere, bizlere kadar taşıdığı eserlerle.

İşte Müzeler… Tarihin ayrı katmanlarından; büyük bir dikkat ve itinayla çıkarılarak, sergilenen o mekânlar… An ve an bizlere öyle dersler veriyor ki, bir an geçmiş zamana yolculuk ediyorsunuz…

Asırlarla, yüzleşiyorsunuz. Sizlerden önce yaşanmış nice güçlü medeniyetler…


Dünyada müzeciliğin ilk örneklerine, Roma İmparatorluğu döneminde rastlarız…

Bizde, bizim tarihimizde; İlk Müzenin kurulması, Osman Hamdi Bey tarafından gerçekleştirilir.

Osman Hamdi Bey, “Güzel Sanatlar Akademisi” ile “İstanbul Arkeoloji Müzesini” kurmuşlardır… Ve ilk müdürlüğünü de 1881 tarihlerinde kendileri yapmışlardır.

İlk defa, Osman Hamdi Bey tarafından; 1884 tarihinde, “Antik Eserlerin, Dışına Çıkarılmasını” yasaklayan, “Asr-ı Atika Nizamnamesini” yürürlüğe koymuşlardır…

Bütün bunlar, tarihi önemli adımlardır…


Günümüz Türkiye’sinde, Cumhuriyet Türkiye’sinde müzeleri bizler beş farklı yapı altında toplarız;

Resmi Müzelere, Vakıf Müzeleri, Şahıs Müzeleri, Kurum Müzeleri ve Üniversite Müzeleri…

Türkiye’de ilk Özel Müzeyi, Vehbi Koç Vakfı, 1980 tarihinde hayata geçiriyor…

Bunu, Rahmi Koç Müzesi(1994), Sakıp Sabancı Müzesi(2002), Eczacıbaşı Vakfının Modern İstanbul Müzesi (2004) takip ediyor… Türkiye’de, Ankara’da hepimizin bildiği; Anadolu Medeniyetleri Müzesi(1967), Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi(1961), Etnografya Müzesi…

İstanbul’da, İstanbul Arkeoloji Müzesi(1880), Resim ve Heykel Müzesi (1937).

Topkapı Sarayı Müzesi (1924). Türk-İslam Eserleri Müzesi(1913)

İzmir’de, İzmir Arkeoloji Müzesi(1927), Efes Arkeoloji Müzesi (1929).

Bergama Müzesi (1936). Ve bunun dışında; Adana, Afyon, Hatay, Konya illerimizdeki müzeleri burada söyleyebiliriz…


Elâzığ’da ilk Müze 1965 yılında Harput’ta, bugünkü Alacalı Camiinin içerisinde açılmıştır…

1981 yılına gelindiğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılan bugünkü görkemli binasına taşınır… 1982 yılında ziyarete açılır…

Elâzığ Müzesi; arkeolojik eserlerin yanında Etnografik eserlerinde sergilendiği zengin bir mekâna sahiptir… Uzun yıllar, rahmet mekân eski Turizm Bakanı Nurettin Ardıçoğlu ’nun kardeşi, Ülker Ardıçoğlu ‘nun Müdürlüğün yaptığı Elâzığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi… Ardıçoğlu emektar bir insandı. Bugün onu ismiyle yâd etmek istedim.

İlber Ortaylı, “Türkiye’de müzeler en az ilerleyen kesim…” derler. Müzelere, kendilerini tarihe, kültüre, sanata adayan insanların gözlüğü ile bakmak/ veya gözlemlemek…

Sunay Akın, “Müzeler toplumun hafızasıdır!” Özlü bir ifade… Harput’ta, Basın Müzesinin açılması… Bunu, Musiki Müzesinin ve Harput Kahve ve Fincan Müzelerinin takip etmesi önemlidir.

Tarihi Elâzığ Valilik Konağı da, 2023 yılında, ‘Kent Müzesine…’ dönüştürüldü. Artık günümüzde, ‘ihtisas Müzeleri…’ giderek önem kazanmaya başladı.

Bir soru, “Tarih yolculuğuna var mısınız?”

Sizlerden önce yaşanmış medeniyetlerle buluşmaya var mısınız?

Öyle fazla uzaklarda değil…

Harput’ta, ‘tarihi kazıları daha yakından takip edelim’ O kazılarda binlerce obje…

Prof. Dr. İsmail Aytaç bizleri ve kamuoyunu sürekli bilgilendiriyorlar. Binler yılı ifade eden, ‘insanlık tarihi ve medeniyetler…’ 2026 yılında, ‘Müzeler Haftasını’ geliniz dopdolu geçirelim…

Bizlerden önce gelip geçen medeniyetler… İnsanlık serüveni… Birlikte okumaya çalışalım.

Yazarın Diğer Yazıları