Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Eğitimi konuşmak

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Siverek ve Kahramanmaraş’ta meydan gelen iki vahim olay Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Haklı olarak insanımız ne oluyor sorularını sormaya başladı...

CNN Türk’te Hande Fırat’ın ‘Gece Görüşü’ programını dikkatle dinliyorum.

Her iki olayda da, “Sorunun Kaynakları!” şu ana başlıklar altında özetleniyordu; “Aile Yapısının Bozulması, Öğretmenin Değersizleşmesi, Eğitim Sisteminin Sorunları, Bağsız, Sınırsız Gençler/ Çocuklar, Manevi-Ahlaki Değerlerin Unutulması, Silaha Kolay Ulaşılması, Dijital Denetimsizlik, Dijital Okur-Yazarlık Verilmeli...”

Artık bir konuda, ortak aklın, kanaatlerin oluşmaya başladığını görüyoruz, “ailede, eğitimde, toplum hayatında yozlaşma...” konularında hassasiyetlerimiz ‘eleştirel kültürde’ belirginleşmiştir.

Öncelikli olarak, aklıselim bir dille, sağduyu çağrısında şunu bilelim, ‘her birimiz sorumluyuz...’

Hadis, “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurların çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da, evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.”

Daha düne kadar, 7’den 70’e toplumun her kesimi eğitimden şöyle veya böyle şikâyetini ifade ederdi. Ama artık, hâlihazırda, ‘şikâyet etme lüksüne sahip değiliz’ Birlikte, ‘eğitimin bu milletin geleceğini belirleyen bir irfan ordusu olduğu gerçeğinden hareketle iyi niyetle yeni ufuklar açacağımıza inanıyorum’

İrfan, sözlük anlamı; “bilgi, farkındalık, bilgelik, anlayış, kültür, öğrenme...” anlamlarına geliyor.

İrfan sahibine bizim insanımız, ‘arif’ ilim sahibine ise ‘âlim’ demiştir.

Eğitimde ki, asıl yolculuğumuz ve nihai hedefimiz aşikâr, ‘irfan ordusu...’ Bizler, Anadolu’daki sohbet meclislerimize de, ‘irfan meclisi...’ ismini vermişiz.

Farabi’den günümüze en büyük idealimiz, “Erdemli insandan, Erdemli Şehire!” yürüyüşüdür. Bu yürüyüşümüzde, “Aileler, Okullar, Mahalleler, topyekûn şehir...” olacaktır.

Geleceğimiz için ısrarla, ‘eğitim...’ diyoruz. Çocuklarımızın, “ellerinden değil, aklından tutacağımız...” bir eğitim... Çağrımız, “büyük idealleri düşünmek... Büyük ufuklar için hazırlanmaktır...”

Bir asır öncesinde, Akif sesleniyor;

“Bu cehalet yürümez, asra bakın; Asr-ı ulûm!

Başlasın terbiyemiz, ailelerden oğlum.”

Akif, garbın kültürünü değil, ilmini ister;

“Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum gözünüz;

Sade, garbın yalnız ilmine dönsün yüzünüz.”

İnsanın olduğu yerde, “eğitime, huzura, güvene, adalete, morale çağrı...” diyeceğiz. Israrla da, “yüksek bir adalet, yüksek bir ahlak, yüksek bir ilim, yüksek bir moral...” kavramlarını kullanıyoruz.

Bir asır öncesinde, Harput’ta medfûn İmam Efendi Hz. sorarlar, “bunca olayların sebebi nedir?” Verilen cevap iki kelimeden ibarettir, “Kâmil insanların azlığı...”

Burada sadece, ‘güzel sözleri söylemenin de ötesinde ilmiyle amil olmak prensibi karşımıza çıkar’

İnsanın, sözleriyle özü örtüşüyorsa ancak, ‘kalplere dokunabilir...’

Burada, ‘bilgi ve eylemin bütünlüğü esastır’ Özellikle de, ‘ihlas ve niyet’ ve ‘bilgiyi hayata yansıtmak’

Mesela, Namaz her mü’mine farz... Peki, ‘kendimizi kötülüklerden ne kadar koruyoruz’

Tahrim Suresi 6.ayette ne buyruluyor; “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun! Onun başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri eksiksiz yerine getiren son derece acımasız, güçlü ve sert tabiatlı melekler vardır.”

Anneler-Babalar, Öğretmenler, Veliler, Şehrin Aksaçlıları, STK’lar ve bilumum sorumlular...

Mevcut/ veya toplum tarafından benimsenen ananevi uygulamaları bozanlar, “Kötü Çığır Açanlar...”

Hadis, “Kim İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye açtığı yolun günahı ve kendisinden sonra o yolla amel edenlerin günahı vardır!”

Aynı Hadisin ilk kısmı, “iyi bir çığır (sünnet-i hasene) açanında o yoldan gidenlerin sevabına ortak olacağını belirtir.”

Şu kanaatte birleşelim, “her birimiz kendi ölçeğimizde sorumluyuz!”

Hadis, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” O ahlak, “Kur’an ahlakıdır!”

Temel ilke/ veya nihai hedef, “güvenilir toplum...” olmaktır. Hud Suresi 112. Ayette şöyle buyrulur, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” Ey anne ve babalar, “eğitimin gücüne önem veriniz!”

Ey bu toplumun, ‘şefkat nazarları’ merhamet kanatlarınızı açınız. Sevgi dolu gönüllere aman ha, ‘çoraklık girmesin’ Mümbit toprağı/ veya gönülleri, ‘çölleştirmeyiniz...’

Bir eğitimci-yazar olarak şunu ifade etmek isterim, “Okul içi iletişimin dört önemli şartı vardır; Sevgi-Saygı, dürüstlük, güvenilir olmak ve yüksek moraldir!” Ralph Waldo Emerson, “Eğitim öğrencilere saygıyla başlar!” Eğitim, “Erdemli insan yetiştirme sanatıdır!”

Bu sanat bizlerden azami fedakârlık ister. Son nefesimize kadar, “eğitim seferberliği” diyeceğiz.

Yunusları, Mimar Sinanları, Farabileri, Ahi Evranları, İbn Sinaları, Fatihleri yetiştiren bir ruh, bir iklim diyoruz...

Eğitimin amacı nedir, “kabiliyetleri, yetenekleri, marifetleri ortaya çıkarmaktır...” Şunu gayet iyi biliyoruz, “Öğretim sınıfta başlar; fakat eğitim ancak hayatla beraber sona erer!”

Eğitim nedir, “kabiliyetleri kullanılır hale getirmektir.” Samuel Smiles, “Eğitimin ilk ve en iyi merkezi evdir!” Rahmetli Babam, “ömrümü size verdim. Sevinçlerimi de sizlerle paylaştım. Ama sıkıntıları sizlerle değil paylaşmak, belli bile etmedim!”

CNN Türk’te Hande Fırat’ın ‘Gece Görüşü’ programına ve o programda, “sorunun kaynakları!” ana başlıkları üzerinde tekrar durmak istiyorum, “Aile Yapısının Bozulması, Öğretmenin Değersizleşmesi, Eğitim Sisteminin Sorunları, Bağsız, Sınırsız Gençler/ Çocuklar, Manevi-Ahlaki Değerlerin Unutulması, Silaha Kolay Ulaşılması, Dijital Denetimsizlik, Dijital Okur-Yazarlık Verilmeli...”

Dün nasıl bir öğretmen/ veya Muallim tanımı vardı; “Âlim, ârif, zarafet ve üstün belagat sahibi, bir mum gibi çevresine ışık veren fedakâr, eğitime ve onun bilumum hedeflerine vefalı bir dost... Vatansever, hak ve doğrudan yana... Öğrencisine şefkat ve merhametle yaklaşan bilge ve vakıf insan...”

Daha düne kadar anne ve babalar, “evlatları üzerinde manevi bir kalkandı... Çok güçlü ve nitelikli bir eğitimden geçmeleri için her türlü fedakârlığı gösterirlerdi... Çocuk bunun farkındaydı... Anne ve babayı üzmemek için gayret sarf ederdi...” Sağlıklı, esenlikli, huzur ve güven dolu hamiyetli bir nesil yetiştirmek yolunda azami yarış vardı... O yarışta, ‘yetenekler, kabiliyetler, marifetler konuşurdu...’

Eğitimde uzun yıllar içerisinde o kadar, ‘sağlıksız adımlar atıldı ki...’ işte o adımların günümüz Türkiye’sinde, ‘faturası ağır oldu’

Aliya İzzetbegoviç ne diyorlar; “Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünce’ dersleri koyardım. Batının aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.”

Ortak yolu bulmak için, ‘eleştirel düşünceye’ ve de ‘istişare/ veya şuraya...’ ihtiyacımız o kadar çok ki...

İnşallah, birlikte ortak bir kanaati geliştirir ve hayata geçiririz.

Yazarın Diğer Yazıları