Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Dünya Tarım ve Gıda Günü

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

16 Ekim tarihi, “Dünya Tarım ve Gıda Günü!” olarak dikkatler de bir
bakıma bu günlere çekiliyor.
Bugünün hemen bir gün sonrasında, “17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele
Günü!” olarak idrak edeceğiz. Dört Mevsimin ve iklimin yaşandığı
Yerküresinin ender ülkesiyiz. Öyle bereketli topraklar üzerinde
yaşıyoruz ki, ‘ülkemizde yetişmeyen ürün yok gibi…’ Suyuyla,
havasıyla, toprağıyla zengin bir ülkeyiz. Bu zenginliği kendi
insanımıza ne kadar yansıtabiliyoruz?
Her sofraya oturuşumuzda, empati yapmaya çalışırım. İnancımız bunu emrediyor.
Beş vakit namazda okuduğumuz, “Maun Suresi…” Bu sürenin ayetleri
üzerinde ne kadar tefekkür edebildik?
Maun Suresinin Mealini birlikte okuyalım; 1.Gördün mü, o hesap ve ceza
gününü yalanlayanı! 2.İşte o, yetimi itip kakan, 3. Yoksula yedirmeyi
özendirmeyen kimsedir. 4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, 5.
Onlar namazlarını ciddiye almazlar (gaflet içindedirler), 6. Onlar
(namazlarıyla) gösteriş yaparlar, 7. Ufacık bir yardıma bile engel
olurlar.”
Siyaset yapmadan konuşalım. Müslüman’ın, Müslüman’a asla ve kata
adaveti olamaz. Olması, kesinlikle kabul edilemez. Bizim Yunus ne
diyorlar, “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.”
Bu ülkede en fazla, Haziran ve Ekim aylarına dikkat kesilmeliyiz.
“Birinde harman vakti, diğerinde ise toprağa tohum atma vaktidir!”
Çift süren/ veya toprağı işleyen köylümüzün ne kadar yanındayız?
Bağda, Bahçede, tarlada vesaire ürününü pazara taşıyan köylünün ne
kadar yanındayız?
Allah Resul’ü (sav.) buyuruyorlar, “Bir kavmin efendisi onlara hizmet
edendir!” Kibirlenen, büyüklenen, kasılan veya öfkelenen asla değil…
Kendi insanına/ veya halkına ‘tevazuu kanatlarını indirendir’
“Güçlü bir tarım politikası aynı zamanda yoksullukla da mücadele
anlamına gelmektedir.”
Toprağa gönlünü, yüreğini, emeğini, aşkını, sevdasını, alın terini
veren çiftçinin ürettiği ürünün sigortası, ‘devlet olmalıdır…’ Bu
bağlamda, bizler ‘ahilik kültür ve geleneğini…’ görürüz.
Belki günümüzde pek okunmuyor/ veya anlatılmıyor. Bir gerçek var ki,
Anadolu’nun vatanlaşma sürecinde sadece şehirlerdeki esnaflar değil,
kırsalda “Ziraat Erenleri” veya “Toprak Erenleri” olarak bilinen
dervişler ve ahilerde tarımsal üretimi örgütlemişlerdir. Ahilik
geleneğinde çiftçilik, bağcılık ve hayvancılık önemli roller
üstlenmişlerdir. Ahilik Geleneğinde bizler neleri görüyoruz,
“dürüstlüğü, güvenilir olmayı, hak ve adaleti, yardımlaşmayı ve
kaliteli üretimi merkezlere taşımayı…” Günümüzde bütün bunların ne
kadarı var? Derinden üzülüyoruz değil mi?
Söylerim sizlere, tarlada bilumum sebze ve meyvenin etiketinde neler
var? Haldeki etikette neler var?
Ve Manavdaki etikette hangi Fiatları okuyorsunuz?  Tarla ile Manav
arasında korkunç bir uçurum yatıyor.
Kazanan kim? Ne tarla bizlere uzaklarda ve ne de Manav! “Bölüşürsek
tok oluruz!” Yolları hakkaniyetle yürümeliyiz efendim… Yoksa, ‘büyük
bir ekseriyet…’ tüketici perişan oluyor.
16 Ekim Dünya Tarım ve Gıda Gününün idrak edilmesinin temel amacı nedir?
Birinci amacı, “Açlıkla Mücadele…” sonrasında, “Gıda Güvenliği…” bir
basamak ötede, “Gıda İsrafının Önlenmesi…” Asıl hedef ise,
“Sürdürülebilir Tarım…” Bunların her biri önemli başlıklar. Bu ülkede
sıklıkla, “Gıda Çalıştayını zaruret haline getiren başlıklar…”
Çiftçimizin binbir zorluk ve zahmetle üretime dönüştürdüğü, “ürünler
tarlada, bağda ve bahçede kalıyorsa bu büyük bir israftır!” Öncelikle,
emekten başlayan bir israftır… O israfın önüne geçilmelidir.
Piyasa Ekonomisi, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…”
anlayışına bırakılamaz. Köylünün bir yılı bulan emeği/ veya alın
terini, ‘tüccara da ihale edemeyiz…’ Bizim inancımız, ‘insaf ve
merhamet’ diyor. İnsaf sınırlarını aşan, merhametin kırbaçlandığı bir
ticari dönüşümü asla kabullenemem!
Yazımızın hemen başında ne dedik, “Türkiye zengin bir ülke…” O
zenginliği bizler tabana ne kadar yayabiliyoruz.
Öncelikle şunu söyleyelim. Türkiye’nin tarım sektörünün toplam ihracat
içindeki payı, yüzde 12,9’dur.
Türkiye’nin, 2026 Yılı (Ocak-Eylül) Tarım İhracatı; 27,1 milyar dolar…
Türkiye’nin aynı dönem içerisindeki toplam ihracatı, 211 milyar dolar…
Halkımız sıklıkla kullanır, Türkiye’nin Konya İli büyüklüğündeki bir
Hollanda kadar, “tarım ürünlerinde potansiyelimizi geliştiremiyoruz!”
41 bin 850 km2’yi bulan yüzölçümüyle Hollanda’nın yıllık tarım
ürünleri ihracatı 135 milyar avroyu aşmış bulunuyor… Tarım ve Gıda
Ürünlerinde, ‘endüstrileşmeyi’ böyle bir anlayışla düşünebiliriz.
Tarım, Gıda ve Hayvancılıkta kendine özgü şartları olan, ‘mühendislik alanıdır’
Her zaman için pozitif düşünen bir insanım… Bu düşünce bizleri
öncelikle, ‘ahilik kültürünün yaşanabilir ahlaki bir anlayışı/ veya
bakış açısını rehber bir görüş olarak önceliğimize taşımaktadır.’
Türkiye’nin 2026 Yılı Ocak-Ağustos ayı 8 aylık Tarım ve Gıda
İthalatının, “20,43 milyar dolar olması!” düşündürücüdür. Öyle ki,
aynı dönem içerisinde ki, ihracatımız, 21,19 milyar doları neredeyse
yakalamış durumdadır…
Bir yanda Tarımı konuşurken bir yandan da sofrayı düşünürüm.
TÜİK verilerine Göre Türkiye’de Yüzde 20’lik Gruplara Göre Gelir Dağılımı Şöyle;
İlk yüzde 20 (en yoksul grup); Toplam gelirden yüzde 6,4 pay alıyor.
İkinci yüzde 20; Alt-orta gelir grubunun aldığı pay, yüzde 11-12 bandındadır.
Dördünce yüzde 20 (En Zengin Grup); Toplam Gelirden yüzde 48. Pay alıyor…
Yoksulluk Sınırı ve Açlık Sınırından söz etmeyeceğim… Şu gerçeği
üzülerek belirtelim; Türkiye’de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
verilerine göre, “sosyal yardım alan hane (aile) sayısı 4 milyon 574
bin 684’lere ulaşmış bulunuyor.” Yardım alan toplam kişi sayısı, “17
ila 18 milyon arasındadır.” Burada ne diyoruz, “Allah, devlete zeval
vermesin!”
Bir şey var ki, kendi potansiyelimizi tabana daha sağlıklı bir şekilde
yayamıyoruz.  Resmi ağızlar ne diyorlar; Türkiye’nin 2026 yılı kişi
başına düşen Milli Gelirinin “20 bin ABD doları seviyesine
yaklaşacağıdır.”
Milli Gelirin daha fazla tabana yayılması ve Tarım Sektöründe, ‘devlet
desteği ile birlikte endüstrileşme konumunda standartların
yükseltilmesidir.’  Tarımda, bu milletin tarladan hanelerimize doğru
yol alan sofrasını düşünürüm. O sofra ne kadar paylaşılırsa o kadar
bereketi artacağı gerçeğidir.

Yazarın Diğer Yazıları