Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bir sevda yürüyüşü başlatalım!

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bu köşemizde, en fazla zevk aldığım ve büyük bir arzuyla da yüreğimden
geçenleri sizlerle paylaşmaya çalıştığım konuların başında, BİR SEVDA
YÜRÜYÜŞÜ VE İSTİKLÂL SAVAŞI KADAR MÜBAREK BİR DAVA; AĞAÇLANDIRMA
SEFERBERLİĞİ!..
Ağaç dikmek, inancımızda, bizlerden sonraki nesillere hediye
edeceğimiz kutlu bir miras, bir büyük hayır, bir sadakadır. Allah’ın
Resulü buyuruyorlar; "Müslüman bir kişi bir ağaç diker de ondan insan,
hayvan veya kuş yerse, bu yenen şey kıyamet gününe kadar o Müslüman
için sadaka olur."
Ağaç, Kur’an da güzel söze nezih bir şekilde, misal getiriliyor;
“Görmedin mi, Allah nasıl bir misal getirdi; güzel bir sözü (kelime-i
tevhidi), kökü (yerde) sabit, dalları ise gökte olan güzel bir ağaç
gibi (kıldı)” (İbrahim Süresinde, 24)
Bir dost insan ile ‘ağaç, çiçek, yeşil ve medeniyet’ üzerine sohbet
ettiğimizde içim ferahlanır. Vatan coğrafyasına olan sevdam bir kat
daha artar. Ona olan görevlerim beynimde karıncalanmaya başlar!
Medeniyete sancaktarlık eden ağaç, sevdasında bizleri vatanlaştırır.
Ağaç, geniş bir perspektiften düşünülecek olursa, ‘kâinatı okuma’ gibi
çok derin bir tefekkür imkânını bizlere kazandırır.
Kur’an’da, rahmet damlaları ile birlikte ‘ağaç’ anılır. Ayet; “-Sizin
için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki)
hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.”
Kâinatta bütün zerreler, kendi yaratılış kanunlarına uygun bir hareket
halindedir. Ayet; “Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde
olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve
insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler…”
Ağaç, Cenab-ı Hakkın ilminin Yüceliğine de şahadet eden misallerle
yüklüdür; “Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun
ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah’ın
kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir.” Ulema, bahar mevsimi ile dirilişi ve
hayatı misal getirirken; Ağaç, Çiçek ve Yeşillikte ‘cennet tasvirinden
söz eder. Yeşil, insana iç huzuru, gönül rahatlığı verir.
Bizim Yunus, ‘bitki ve ağaçların Allah’ı zikrettiğini’ ve bu sevdayı
mısralara dökerken bizlere, 21, asrın insanına nice dersler verir;
"Altundandır direkleri, /Gümüştendir yaprakları / Uzandıkça budakları
/ Biter Allah deyu deyu."
Dede Korkut Hikayelerinde de ‘ağaç sevgisi’ misallerle dile getirilir;
"Ağaç ağaç der isem sana arlanma ağaç / Mekke ile Medine'nin kapısı
ağaç / Musa Kelim'in asası ağaç / Büyük büyük suların köprüsü ağaç /
Kara kara denizlerin gemisi ağaç/ Şah-ı Merdan Ali'nin Düldülü'nün
eyeri ağaç/ Zülfikar'ın kını ile kabzası ağaç / Şah Hasan ile
Hüseyin'in beşiği ağaç/ Eğer erdür eğer avrat korkusu ağaç."
Hadis’te ne buyruluyor; “Yarın kıyametin kopacağını bilsen, elindeki
ağacı dik!” Bu bir telkin, bu bir tasadduk, bu bir emirdir. Ağacı
dikme kadar, ona bakmanın ve onu korumanın da üzerimizde ki
sorumluluğa bir misali büyük Türk Hakanı Fatih’ten verelim;
“Ağaçlarımdan bir dal kesenin başını keserim” Ağaca olan sevginin onu
koruma yolundaki kararlılığa en bariz bir ifadedir.
Bizim şehir kültürümüzde de ‘ağaç’ şehrin dokusunda, bütünleyici bir
rol oynar. Şehir ruhunu en iyi şekilde tasvir eden Ahmet Hamdi
Tanpınar; “En çok sevdiğim ağaç çınardır. Geniş, pençe pençe
yaprakları, munis dev gövdeleriyle onlar bana Peçevi’nin anlattığı o
sefer meşveretlerinde söz alan, kumandanlara yol gösteren, akıl
öğreten serhat gazilerini hatırlatırlar”

ÇÖLLEŞMEDEN, KÜRESEL ISINMADAN SÖZ EDERKEN!
Ağaç; yüzlerle, binlerle ifade edilebilecek insanlığın istifade
edebileceği kaynaklarla hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
Dağlarımızın çıplaklığı içimi paralar!.. Yeşilden budanmış bir şehir
dekoru, ‘içi küf bağlamış’ bir hayatın çekilmez ızdırabını verir. Son
yıllarda bizleri kara kara düşündüren nedir? ‘Çölleşme tehlikesi’
Anadolu’nun her biri ‘nazar boncuğu’ olarak kabul gören tarihi
hatıralarla hafızalarda da yer alan, ‘göllerin’ kuruması!..
Felaket tellallığı yapmıyoruz; ‘kendi ayıbımızın’ kendi
umursamazlığımızın getirdiği koskoca bir belanın üzerimize pençelerini
nasıl aktığı!.. Ormanlarımızı yakan insafsızlar, izansızlar, maskara
ruhlu canavarlar nereden bilecekler ki, “birçok ağaçların tıpkı yağmur
bombası gibi yağmuru çeken bakteri türüne sahip olduklarını!”
Rüzgarlarla savrulan bakterilerin bulutları harekete geçirdiklerini
nereden bilecek ki!..  Gecenin karanlığında bütün uğursuz yüzleri bile
ağartan bir şimşeğin veya bir yıldırımın gürültüsü bile, mahzun
gönülleri ne kadar ferahlandırır!..

BİR ASIRLIK ÇINAR!..
Cumhuriyet ile yaşıt, bir asırlık çınarımız vardı. Rahmetli emekli
Albay Tahir Alkan Bey efendi ile geçmiş yıllarda her görüştüğümüzde,
‘vatan dillenir’ Çorak toprakların hüzünlendiğini onun yüz hatlarından
gayet rahatlıkla okursunuz. Rahmetli Alkan bizlere, “ben doğduğum ve
büyüdüğüm şehri yeşil görmek istiyorum!.. Şehrimi kuşatan dağların,
bayırların yeşil duvaklar giymesini hasretle bekleyenlerdenim.”
diyorlar. Her karış toprağında şehit kanlarıyla sulanmış vatan
coğrafyasına, ‘fedakarlığın’ her adımında var olduğunu belirtiyorlar.
Havasını solukladığımız bu coğrafyaya, ‘vefa borcumuz’ değil mi? O
borç, toprağa olan sadakatimizle ödenir ancak!.. İlerleyen yaşına
rağmen diriliğinden ve dinçliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bu asil ve
kahraman insan; Valimizin kapısını çalmışlar, Orman Teşkilatının
kapısını çalmışlar. Bizlere anlattıkları, ‘mert ve yiğit bir bakış’ ve
‘toprağı kucaklayan bir yürek’ gördükleri!..
Bizlere, Kadir Has’tan bir tarihi anekdot anlatmışlardı.  Kadir Has’a
da burada rahmet gönderelim. Kadir Has bir gün Kayseri Valisine,
“Kayseri’ye her türlü maddi ve manevi hizmetlerde bulundum. Sadece bir
Ukde olarak içimde yer alan orman için yardım edemedim.” Vefatından
birkaç ay evvel Kayseri Valiliğine, ‘üç milyon fidanın nakdi olarak
ödemesini’ yapıyorlar. Kayseri böyle bir zenginliğe adımlarını
atıyorlar. O yıllarda, Allah selâmet versin, Elâzığ Valisi Muammer
Muşmal ’ın da Meryem Dağı eteklerinde, ‘40 dönüm üzerine bir İl
Ormanı’ projesi üzerinde çalıştıklarını biliyorduk.
Vali Yusuf Yakupoğlu tarafından 1963 yıllarında yapılan Harput yolunun
eteklerinde de o yıllarda ‘badem dikildiğini’ öğreniyoruz.
Anadolu’yu, bozkır yapmakta bizim elimizde; omuz omuza veren yüce
dağlarımıza, ‘yeşil duvaklar’ giydirmekte bizim elimizde. Şüphesiz ki,
‘ağaç’ binler, yüz binlerle ifade edebileceğimiz bir zenginliktir. Bir
büyük nimet, bir büyük rahmettir. Şuurlu ve hamiyetli bir vakarla,
‘çevreyi koruyanlara’ elbette omuz veririz. Bir tohumda, bir çiçekte,
bir yaprakta ve bir bahar mevsiminde bütün gönlünü toprağa ve onu
süsleyen, ‘ağaç, çiçek ve yeşil sevdalılarına’ kalbi borcumuzu ödemeye
de her zaman için hazır olduğumuzu burada içtenlikle belirtmek
isterim.

Yazarın Diğer Yazıları