Toprak, çamur ve çubuktan mimariye
Rüveyda Sadak
Çocukluk döneminde dış dünya ile olan ilgi ve oluşumu itibariyle ‘Bahçe oyunları’ bir mekân olarak şekillendirdiği kapsamıyla aslında yetişkinliğe yönelik beceri yönlü bir ilk girişimdir. Söz konusu bahçe olarak dışarı kavramından esinlenen sanat ruhu, ileriki yıllarda mimari planlamanın bireysel tasarımını ifade eden uzmanlığa dönüşebilir. Mevcut olan bir miktar toprak ve küçük çakıl taşları ve küçük çubukların bahçe alanında meydana getirdiği desen ile ortaya çıkan resmin gerçekliği dikkati çekici bir analizdir. Nitekim yerel adı çit şeklinde kavramı bilinen, bahçe ocaklarında yakacak olarak kullanılan ve alıştırmak da denilen, kürdanın kalın boyutu çubuklar ile bir minyatür planlama yönünde şekillendirilen küçük ev çizimlerinden bahsediyor, küçük usta eller. Çatı, pencere, kapı, baca, tencerenin çamur ile yapıldığı ve yemek olarak da yine doğal çevreden tedarik edilen yapraklar ile doğal bir takviye gerçekleşir. Teknolojik herhangi bir terimin, tanımlamanın dahil olmadığı bu düzenlenmiş oyun çerçevesinde, mahalle ve mahalle kültürünün yaşandığı geleneksel bir yapı mimarisi uygulanır. Tamamen ellerin sağladığı beceriyle bir heykeltıraş misali, ayrıntılara devam eden sanat… Ağaç, bahçe, çiçekler, ev, perde, masa vesaire her biri uzmanlık detayıyla düşündüren önemli bir stratejik yönlenmedir. Bahçe planlaması, kuşaklar arası kültür alışverişi olarak da tasvir edilebilir olan bu görselde internet değil, doğal yaşamın ve doğanın içinde var olan gerçeğin nüfuz ettiği doğru bir orantıdan ve gerçek hayattan söz ediliyor. Sosyal medyada yaygın story kavramının ya da bilumum internet ayrıntılı eğlence platformlarından ziyade, ortaya çıkan somut ifadenin mimari bir yapı olarak tasavvur edilmesi, doğal el becerilerinin stratejik ayrıntısını açıklıyor. Çevrenin doğallığı itibariyle sağladığı iletişim, pedagoji açısından fayda sağlayan bir niteleyendir. Örneklediği çevresel faktörlerden toprak ile yapılabilecek oyun ve yeteneğin adlandığı kavram, sanata dair büyük ölçüde önem teşkil eder. Bu resimde doğa, insan, toplum ve çevre ile gerçek bir sosyoloji, kavramın detaylarını her noktada ifade ediyor. İnsanın yaşayabileceği ayrıntıların düşünüldüğü ve uygulandığı bu mimari, sıradan değil aksine bir eğitim faktörü şeklinde doğanın katkısına dair aktarıcı bir rol üstleniyor. Resmi oluşturan bir özne tarafından yapılan gerçek benzeri bir ev biçimi ile tasarımın emek yönünde elde edilebileceği anlaşılıyor. Doğanın sağladığı katkı ile bir sürdürülebilirliğin mümkün olabileceğini açıklamak için teyit edilen yerinde tabiriyle “Ağaç, yaşken eğilir” atasözünün; eğitileni, eğitildiği süreç olan çocukluk döneminden itibaren gerçekleşeceğini örnekliyor. Tüketim sadece hazır olan ile değil, çalışarak üretilen ve böylece elde edilen ürünün açıkladığı yetenek ile önem atfeder. Basit bir bahçe içi tasarımı ile insanın doğadaki ürünlerle sağlamış olduğu iletişim, evin her noktasında doğadan, doğallığa söylemini seyrettiren bir yapı olarak doğadan topluma bağıntısını formülleştiriyor. Doğa, insan ve toplum çerçevesinde bir genellemenin doğaya dair atfedilen kavramların kelimelerle oluşturduğu toplumsal bir değere dönüşüyor. Doğa ile toplum bir bütünlük içindedir ve doğa, toplum içindir.