Sosyolojisiyle Özgün Bir Ay: Ramazan
Rüveyda Sadak
Kendine has ve farklı bir atmosferi olan oruç ayı Ramazan içerisindeyiz. Sembolik birçok örnekte o özgünlüğü görmek mutlaka mümkün.
Başlangıç olarak hurma ve devamı isimlerden biri olan ‘Güllaç’ diyelim. Oldukça farklı bir serüveni olan bu ismin 600 yıl önce Osmanlı sarayında yaşayan insanların, nişasta saklama çabasıyla ortaya çıktığı ve 1400’lü yılların sonunda Osmanlı saray mutfağında tanınan bir tatlı olduğu belirtilmiştir. Sadece güllaç değil tabiî ki. Yöreselin her ilde farklı izlerinin görüldüğü ve her birinin de kendi yerelinde bir rutine dönüştüğü toplumsal değerlerimiz bunlar.
Gaziantep’ten kahke, Hatay’dan küncülü helva, Mersin’den kerebiç, Şanlıurfa’da külünçe, Kayseri’den aside, Rize’den pepeçura, Bursa’dan şıra, Tekirdağ’dan yağlı çörek, Memleketimiz Elazığ’dan nohut ekmek ile ayrıca ramazan tatları içerisinde iftariye olarak taçlandırılan badem ve orcik şekeri, gelenekselin ramazan bereketi içerisindeki sunumuyla oldukça güzel desenler meydana getiriyor.
Ülke olarak Ramazan ayına dair gelenekselleşen değerler, haliyle oruç ayına bir başka artı değer yüklüyor.
‘Sahur, İftar, Teravih, Yardımlaşma, Bereket…’ kavramlarıyla özdeşleşen bir manevi iklimden bahsediyoruz. Ramazan her zaman değil, zamanın sınırlılığında bir ayrıcalık öyle değil mi?
Bugünlerde yine bir tekrarı daha seyrettiren parantez diyelim:
6 Şubat depreminde doğruluğu olmayan bilgi ve üstelik tarih ve saati kalem kalem bildirilerek toplumu endişelendirmeye yönelik çalışmalar sosyal medya gündemine aitti.
Olumsuzluk meydana getirme senaryolarının bir başka şekli şimdi de Ramazan ayı için tarih belirtilerek, ünlem ile dikkatleri yoğunlaştırma çabasında yer alıyor. Hep var olan bir bilgi kirliliği ve çarpıtma… Sosyal medya hiyerarşisinin Ramazan ayına rağmen korku kültürü ve telaş söylemli oluşumunun nedeni, tık rekorunu yükseltmek galiba.
Oysaki Ramazan ayı; huzur, ibadet, iyilik kavramlarıyla dolu bir değer, aksi mümkün mü? Değil.