Sonuç: Oldukça Hoşgörü(!) Oldukça(!)
Rüveyda Sadak
Çok değil bundan birkaç ay önce Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde, Müslümanlar olarak kutsalımız, değerimiz, inanmış olduğumuz dinin kutsal kitabı, Kur’an-ı Kerim yakılmıştı.
Bir dinin kutsalını, kutsal kitabını yakmak bir keyif miydi? Tabiî ki bu hakaret içerikli tutum, karşılıksız kalmadı. Orada ve tüm Dünya’daki Müslümanlar tarafından, tepkiler ki olması gereken de buydu ve gecikmeden Dünya Müslümanları, bu provokasyonu kınayarak tepkilerini dile getirmişti. Şimdi de gayet gerçekçi bir yaklaşım görülüyor. Durumun son hali hakkında pek dine/dinlere dair herhangi bir inisiyatif söz konusu olmamakla birlikte din lehine revizyona gidilebileceği yanılgısı, toplum sahasında yerini almış görünüyor. Kur’an-ı Kerim’in yakılmasını yasaklayan bir karar varmış fakat şimdi yok. Meğer böyle bir karar hiç olmamış. Neden mi? Çünkü bu karar, iptal edilmiş. Gerekçeye bakın? Gösteri yapma hakkı engellenemez! Dini değerlere hakaret, ne zamandan beri bir hak oldu! Söyler misiniz? Yapılan hakaretlerde sınırsızlığa rağmen, ileri ama geride kalmamışlıktan bahsediliyor. Öyledir tabi! Sadece bu değil, devama bakalım.
Hindular dehşet saçıyor. Ve ülkede yıkılan camiler ve bir dini bir ibadeti bu kadar demonize (şeytanlaştırmak) ederek, saldırganlık mantığının açıklaması var mıdır, olamaz! Müslümanların ibadet edebilme hakkını engellemek, hangi ilerlemişliğin neye dayanan göstergesi olabilir ki bu tutumlar kutsala karşı hakaret sayılmıyor mu? Nüfusunun %14’ü Müslümanlardan oluşan ülkede, yapılan saldırılar bir İslamofobi şeklinde maalesef devam ediyor. Bu da bir tür gelişmişlik seviyesi gereği miydi? İslam’ın bir hoşgörü dini olması sebebiyle her dine karşı yine son derece tolere geleneği gelişmiştir. Bunun yanında Dünya’daki Müslümanların böyle İslam karşıtı bir İslamofobi uygulaması içerisinde yer almaları ve dini değerlerimize tepki göstermeleri bir hümanizm mi? Biliniyor ki bu bir hümanist gerçeklik sanılmasın. Ve eğer öyleyse (!) bu gibi doğru bilinen yanlışlar, nobran (sert) zihniyetin uygulamış olduğu, haksız ölçüde bir değerlendirmeden başka bir şey değil. Şimdi iki ülke ve iki ayrı tutarsızlık örneğinden sonra yapılan bu baskıcı uygulamaların, haklılık payı olduğu düşünülmediğine göre, toplumlar tarafından kabul görmesi geçerliliği de beklenmiyor olmalı.