Rüveyda Sadak

Gelenekselleşen gelenekler içinde 'Ramazan'

Rüveyda Sadak

Manevi iklimin huzuru olan Ramazan ayındayız. Her günden ve her günü, günlük telaşlar içinde günü tamamlamış olmanın dışında, farklı bir hava farklı bir gündemi vardır, ramazanın. Gün içinde sakindir mekânlar ve sessizdir, modern zamanın kendisi ile nüfuz ettiği karmaşıklık. Ramazan kavramı, oruç ve ramazanın kendine özgü huzuru ile bir sadelik yaşayan zaman ve ezan sesi, hurma ve bir bardak su ile birlikte tutulan orucun, zinde bıraktığı ruh ve insan kimyasıdır. Akşam, ezana yaklaşan vakit itibariyle yollar, cadde ve sokaklar sessizleşir. Ve sonra mutfakların iftar saatini işaret ettiği bir renktir, evlerden ışıkların verdiği tebessüm ile ortaya çıkan gerçeklik ve toplumsal olan fotoğraf. Elazığ’da ramazan geleneklerinden birçoğundan bahsedelim. Ramazan denince iftariyelik kapsamına dahil olan bir şekerleme vardır, Badem şekeri… Ayrıca Elazığ fırınlarında Ramazan gelenekleri nesilden nesile aktarılan birçok değerin teşkilini ifade eder. Ramazanın başlamasıyla fırın ve marketlerde görülen, alışılmış bir yöresel ürün; ‘Nohut ekmeği’, bereketin ramazan kaynaklı iktisadını, oruç ve nimet ile bir farkındalığa dönüştürüyor. Ekmeğe saygı, nimete saygı iledir. Kültürümüzde yiyeceklerin yemek ile birlikte gelenekselleştiği ekmeğe ayrıca bir özen gösterilir. Yerde görülen bir ekmeği, yerden kaldırmak, ekmek ayrıntısındaki değerler eğitiminin farkındalığını açıklıyor. ‘Ekmeğe hürmet edin zira onu, Allah gökyüzünün bereketinden indirmiştir.’ Hadisi ile bereketin tanımı, ekmek ile belirgindir. Her mahallede rastlanan ve ‘Simitçii’ diyerek yüksek ses ile seslenen gelenek, simit nimetini baş üstüne yerleştirilen bir tepsi üzerinde, başımın üstünde yeri var deyimi, nimete ithaf edilen değeri, saygı ile gerçekleştiriyor. Bu saygıya başka bir kavram için rastlanamazdı. Nimete şükrün, ramazan ve oruç kavramlarıyla çeşitlenmesi gelenekselleşen bir kültür mirasıdır. Nitekim geleneksel tatlardan, ‘Nohut ekmeği, Yağlı ekmek, Peynirli ekmek…’ Elazığ’da ramazan boyunca olmazsa olmaz bir alışkanlıktır. Fırınlarında yapılan lahmacun sırası beklemek sadece Elazığ’da değil, çevre illerde de rastlanan geleneksel bir kültür olmuştur. Fırınlarda ekmeğin pişirildiği kısımdaki duvarda var olan besmelenin, katmış olduğu manevi atmosfer, ekmeğin bereketiyle bütünleşir. Kültürümüzdeki bu değerin, coğrafyası aynıdır, değişmez. Bu değer her ilde her fırında görülmeye aşina olunan önemli bir kültürel değerlerimizdir. Piştikçe yayılan böylece teneffüs edilen çeşitleriyle ekmek kokusu; ramazanın, ramazan gibi yaşandığı kültürel bir değer ve kendine has türleriyle ekmeği, keyifli bir şekle getiren geleneksel bir öğe olmuştur. Ramazan ve sahur denince şüphesiz akla gelen bir başka kavram, davulcu olmuştur. Her sahur aynı saatlerde, ramazanın bolluk ve bereketini sahura taşıyan, davul sesleriyle uyandıran sesin nesnesi davul, toplumu toplum yapan değerlerdendir. Ramazanın sahur, iftar vakitlerinin yer aldığı ve Ramazanın özgünlüğünü imsakiye ile ifade eden ve sadece oruç süresince geçerli olan ‘İftara kaç saat var, Sahurda su içmeyi unutmayın’ hatırlatması, ramazan sosyolojisini böylece tanımlıyor. Sahurda ezandan önce son dakikalar ve ezan ile oruç başlar. Manevi huzurun günlük hayatın akışına yansıdığı ramazan, orucun manevi yönüyle ruhu, tutum ve davranışları sakinlikle fakat yönlendirmiş olduğu iyiliğin erdemini motive eder. Gerçekten de ramazan bir başkadır. Yemeklere kendiliğinden eklenen bereketiyle azalmayan çünkü zaten sürekli artan bir gerçekliktir, ramazanın nimeti. 

Yazarın Diğer Yazıları