Rüveyda Sadak

Bahar ile gelen doğanın canlılığı ve bereketi

Rüveyda Sadak

İlkbahar mevsiminin yeryüzünde göründüğü itibar ile doğanın, coğrafyasını anlatan türlü unsurlar mevcuttur. Kar ile toprağa gelen bereket, yağmur ile su ile toprağı bereketlendiren kaynak, güneş ile sıcaklık seviyesinin üretim kapsamında değerlendirildiği tasarruf ve doğal olan doğanın bereketi… Güneş doğarken seyredilen yoğun görsel şölenin güneş doğduktan sonra duyulan kuş sesleri, her mevsim ağaçlarda beliren renk çeşitliliğinin sonbaharda sarı, kahverengi; yaz mevsiminde yeşil; ilkbaharda rengârenk ve kışın ise renksiz bir sadeliği anlatıyor, doğa. Bir arıyı kış mevsiminde görür müyüz, yazın çiçeklerle sebebi olan bir ekosistemden bahsediyor, doğa. Mesela bir bitkiden bahsedelim: Pamuk. Giyim ve konfeksiyonun üretimiyle tüketildiği, kullanıldığı önemli bir kavramdır. Pamuğun üretilip işlenerek elde edildiği ve birtakım materyaller ile malzemeye yön veren ve sonuçta bir sanatı meydana getiren bir oluşumdur, kültürlerarasıdır. Öyle ki her coğrafyada mevsimlere göre farklı giyim türleri vardır. Dolayısıyla bu bir üretim arzı ve sosyolojik resmin bütünlüğüdür. Her mevsim gibi ilkbaharın da bir ruhu vardır. Doğadaki renklerin bitkiden çiçeğe her renge rastlandığı ilkbaharda, yaz mevsiminin öncesinde yemyeşil söylemi yeryüzüne nüfuz eder. Yine bir bitki… Kapsamıyla çok yönlü bir faydanın doğal yönünü ifade eden, Buğday… Ekmek kavramının oluşumu itibariyle ekilen ürün buğday, üretim sürecinde sarf edilen emek sonucu buğday olarak kullanılır. Söz konusu bir buğday bitkisi; tarlada ekin olarak tanımlanır. Tarlada toplanan buğday sapları, saman ve yakacak olarak değerlendirilir. Buğday ise değirmenlerde öğütülerek bulgur ve un şeklinde tüketilir. Kültürümüzde geleneksel tatlar olarak bilinen mısırın; közde mısır, patlamış mısır ve yağ ile ayrıca öğütülerek elde edilen mısır unu, doğal bir tasarruf olarak ayrıca mısır bitkisinin, ayıklandıktan sonra kurutulup odun ve kömür yakacaklarına alternatif şeklinde tasarrufu mümkündür. Doğa ve toprağı sanat söylemi ile dile getiren, Eğitimci-Yazar Sosyolog Hocamızın; doğayı, sosyolojisi ile tasavvur eden eserinin bir kısmından bahsedelim. “Doğa hayattır, doğa huzurdur, mutluluktur, sakinliktir, sadeliktir. Kentlerin gürültüsü ve stresinin zihinlerde oluşturduğu yorgunluğun ve bitkinliğin yegâne ilacı doğadır. Doğadaki temiz hava ve kuş cıvıltıları arasında yapılacak yürüyüşler insanı kendine getirir, ruhunu dinlendirir yani insanı özüne dönüştürür. Kentlerin ve iş hayatının insanı robotlaştırdığı hayattan uzaklaştırıp insanı kendi özüne dönüştürür. Kısacası insan ile doğa arasında vazgeçilmez muhteşem bir bağ vardır, bu bağ lisanı hal ile saklanılmaktadır. Doğadaki kuş sesleri derelerden akan gürül gürül su sesi, rüzgârda sallanan yaprak sesi, otların birbirine temas ettiği o muhteşem sesler, insanın ruhunu huzura kavuşturur. İnsan ancak kendisiyle baş başa kalıp sadeleştikçe özüne kavuştukça, değerli ve anlamlı bir varlığa dönüşebilir. İnsanoğlunun madeni, öz mayası topraktır. Ondan gelip tekrar ona döneceğimiz dost, toprak her fırsatta bizleri ikaz etmekten geri kalmaz. Tevazuya çağırır. Ağaç, nasıl hayat usaresini topraktan alırsa insan da ruhunun ve bedeninin gıdasını vatan toprağından alır. Doğa, tıpkı bir insana benzer. İnsan gibi farklı evrelere sahiptir. Nasıl ki insanda bebeklik, çocukluk, gençlik ve yaşlılık varsa doğada da bu evreler vardır. Cemrelerin düşmesiyle toprak canlanmaya başlar…” Doğa, verimi ile çeşitlendirdiği türlü alternatiflerini böylece sunuyor. Toprağın bereketini ifade eden ürün çeşitliliği ve kullanım alanlarındaki geniş imkân, nimet için seferber olan toprağın sağladığı faydayı tanımlıyor.

Yazarın Diğer Yazıları