Son günlerde bir şehirde yaşanan “temsil krizi” tartışmaları ister istemez akla şu soruyu getiriyor: Vekil dediğimiz kişi gerçekten kimi temsil eder?
İsimlere, olayların detayına girmeye gerek yok. Zaten mesele kişiler değil, anlayış meselesidir. Çünkü bir şehirde vekiller konuşuluyorsa, orada ya güzel işler yapılmıştır ya da konuşulmaması gereken şeyler konuşuluyordur.
Vekillik; mikrofonu kapma yarışı değil, sorumluluk taşıma sanatıdır.
Vekil dediğin, kürsüde ses yükselten değil, halkın derdini sessizce çözen kişidir.
Vekil dediğin, sosyal medyada değil, sokakta görünür olur.
Ve en önemlisi; vekil dediğin, kendini değil şehrini büyütür.
Ama bazen görüyoruz ki mesele hizmetten çıkıp, “ben daha çok göründüm”, “ben daha çok konuştum” yarışına dönüyor. Oysa bu yarışın kazananı olmaz; kaybedeni ise doğrudan millettir.
Bir şehir düşünün…
Yolu yapılmayı bekliyor, genci iş arıyor, esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Ama vekiller arasında görünmeyen bir rekabet, hissedilen bir gerilim…
İşte tam bu noktada sorulması gereken soru şudur:
“Biz temsil ediliyor muyuz, yoksa izliyor muyuz?”
Gerçek vekillik; kriz büyütmek değil, kriz yönetmektir.
Gerçek vekillik; tartışma üretmek değil, çözüm üretmektir.
Gerçek vekillik; egoyu değil, emaneti taşımaktır.
Unutulmamalıdır ki; vekillik bir unvan değil, bir imtihandır.
Bu imtihanı kazananlar tarih olur, kaybedenler ise sadece gündem.
Hülasa, bir şehirde vekiller konuşuluyorsa, keşke yaptıkları hizmetlerle konuşulsa… Ama eğer başka şeylerle konuşuluyorsa, orada bir şeyler eksik değil, fazladır ve bazen en büyük fazlalık, en az olması gereken şeydir EGO velhasılıkelam…