Elazığ'dan Ankara'ya uzanan bir hikaye: Abdulhadi Turus
İbrahim Kayaoğlu
Bazı insanların hayat hikâyeleri vardır; okursunuz, bilgi edinirsiniz.
Bazı hikâyeleri ise vardır ki sadece okunmaz, insana geçmişi hatırlatır, emeği düşündürür, duanın gücünü hissettirir.
Abdulhadi Turus’un hikâyesi biraz da böyledir.
Bugün Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi Türkiye açısından son derece önemli bir kurumun başında bulunan Abdulhadi Turus’u anlatırken, sadece makamından, eğitiminden ve özgeçmişinden söz etmek bana eksik geliyor.
Çünkü onun hikâyesinin başlangıcında bir makam değil, bir baba ve onun elinden tutarak camiye götürdüğü küçük bir çocuk var.
Almanya’nın Stuttgart kentinde dünyaya gelen Abdulhadi, çocuk yaşlarda ailesiyle birlikte Baba yurdu Elazığ’a gelir. Babasının elinden tutarak caminin yolunu tutan, çevresine saygıyla yaklaşan sevimli , şiir okuyan, ezgi söyleyen, bulunduğu ortama farklı bir ruh ve duygusal bir hava katan bir çocuk...
O günlerde kim bilebilirdi ki o küçük çocuk, yıllar sonra Türkiye’nin dünyaya açılan önemli kurumlarından birinin başına geçecek?
Belki kendisi de bilmiyordu.
Ama hayat böyle bir şeydir.
İnsan bazen attığı küçük adımların yıllar sonra nereye varacağını bilemez.
Çocuklukta atılan tohumlar
Bir insanın geleceğini sadece aldığı eğitim şekillendirmez.
Aile, çevre, arkadaşlar, öğretmenler, karşılaşılan insanlar, okunan kitaplar ve yaşanan tecrübeler de insanın karakterinin inşasında önemli rol oynar.
Abdulhadi Turus’un hayatında da bunların izlerini görmek mümkün.
Anne ve babanın duasıyla yoğrulmuş bir hayat...
Çocuklukta kazanılan manevi iklim...
Gençlik yıllarında kurulan dostluklar...
Üniversite yıllarında artan sosyal faaliyetler ve sivil toplum çalışmaları...
Bütün bunlar zaman içerisinde birikerek genç bir insanın karakterini, özgüvenini ve dünyaya bakışını şekillendirmiş.
Çünkü insanın yetişmesi yalnızca okul sıralarında gerçekleşmiyor.
Hayatın kendisi de bir okuldur.
İnsanları tanımak, farklı çevrelere girmek, sorumluluk almak, okumak, araştırmak, gezmek, görmek ve yaşananlardan ders çıkarmak da birer eğitimdir.
Abdulhadi Turus’un gençlik yıllarında bu birikimin önemli bir karşılığını görüyoruz.
Gençler arasında sevilen, sosyal faaliyetlerin içerisinde bulunan, sivil toplum çalışmalarına önem veren ve kendisini geleceğe hazırlayan bir genç...
Zamanla bu genç; okuyan, araştıran, dünyayı tanıyan, farklı kültürleri gören ve toplumda karşılığı olan bir şahsiyete dönüşüyor.
İnsan yetiştirmek uzun bir yolculuktur
Bugün toplum olarak çoğu zaman insanların geldiği makama bakıyoruz.
Ama o makama gelene kadar hangi yollardan geçtiğini, hangi imtihanlardan geçtiğini, kimlerin duasını aldığını ve kaç yıllık emeğin sonucunda o noktaya geldiğini yeterince düşünmüyoruz.
Oysa bir makam, çoğu zaman yılların birikiminin sadece görünen tarafıdır.
Abdulhadi Turus’un Ankara yılları da bu açıdan dikkat çekici.
TİKA gibi uluslararası alanda faaliyet gösteren bir kurumda görev yapmak; farklı ülkeleri görmek, farklı toplumları tanımak, dünyayı yerinde okumak ve uluslararası ilişkilerin pratiğini yaşayarak öğrenmek önemli bir tecrübe.
Kâğıt üzerinde öğrenilen bilgi başka, dünyayı dolaşarak insanları ve toplumları tanımak başkadır.
Bu tecrübelerin bilgiyle birleşmesi, insanın ufkunu genişletir.
Turus da yıllar içerisinde aldığı eğitim, yaptığı çalışmalar, edindiği tecrübeler ve sivil toplum alanındaki birikimiyle kendisini geliştirmiş.
Yakın Doğu Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler eğitimi...
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde yüksek lisans...
TİKA'daki görevler...
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığında başkan yardımcılığı...
Geleneksel sporlar alanındaki çalışmalar...
Uluslararası organizasyonlar...
Bütün bunlar aslında birbirinden kopuk işler değil.
Birbirini tamamlayan bir hayat tecrübesi.
Bizim toplumumuzda güzel bir söz vardır:
“Helal süt emmiş insan.”
Bu söz aslında sadece bir övgü değildir.
Ailenin verdiği terbiyeyi, insanın karakterini, emanete bakışını, dostluğunu, dürüstlüğünü ve hayat karşısındaki duruşunu anlatır.
Yetişmiş insan bulmak kolay değildir.
Bilgili insan bulabilirsiniz.
Diplomalı insan bulabilirsiniz.
Makam sahibi insan da bulabilirsiniz.
Ama bilgiyle ahlakı, özgüvenle tevazuyu, başarıyla sorumluluğu bir arada taşıyan insanı bulmak kolay değildir.
İşte bu nedenle bir insanın hayat yolculuğunda karşılaştığı güzel insanların da büyük bir önemi vardır.
Kimi insan önünü açar.
Kimi insan bir kitap tavsiye eder.
Kimi insan bir kapı gösterir.
Kimi insan bir dua eder.
Kimi insan ise sadece güzel örnek olur.
Bazen insanın hayatındaki küçük bir karşılaşma, gelecekte büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Devlet hizmeti bir nasip meselesidir
Bugün Abdulhadi Turus, 7 Mart 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı olarak önemli bir sorumluluğu üstlenmiş durumda.
Bu görev, sıradan bir makam değil.
Türkiye'nin yurt dışında yaşayan vatandaşlarıyla, Türk diasporasıyla ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki kardeş ve akraba topluluklarla ilişkilerinde önemli bir görev alanı.
Böylesine geniş bir alanda görev yapacak kişinin yalnızca masa başı bürokrasi tecrübesine değil; dünyayı tanımaya, farklı toplumları anlamaya, insanlarla iletişim kurmaya ve geniş bir ufka da ihtiyacı var.
Başkanımızın geçmişine baktığımızda, bu görevin gerektirdiği birçok tecrübenin yıllar içerisinde biriktiğini görüyoruz.
Belki de insanın hayatında hiçbir şey tesadüf değildir.
Çocuklukta camiye giden o küçük çocuğun yıllar sonra dünyanın dört bir tarafındaki Türklerle, soydaşlarla ve akraba topluluklarla ilgilenen bir kurumun başına gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken güzel bir hayat hikâyesidir.
Makamlar geçici, hizmet kalıcıdır
Bugün bir makamda bulunursunuz, yarın başka bir yerde...
Makamlar değişir.
Görevler değişir.
İsimler değişir.
Ama geride bırakılan hizmetler ve insanların gönlünde oluşan güzel izler kalır.
Başkanımızın önünde şimdi önemli bir hizmet dönemi var.
Bu görev sadece Türkiye Cumhuriyeti adına değil,
dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan milyonlarca insan açısından da büyük bir anlam taşıyor.
Kendisinin geçmişte edindiği uluslararası tecrübenin, gençlik yıllarındaki sosyal birikiminin, eğitim hayatının, sivil toplum çalışmalarının ve insan ilişkilerindeki deneyiminin bu yeni görevinde önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyim.
Ve insan, kendisine verilen makamı bir ayrıcalık değil, bir emanet olarak görürse o makam anlam kazanır.
Başkanımızın kendi ifadesiyle bunu bir “Allah'ın lütfu” olarak görmesi de bu açıdan kıymetlidir.
Çünkü nasip, beraberinde sorumluluk da getirir.
Yolun açık, istikametin bereketli olsun
Bir Elazığlı olarak, uzun yıllar dır tanıdığım ve gelişimine şahit olduğum bir insanın bugün böyle önemli bir göreve gelmesinden elbette gurur duyuyorum.
Ama gururdan daha önemlisi, beklentidir.
Beklentimiz; makamın değil, hizmetin büyümesidir.
Beklentimiz; ülkemizin yurt dışındaki vatandaşlarına, soydaşlarına ve kardeş topluluklara daha güçlü bir şekilde ulaşılmasıdır.
Beklentimiz; gençlerin önünün açılması, Türkiye ile gönül coğrafyamız arasındaki bağların daha da güçlendirilmesidir.
Ve en büyük temennimiz, aldığı aile terbiyesini, gençlikte kazandığı dostlukları ve hayat boyunca edindiği tecrübeleri devlet hizmetine taşımasıdır.
Bir babanın elinden tutup camiye götürdüğü o küçük çocuğun hikâyesi bugün Ankara'da önemli bir devlet göreviyle devam ediyor.
Allah yolunu açık etsin.
İstikametini bereketli kılsın.
Anne ve babasının dualarını üzerinde daim eylesin.
Ülkesine, milletine ve insanlığa hayırlı hizmetler yapmayı nasip etsin.
Çünkü bazı makamlar insana yükselmek için değil, daha çok insana hizmet etmek için verilir.
Başkanimiza yeni görevinde başarılar diliyor, “Yolun açık, istikametin bereketli olsun” diyorum.
Elazığ'ın yetiştirdiği bir değerin, ülkesine ve insanlığa daha nice güzel hizmetler kazandırması temennisiyle...