Minberde Üç Âmin:
İbrahim Kayaoğlu
Ramazan’a Girerken Kendimize Sormamız Gerekenler
Ramazan kapımızda. Takvim yaprakları mubarek ayın geldiğini haber veriyor.
Bu ay bize ne getirecek?
Bizim bu ayda planlarımız ne?
Bu Ayın sonunda hayatımızda neler değişecek?
Peygamber Efendimizin (s.a.v) minbere çıkarken her basamakta “Amin” demesiyle başlayan O ibretli hadis, Ramazan ayının gelmesiyle insanın kalbine ağır ama diriltici sorular bırakıyor. Sahabe merak ediyor:
— “Ya Resûlallah, neden her adımda âmin dediniz?”
Cevap kısa ama sarsıcıdır:
— “Cebrâil (as) üç dua etti, ben de onlara âmin dedim.”
Bu üç dua, aslında insanın dünyada kurtuluş haritasını çiziyor.
İlk "Amin"
Anne-Baba üzerinedir. Onlara ulaştığı hâlde rızalarını kazanamayan, hizmetle, hürmetle gönüllerini alamayan evlat için yapılan o sert dua… Bu, bir beddua değil; ihmal edilen büyük bir fırsatın acı hatırlatmasıdır. Çünkü anne-babanın duası, insanı cennete taşıyan en kısa yollardan biridir. Ramazan’a girerken belki de ilk yapılacak muhasebe şudur:
Onların gönlü benden yana mı?
Kırdığım bir kalp, bekleyen bir özür, ihmal ettiğim Ziyaret yada bir telefon var mı?
İkinci “Amin”,
Peygamberimizin adı anıldığında salât ve selâm getirmeyenler içindir. Kur’ân açık konuşur:
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 56)
Ramazan; dillerin, kalplerin ve hayatların Resûlullah’a daha çok yöneldiği bir ay olmalıdır. O’nun adını duyup geçmek değil; bir salavatla ruhumuzu tazelemek, sünnetini hayatımıza biraz daha taşımaktır asıl kazanç budur.
Üçüncü “Amin”
Doğrudan Ramazan’a dairdir:
Ramazan’a ulaştığı hâlde affa kavuşamayan, bu bereket mevsimini boş geçiren kul için yapılan o ağır Dua… Düşünelim: On bir ayın sultanı geliyor, kapılar açılıyor, sofralar kuruluyor, rahmet sağanak sağanak iniyor… Buna rağmen insan aynı insan olarak çıkıyorsa bu aydan, işte orada durup uzun uzun düşünmek gerekir.
Ramazan yalnızca aç kalmak değildir. Ramazan; öfkeyi tutmak, dili temizlemek, kalbi yumuşatmak, merhameti çoğaltmak, kırılan gönülleri onarmaktır. Ramazan; israftan uzaklaşmak, yoksulu hatırlamak, gecenin sessizliğinde Rabbine yönelmektir. Bir ay boyunca kalbinde hiçbir değişiklik olmuyorsa insanın, belki de orucu sadece mide tutmuştur; ruh değil.
Bu üç “Amin”, aslında Ramazan’a girerken önümüze konan üç aynadır:
Aileyle ilişkimiz…
Peygamberimizle bağımız…
Rabbimizle irtibatımız…
Belki de bu Ramazan, “geçip giden” bir ay olmasın. Takvimden düşen günler değil, hayatımıza eklenen güzel alışkanlıklar bıraksın geride. Anne-baba duasıyla, salavatla, tövbeyle, affedilerek ve affederek çıksak bu aydan…
Minberde söylenen o üç “Amin”, bugün bize de söyleniyor sanki:
Alemlerin Rabbinin istedigi kulluk bilincindemiyim.Kulluk sadece Ramazan Ayına mahsus değildir.Kulluk bilinci inandığın değerleri ögrenerek yaşamakla başlar.Ölünce son bulur.sadakayi cariye sahipleri hariç.Rabbimize kullukta
Fırsat kapıda. Rahmet hazır.
Soru şu: Biz hazır mıyız?