Mekke'den Bedir'e, Libya'dan Akdeniz'e: Dünya yeni bir döneme mi hazırlanıyor?
İbrahim Kayaoğlu
Dünya siyasetinde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin farklı ülkelerle savunma ve diplomasi alanında attığı adımlar, yeni iş birliği arayışlarını gündeme taşıyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında şekillenen Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile başlayan süreç, Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya’nın savunma sanayisi, ortak üretim, teknik eğitim ve araştırma alanlarında iş birliğini öngören Bedir Mutabakatı ile yeni bir boyut kazandı. Buna, Türkiye ile Libya arasında 2019’da imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasının Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması da eklendi. Bütün bu gelişmeler, dünya siyasetinde yeni bir dönemin işareti olabilir mi?
Mekke ve Bedir adlarıyla anılan bu girişimler, Müslüman ülkelerin güvenlik ve savunma alanlarında daha yakın iş birliği kurma arayışını yansıtıyor. Bu adımların kalıcı bir ortaklığa dönüşmesi, yalnızca savunma kapasitesini artırmakla kalmayıp ülkeler arasındaki güveni ve dayanışmayı da güçlendirebilir.
Özellikle Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Müslüman ülkelerin ortak hareket etmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çocukların açlıkla, ailelerin yoksullukla ve insanların ölüm korkusuyla karşı karşıya kaldığı bir dünyada, dayanışmanın yalnızca sözlerde kalmaması gerekiyor. Mazlumların yanında durmak, siyasi söylemlerin ötesinde somut adımlar atmayı gerektiriyor.
Elbette savunma anlaşmaları tek başına bütün sorunları çözmez. Asıl mesele, imzalanan metinlerin hayata geçirilmesi, ülkeler arasında güvenin güçlendirilmesi ve ortak iradenin kalıcı bir iş birliğine dönüştürülmesidir. Müslüman ülkeler ekonomik, teknolojik ve diplomatik alanlarda da güçlerini birleştirebilirse hem kendi halklarının geleceğine hem de bölgesel barışa önemli katkılar sunabilir.
Türkiye-Libya deniz yetki alanları anlaşmasının onaylanması da Doğu Akdeniz’deki dengeler bakımından önemli bir gelişme. Türkiye’nin hak ve menfaatleri açısından stratejik değer taşıyan bu anlaşma, bölgedeki diplomatik ve siyasi gelişmelerin neden yakından takip edilmesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
Türkiye’nin son dönemde yürüttüğü diplomasi trafiği ve savunma alanındaki girişimleri, ülkemizin bölgesel ve uluslararası meselelerde etkin rol oynama arayışını ortaya koyuyor. Bu adımların ülkemiz, bölgemiz ve insanlık için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyoruz.
Ancak gerçek güç yalnızca silahlarla veya imzalanan anlaşmalarla ölçülmez. Adalet, güven, ekonomik dayanışma, ortak akıl ve halkların refahı da güçlü bir geleceğin vazgeçilmez unsurlarıdır. Savunma iş birliği, barışın ve istikrarın korunmasına hizmet ettiği ölçüde anlam kazanır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; ayrılıkları büyütmek değil, ortak değerler etrafında buluşmak, ihtilafları diplomasiyle çözmek ve mazlumların sesine kulak vermektir. Müslüman ülkeler kendi aralarındaki sorunları aşarak ortak bir irade ortaya koyabilirse, yalnızca kendi geleceklerini değil, dünya barışını da olumlu yönde etkileyebilirler.
Mekke’den Bedir’e, Libya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bu gelişmelerin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Temennimiz, atılan adımların yeni gerilimlere değil; adalete, güvenliğe, kardeşliğe ve kalıcı barışa kapı aralamasıdır. Çünkü güçlü bir gelecek, ülkelerin yalnızca kendi güvenliklerini değil, insanlığın ortak vicdanını da gözetmesiyle mümkündür.