Kardeşlik zor günde belli olur!
İbrahim Kayaoğlu
Bazen bir koli defter, bir kalem ve samimi bir selam, binlerce kilometrelik mesafeyi ortadan kaldırır. Bazen de bir insanın gözyaşı, kardeşliğin en güçlü ifadesi olur.
Dünyanın dört bir yanında savaşların yaşandığı, bombaların okullara ve insanların yaşam alanlarına düştüğü zor bir dönemden geçiyoruz. Hâlâ acısını yüreğimizde hissettiğimiz Minab'a yönelik zalim saldırıda şehit olan 167 masum yavrumuzun okulunun enkazını yerinde görmek, o acıyı bütün ağırlığıyla yaşamak kolay değil.
İşte böyle bir zamanda iki güzel insan, kardeşliği sözle değil, davranışlarıyla göstermeyi tercih ediyor.
İş insanı Mehmet Güleç ve emekli öğretmen, aynı zamanda iş insanı Mahir Akgül...
Kendi imkânlarıyla hazırladıkları kıyafet, defter, kalem ve çeşitli okul malzemelerinden oluşan yardım kolilerini alarak İran'a doğru yola çıkıyorlar. Amaçları, savaşın acısını yaşayan çocuklara bir nebze olsun destek olabilmek.
Yaptıkları görüşmelerde, savaş şartları nedeniyle İran'ın dışarıdan yardım kabul edemediği, ancak kendilerinin ülkeye giriş yapabileceği bildiriliyor. Bunun üzerine hazırladıkları yardımları Muş'un Sungu ilçesinde, Mehmet Güleç'in arkadaşı Belediye Başkanı Turan Sayılgan'a teslim ederek bölgedeki okullara ulaştırılmasını sağlıyorlar.
Ancak bu yolculuk, yalnızca yardım kolilerinin teslim edilmesinden ibaret kalmıyor. Tebriz, İsfahan, Şiraz ve Zencan'da kurulan dostluklar, yolculuğun en güzel hatıralarına dönüşüyor.
Tebriz'de bir restoranın mescidinde kılınan namaz, bu dostlukların başlangıcı oluyor. Namaz sonrasında İranlı Asgar Halilpur Nehr ile tanışıyorlar. İki Türk misafirin, savaşın acısını yaşayan çocuklara yardım etmek amacıyla kendi imkânlarıyla yola çıktığını öğrenen Nehr, bu fedakârlıktan büyük memnuniyet duyuyor.
Aynı zamanda Tebriz Vali Müşaviri olan Asgar Halilpur Nehr ile sohbet ilerledikçe samimiyet de artıyor. Sohbet sırasında Nehr, kalemi ve kâğıdı eline alarak hem konuşuyor hem de yazmaya başlıyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben kaleme aldığı dokuz sayfalık mektup, bu buluşmaya ayrı bir anlam katıyor.
Türkiye'ye, Türk milletine ve Elazığ'a yönelik dostluk mesajları içeren bu mektup, iki ülke insanı arasındaki gönül bağını bir kez daha ortaya koyuyor.
Doğrusu, böyle bir sohbetin içerisinde dokuz sayfalık böylesine anlamlı bir metni kaleme almak herkesin harcı değil. Hakkını teslim etmek gerekiyor.
Tebrizli iş insanı Cemal Seyyid Resuli de iki dostumuzun bu anlamlı ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Türkiye ve İran halklarının birbirine daha fazla yakınlaşması gerektiğini vurguluyor.
Asıl unutulmaz anlardan biri ise Türkiye'ye dönüşlerinden sonra yaşanıyor.
Mehmet Güleç ve Mahir Akgül, İran'daki izlenimlerini anlatmak üzere Fırat TV'de Furkan Dilaver'in konuğu oluyor. Programda yolculuklarını, karşılaştıkları insanları ve kurdukları dostlukları anlatıyorlar. Programa Tebriz'den Cemal Seyyid Resuli de telefonla bağlanıyor.
Programı Tebriz'den takip eden Asgar Halilpur Nehr, anlatılanlardan öylesine etkileniyor ki evinden çıkıp bir parka gidiyor. Bir banka oturarak duygularını dile getirdiği 18 dakikalık bir ses kaydı hazırlıyor.
Azeri Türkçesiyle, gözyaşları içinde anlattığı sözler yalnızca bir teşekkür değil; kardeşliğe, dostluğa ve insanlığa dair yürekten gelen bir mesaj niteliği taşıyor.
İnanın, bu ses kaydını dinlemek beni de derinden etkiledi. Binlerce kilometre öteden bir insanın kendi ana diliyle, gözyaşları içinde duygularını anlatması insanın yüreğine dokunuyor.
Düşünün; Türkiye'den iki insan İran'daki çocuklara yardım götürmek için yola çıkıyor. Orada dostluklar kuruyor, gönüllere dokunuyor. Aradan zaman geçiyor ve Tebriz'de yaşayan bir dostumuz, Türkiye'deki bir televizyon programını izlerken gözyaşlarını tutamıyor.
İşte gönül bağı dediğimiz şey tam da budur.
Asgar Halilpur Nehr'in mektubunda yer alan şu cümle ise aslında her şeyi özetliyor:
"Ne olur, sınırlar kalplerimizin arasına mesafe koymasın."
Ülkelerin sınırları, siyasi görüşleri, mezhepleri ve kültürleri farklı olabilir. Ancak insanlığın ortak acıları vardır. Bir çocuğun gözyaşı hangi ülkede akarsa aksın, vicdan sahibi herkesin yüreğini sızlatmalıdır.
Mehmet Güleç ve Mahir Akgül belki savaşı durduramadılar, bombaların sesini susturamadılar. Ama zor günler geçiren insanlara yalnız olmadıklarını hissettirdiler. Birkaç koli yardımın çok ötesinde, Türkiye'nin ve Elazığ'ın dostluk elini uzattılar.
Teşekkürler Mahir Hocam, teşekkürler Mehmet Abi...
İyi ki gitmişsiniz, iyi ki o yolu göze almışsınız. İyi ki sadece konuşmamış, kardeşliğin gereğini yerine getirmişsiniz.
Çünkü iyilik anlatılmalı, fedakârlık bilinmeli, güzel insanlar örnek gösterilmelidir.
Unutmayalım; kardeşlik rahat günlerin değil, zor zamanların imtihanıdır.
Bazen bir koli yardım, bazen bir seccade, bazen de içtenlikle söylenen birkaç cümle, iki milletin kalpleri arasında köprü kurmaya yeter.