İbrahim Kayaoğlu

Dikilen fidanlar yok oluyor Tabelalar kalıyor!

İbrahim Kayaoğlu

Her yıl ülkemizin dört bir yanında yüz binlerce, hatta milyonlarca fidan toprakla buluşturuluyor.
Törenler yapılıyor, protokol geliyor, konuşmalar yapılıyor, fotoğraflar çekiliyor, basın mensupları haber yapıyor. Ardından o bölgeye güzel bir tabela dikiliyor:
“Hatıra Ormanı…”
Bazen bir kurumun, bazen bir şehidin, bazen önemli bir şahsiyetin, bazen de yıllarını siyasete vermiş bir liderin adı veriliyor.
İlk gün her şey güzel…
Fidanlar dikilmiş, tabela yerinde, fotoğraflar çekilmiş, haberler yapılmış…
Peki birkaç yıl sonra?
İşte asıl hikâye burada başlıyor.
Ne yazık ki bazı hatıra ormanlarının hazin sonu, bize ciddi bir sorumluluk ve denetim problemini gösteriyor. Yıllar sonra aynı yerlere baktığınızda orman yok, ağaç yok; sadece o ismi taşıyan tabela ayakta.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu ormanlara ne oldu?
46 bin fidan nereye gitti?
Geçmiş yıllarda Malatya Caddesi, Hanköy mevkiinde Fırat üniversitesi arazisinde her öğrenci için bir fidan (46 bin) dikildi.
O bölgeden geçerken ben de merak edip baktım. Hatta fidanları saymaya çalıştım. Bugün ayakta kalanları görmek için insanın el parmaklarını kullanması bile yeterli olabilir.
Peki 46 bin fidan nerede?
Dikildi mi?
Dikildi.
Ama yaşatıldı mı?
İşte cevap verilmesi gereken soru bu.
Çünkü fidan dikmek başarı değildir; fidanı yaşatmak başarıdır.
Liderlerin adına dikilen ormanlar
Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, siyasette iz bırakmış liderlerin adına hatıra ormanları oluşturulması güzel bir düşüncedir.
İsim yaşatmak, hatıra bırakmak elbette değerlidir.
Ama o ismin verildiği orman birkaç yıl sonra kuruyup yok oluyorsa, geriye yalnızca tabela kalıyorsa bunun adına ne diyeceğiz?
Bir liderin adına orman yapıyorsunuz…
Binlerce fidan dikiyorsunuz…
Tören yapıyorsunuz…
Gazetelerde haber oluyor…
Sonra kimse dönüp bakmıyor.
Yıllar geçiyor.
Fidanlar kuruyor.
Toprak yeniden bozkıra dönüyor.
Tabela ise sessizce orada duruyor.
Bu gerçekten o lidere bırakılmış bir hatıra mıdır, yoksa yarım bırakılmış bir görev midir?
Bence asıl saygı, bir insanın adına tabela dikmek değil; onun adına dikilen ağacı yıllarca yaşatmaktır.
Bahçesine 20 fidan diken vatandaş kadar hassas olamaz mıyız?
Bir vatandaş düşünün…
Bahçesine 20 fidan  dikiyor.
Bir fidanın yaprağı sararsa üzülüyor.
Su vermeyi unutursa uykusu kaçıyor.
Bir tanesi kurursa yerine yenisini dikiyor.
Çünkü o ağacın arkasında kendi emeği ve parası var.
Peki kamu adına binlerce fidan dikildiğinde neden aynı hassasiyet gösterilmiyor?
Neden birileri çıkıp;
“Geçen yıl diktiğimiz 46 bin fidanın bugün kaçı yaşıyor?”
diye sormuyor?
Neden kuruyan fidanların yerine yenileri dikilmiyor?
Neden yıllık bakım ve yaşama oranları kamuoyuna açıklanmıyor?
İşte burada denetim mekanizmasını sorgulamak gerekiyor.
Milletin parasında milletin hakkı var
Bu mesele sadece ağaç meselesi değildir.
Kamu kaynakları kullanılıyorsa, orada milletin hakkı vardır.
Vergisini veren vatandaşın hakkı vardır.
Emeklinin, işçinin, çiftçinin hakkı vardır.
Ve bizim inancımız açısından daha da ağır bir sorumluluk vardır:
Tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.
Dolayısıyla “Dikildi, tören yapıldı, görev tamamlandı” anlayışı kabul edilemez.
Devlet işi fotoğrafla bitmez.
Bir proje başlatmak kadar, onun sonucunu takip etmek de devlet ciddiyetinin gereğidir.
Artık “kaç fidan diktiniz?” değil, “kaçını yaşattınız?” diye soralım
Bundan sonra ağaçlandırma çalışmalarının başarısını dikilen fidan sayısıyla ölçmeyelim.
Şöyle soralım:
Bir yıl sonra kaç tanesi hayatta?
Üç yıl sonra kaç tanesi ayakta?
Beş yıl sonra kaç tanesi ağaca dönüşmüş?
Kuruyanların yerine yenisi dikilmiş mi?
Bakımı yapılmış mı?
Sulaması yapılmış mı?
Korunmuş mu?
İşte gerçek başarı budur.
Çünkü 100 bin fidan dikmek kolaydır.
100 bin fidanı yaşatmak ise emek, takip ve sorumluluk ister.
Bu güzel topraklar bozkıra mahkûm değil
Allah bu ülkeye çok büyük nimetler vermiş.
Dağlarımız, ovalarımız, akarsularımız, göllerimiz ve bereketli topraklarımız var.
Fakat bugün birçok bölgemizde gölgesinde oturacak bir ağaç bulmakta zorlanıyoruz.
Şehirler büyüyor, binalar yükseliyor ama yeşil alanlarımız aynı hızla çoğalmıyor.
Oysa bir ağacın değeri yalnızca gölgesinden ibaret değil.
Ağaç; nefesimizdir, toprağın koruyucusudur, kuşun yuvasıdır, geleceğin mirasıdır.
Bugün diktiğimiz ağacın gölgesinde belki biz oturmayacağız.
Ama çocuklarımız, torunlarımız oturacak.
İşte gerçek medeniyet biraz da kendisinden sonrasını düşünmektir.
Tabela değil, orman istiyoruz
Artık her fidan dikim töreninden sonra sadece fotoğraf görmek istemiyoruz.
Yıllar sonra aynı bölgenin yemyeşil fotoğrafını görmek istiyoruz.
Artık “46 bin fidan diktik” cümlesinin yanında:
“Beş yıl sonra 27 bin fidanımız ayakta.”
denilmesini istiyoruz.
Siyasi liderlerin adına orman yapılıyorsa, o ormanların yıllar sonra da gerçekten orman olarak kalmasını istiyoruz.
Çünkü tabela yaşatmak kolaydır.
Ağacı yaşatmak emek ister.
Ve artık bu ülkede fidan dikme yarışından çok, fidan yaşatma yarışına ihtiyacımız var.
Çünkü kamu adına yapılan her işte milletin hakkı vardır.
O parada yetimin hakkı vardır.
O toprakta gelecek nesillerin hakkı vardır.
Bu nedenle hiçbir iş “yaptık, bitti” anlayışıyla yapılmamalıdır.
İşinin takipçisi olacaksın.
Diktiğin ağacın takipçisi olacaksın.
Harcadığın kamu parasının takipçisi olacaksın.
Çünkü bu ülkenin artık törenlere, sloganlara ve tabelalara değil;
yaşayan ormanlara, gölge veren ağaçlara ve hesabı sorulan kamu hizmetlerine ihtiyacı var.
Unutmayalım:
Fidan dikmek bir başlangıçtır.
Onu yaşatmak ise emanete sahip çıkmaktır.
Ve emanet, hoyratça harcanmaz.

Yazarın Diğer Yazıları