CHP'deki Kavga Sadece CHP'nin Meselesi Değildir
İbrahim Kayaoğlu
Son günlerde CHP'de yaşananlar sıradan bir parti içi tartışma değildir. Karşılıklı açıklamalar, ithamlar ve suçlamalar artık öyle bir noktaya geldi ki mesele yalnızca CHP'nin geleceğini değil, siyasetin itibarını da derinden sarsmaya başlamıştır.
Bir tarafta eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta mevcut Genel Başkan Özgür Özel...
Düne kadar aynı masada oturanlar, aynı kürsüden konuşanlar, aynı teşkilatlarla çalışanlar bugün birbirlerine ağır ithamlarda bulunuyorlar.
Peki vatandaşın sorması gereken soru şudur:
Madem bugün konuşulanlar doğru, neden yıllarca sustunuz?
Eğer parti içerisinde usulsüzlükler vardıysa neden o gün müdahale edilmedi?
Eğer kongre süreçlerinde şaibeler yaşandıysa neden o zaman itiraz edilmedi?
Eğer her şey usulüne uygunduysa bugün neden bu kadar ağır suçlamalar yapılıyor?
Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her açıklama toplumdaki güven bunalımını daha da büyütmektedir.
Özellikle kurultay sürecine ilişkin ortaya atılan delege satın alma, menfaat sağlama ve siyasi mühendislik iddiaları son derece vahimdir. Çünkü bu iddialar sadece bir genel başkanlık yarışını değil, parti teşkilatının temelini ilgilendirmektedir.
Düşünün...
Bir siyasi partinin delegeleri iradeleriyle değil de para, makam veya çeşitli vaatlerle yönlendirilebiliyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Daha da önemlisi şudur:
Bu iddialar doğruysa CHP yıllardır demokrasi adına söylediği birçok sözü yeniden açıklamak zorundadır.
Yok eğer doğru değilse, o zaman bu kadar ağır suçlamalarla insanların itibarı neden hedef alınmaktadır?
Her iki ihtimal de siyaset adına yüz kızartıcıdır.
Tam da burada milletin hafızasında yer etmiş Sezai Karakoç şu dizeler akla geliyor:
"Onlar dava derler, davayı satarlar,
Toprak tükenirse havayı satarlar.
Mecnun hallerine bakıp aldanmayın,
Menfaat görünce Leyla'yı satarlar."
Çünkü siyasetin merkezinden dava şuuru çekilip yerine menfaat hesapları yerleştiğinde, insanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uçurum büyür. Bugün vatandaşın en büyük rahatsızlığı da tam olarak budur.
CHP'nin bugün yaşadığı kriz aslında yıllardır biriken sorunların sonucudur. Parti içerisinde farklı düşünenlerin tasfiye edildiği, tecrübeli isimlerin dışlandığı, bazı yapıların ve grupların giderek daha fazla etkili olduğu yönündeki eleştiriler uzun zamandır konuşuluyordu.
Bugün yaşananlar bir sonuçtur.
Asıl sorgulanması gereken ise bu sonuca nasıl gelindiğidir.
Partiyi bu noktaya kim getirdi?
Kimler göz yumdu?
Kimler sustu?
Kimler menfaat uğruna yanlışlara ses çıkarmadı?
Kimler koltuk kavgasını memleket meselelerinin önüne koydu?
İşte cevap bekleyen sorular bunlardır.
Çünkü mesele sadece CHP değildir.
Bugün bir partide yaşanan güven krizi yarın tüm siyaset kurumuna zarar verir. Vatandaş televizyonu açtığında proje yerine kavga, hizmet yerine suçlama, çözüm yerine hesaplaşma görüyorsa siyasetten uzaklaşmaya başlar.
En büyük tehlike de budur.
Bir ülkede insanlar siyasetçilere güvenmemeye başladığında yalnız partiler kaybetmez.
Demokrasi kaybeder.
Millet kaybeder.
Gelecek kaybeder.
Siyaset makam, mevki ve koltuk mücadelesi değildir. Siyaset millete hizmet yarışıdır. Bugün CHP'de yaşanan tartışmaların ortaya çıkardığı en önemli gerçek ise şudur:
Sorun artık kimin genel başkan olduğu değildir.
Asıl sorun, toplumun siyasete olan güveninin her geçen gün biraz daha aşınmasıdır.
Ve güvenin yıkıldığı yerde ne zaferlerin ne de seçim sonuçlarının bir anlamı kalır.
Çünkü güvenin kaybedildiği yerde sandıklar kurulabilir, seçimler yapılabilir, koltuklar değişebilir; fakat milletin kalbinde oluşan kırgınlığı onarmak çok daha uzun zaman alır.
Unutulmaması gereken şu en büyük sermaye oy değil güvendir.O kaybedilince ne oy kalır ne siyaset...