Bir şehirde kafeler çoğalıyorsa…
İbrahim Kayaoğlu
Bir şehirde kafeler çoğalıyorsa, sadece “insanlar sosyalleşiyor” deyip geçmemek gerekir.
Elbette insanların dinlenmeye, arkadaşlarıyla oturmaya, sohbet etmeye hakkı vardır. Mesele kafenin kendisi değil; bir şehrin gençlerinin en güzel ve verimli yıllarını nerede ve nasıl geçirdiğidir.
Son birkaç yılda Elazığ’da dikkat çeken gelişmelerden biri de AVM’lerin çoğalmasıdır. AVM yapılmasına elbette karşı değiliz. İnsanların alışveriş yapacağı ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacağı mekânlara ihtiyaç vardır.
Ancak bir AVM’nin yapılması kadar, ayakta kalabilmesi de düşünülmelidir.
Çünkü AVM’ye yapılan yatırım, harcanan para ve kullanılan kaynaklar sonuçta milli servettir. İhtiyaç fazlası yatırımlar yapılır ve bunlar zamanla ekonomik karşılığını bulamazsa, ortada sadece kapanan dükkânlar değil, kaynak israfı da oluşur.
AVM’lere baktığımızda dikkat çeken başka bir gerçek daha var:
En güzel, en işlek ve en görünür yerlerde çoğu zaman kafeler bulunuyor.
Üstelik dekorasyonundan mobilyasına, ışıklandırmasından tasarımına kadar ciddi paralar harcanıyor.
Demek ki talep var. İnsanlar gidiyor ve bu işletmeler müşteri bulabiliyor.
Burada mesele “Neden kafe açılıyor?” değildir.
Asıl mesele şudur:
Gençler neden bu kadar yoğun biçimde tüketim mekânlarına yöneliyor ve biz onlara bunun dışında ne sunuyoruz?
Bir gencin 18, 20, 22, 25 yaşlarını düşünün…
Bunlar insanın öğrenme, üretme, meslek edinme ve kendisini geliştirme açısından en verimli yıllarıdır.
Bu yıllarda harcanan bir saat yalnızca bir saat değildir.
O saat; yarının mesleği, bir yabancı dil, bir kitap, bir yazılım projesi, bir meslek, bir girişim veya kazanılan bir tecrübe olabilir.
Elbette genç kafeye gitmesin demiyoruz. Dinlenmeye, eğlenmeye, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye hakkı vardır.
Mesele denge meselesidir.
Bir şehrin caddelerinde fabrikadan, atölyeden, laboratuvardan, kütüphaneden, teknoloji merkezinden ve üretim tesisinden daha fazla tüketim ve eğlence mekânı görmeye başlıyorsak, şehir olarak kendimize bazı sorular sormalıyız.
Elazığ’da gençler nerede?
Ne yapıyorlar?
Kaçı meslek öğreniyor?
Kaçı üretime katılıyor?
Kaçı girişimcilik, teknoloji, yazılım, sanat, sanayi, tarım veya ticaretle ilgileniyor?
Bunlar sadece gençlerin değil, şehrin meselesidir.
Çünkü gençlere “Boş durmayın, çalışın.” demek kolaydır.
Asıl zor olan, onlara çalışabilecekleri alanlar açmaktır.
Organize sanayi gelişecek, küçük sanayi güçlenecek, mesleki eğitim ile sektör arasında gerçek bağ kurulacak, üniversite ile şehir ekonomisi birbirinden kopmayacak, genç girişimci desteklenecek.
Teknoloji merkezleri, kütüphaneler, laboratuvarlar ve atölyeler sadece bina olarak değil, gerçekten yaşayan mekânlar hâline gelecek.
O zaman gençlere “Kafede neden oturuyorsun?” sorusunu sormak daha anlamlı olacaktır.
Çünkü bir gence alternatif sunmadan tercihini eleştirmek kolaydır.
Bugün Elazığ’ın geleceğini konuşuyorsak sadece kaç AVM yapıldığını, kaç kafenin açıldığını, kaç mağazanın bulunduğunu değil;
Kaç üretim tesisi açıldı?
Kaç genç meslek sahibi oldu?
Kaç yeni girişim ortaya çıktı?
Kaç genç kendi işini kurdu?
Kaç öğrencimiz diplomasının yanında gerçek bir meslek ve tecrübe kazanarak mezun oluyor?
Asıl şehircilik biraz da budur.
Bir şehir yalnızca binaları, yolları, AVM’leri ve kafeleriyle büyümez.
İnsanını yetiştiriyorsa büyür. Gençlerini üretiyorsa büyür. Gençlerine umut veriyorsa büyür.
Kahve içmek, sohbet etmek, dinlenmek güzeldir.
Ama bir genç hayatının en verimli yıllarını sadece tüketerek geçiriyorsa, kaybedilen yalnızca onun zamanı değildir.
Bir şehrin geleceğinden de zaman eksiliyor demektir.
Elazığ’ın ihtiyacı daha fazla tüketim alanı kadar, hatta ondan daha fazla üretim alanıdır.
Çünkü geleceğin güçlü şehirleri gençlerine sadece oturacak masa değil; üretecek tezgâh, araştıracak laboratuvar, okuyacak kütüphane, geliştirecek teknoloji ve kuracakları bir gelecek sunan şehirler olacaktır.