26 Eylül tarihini, “Dil Bayramı” olarak kutluyoruz.
29.Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarını, ’18-19 Eylül 2026 tarihinde…’
gerçekleştirdik.
2026 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülünü de “Türk Dil Kurumu Başkanı
Prof. Dr. Osman Mert’e, Elâzığ Valisi Numan Hatipoğlu takdim ettiler.”
Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim, Uluslararası Hazar Şiir
Akşamlarının önümüzde ki yıllarda, “Türk Dil Bayramını da içerisine
alacak tarihlerde yapılması…” belli çağrışımları da beraberinde
getireceği düşüncesini taşımaktayım.
Türk Dil Kurultayının açılış günü; “26 Eylül 1932 tarihi; Tarihi bir
gün olarak, “Dil Bayramı” olarak kutlanmasına karar verilir
13.05. 1277 tarihinde, “Türkçe’nin Resmi Dil Olmasıdır” Bu tarihlerde,
Karamanoğlu Mehmet Bey’in o ünlü fermanı yayınlanacaktır; “Şimden gerü
hiç kimseye divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türk
dilinden gayri söz söylemeye!”
12.07.1932 tarihinde, “Türk Dili Tetkik Cemiyeti Kurulur” 31.08.
1936’da Cemiyetin adı; “Türk Dil Kurumu” olacaktır.
26 Eylül 1932’de, “1.Türk Dil Kurultayı Toplanacaktır” Yer, Dolmabahçe
Sarayıdır. (26 Eylül-05 Ekim tarihleri) 26 Eylül 2026 tarihinde, “Türk
Dil Bayramının 94.ncü yılını kutlamaktayız.”
“Şiirin Başkenti” sözleriyle onurlandırıldığımız Elâzığ Şehrimiz,
1990’lı yıllardan itibaren, Ulusal ve Uluslararası Çalışmalarla,
sadece Şiirin Başkenti olarak anılmakla kalmayacak; güzel Türkçemizi
de “Ses Bayrağı Olarak da dalgalandıracaktır!”
1992 tarihinde, ilki Av. Fikret Memişoğlu Anısında Yapılan;
“Uluslararası Hazar Şiir Akşamları” Güzel Türkçe’mizi ‘bayraklaştıran’
kutlu şölenlerdir. O şölenler, 1992 tarihinden günümüze 34 yıl
boyunca, Elazığ’a nasip olacaktır. 34 yıl boyunca, ‘bilgi
kürsülerinden’ hatipler konuşacaklar.
Türkülerimiz, onun sınırları; ‘ses ve söz coğrafyamızdır’ Gaspıralı
İsmail, “Dil’de, İş’te, Fikir’de Birlik” diyecektir.
Türkçe’mizi Elazığ’da bayraklaştıran faaliyetler arasında, Fırat
Havzası Gazeteciler Cemiyetinin Başlatmış Olduğu; “Türkçe
Konuşacaksak, Türk’çe Konuşalım” faaliyeti…
Bu faaliyet, o yıllarda, şehrin aydınları tarafından büyük destekler
alacaktır. Faaliyet ile ilgili, o tarihlerde; Ahmet Kabaklı Hocamızın,
Yavuz Bülent Bakilerin, Namık Kemal Zeybek’in, Prof. Dr. Sadık Kemal
Tural Hocanın, Rahim Er’in aleni desteklerine gördük. Kalemleriyle,
kelamlarıyla bizleri onurlandırdılar. Ahmet Bican Ercilasundan, “Türk
Dil Kurumunun Teşekkürleri…”
Yazılı ve Görsel Basınımızda, ‘katkıları mükemmeldir’ 34 yıl boyunca
Elazığ’da buluşan Türk Dünyasının Şairi, Yazarı, Aydını, bu kutlu
yolun sevdalıları, “Türkçe’m Bayrağını” dalgalandırdılar.
Elâzığ Şehrimiz, “Türkçe Ses Bayrağımız” dedi… O ses, Türkiye’de ve
Gönül Coğrafyamda yankılandı…
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçem benim, ses bayrağım!” dediği bu dil,
bu milletin kültür taşıyıcısı, hafızası, şerefi, haysiyeti ve
istiklâlidir. Bu dil, Dede Korkut’tan başlayarak Yunus’la,
Karaca-oğlanla,
Fuzuli’yle, Nâmık Kemâl’le, Cevdet Paşayla, Ömer Seyfettin’le, Mehmet
Akif’le, Halit Ziya’yla, Yahya Kemâl’le, Peyami Safa’yla, Reşat
Nuri’yle, Kemal Tahir’le, Tarık Buğra’yla, Necip Fazıl’la, Cemil
Meriç’le bin defa rüştünü ispatlamıştır. Bu dile hizmet, dışarıdan
sunî müdahalelerle değil, ancak onunla ölümsüz eserler yazmakla olur.
Şairimiz Ali Akbaş’ın o nefis şiirinden;
“Duygular dil olur dönünce sese
İnsan lisan olur, şeytan vesvese
Bu dil, göklerde tuğ, kır atta yele
Bu dille koparır bülbül vel vele
Bu dil hatta sülüs, yazıda sünbül
Bu dil turnada tel, Leylâ’da kâkül
Bu dil bahtiyar ki Bahtiyâr’ı var
Devrine hükmeden Şehriyar’ı var
Fuzûlî’ce berrak bir pınarı var
Dedem Korkut gibi yâdigârı var
Dünya bir portakal, yer dilim dilim
Nasıl da yayılmış gör benim dilim!..”
Bahtiyar Vahapzade’nin 1965’lerde yazdığı, bütün sıcaklığını koruduğu bir şiir;
“İlk elbisemiz kundak
İlk sözümüz ağlamak
İl gıdamız süt oldu.
Son isimler bilemem
Nereden uyduruldu?
Adlarımız değişti,
Elbisemiz değişti,
Dilimizde değişti.
Her işimiz bir iken
Ya sonradan yaranan
Bu ayrılık ne işti?..”
Prof. Dr. Muharrem Ergün Hoca’mız; “Dil, kendine has kanun ve
kuralları olan ve ancak bu kanun ve kurallar çerçevesinde gelişen
canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir
antlaşmalar sistemidir…”
Dil, bir milletin hafızasıdır...
Dil, kültürü/irfanı nesilden nesle taşıyan canlı organizmadır.
Dil, bir milletin var olma sebeplerinin başında yer alır.
Gaspıralı İsmail (Allah ondan razı olsun) o sebepledir ki, “Dilde,
İşte, Fikirde birlik...” demiştir.
Dilde, bir milletin zevki, estetiği, inceliği, sadeliği, zarafeti saklıdır.
Dil, ortak duygu, ortak düşünce, ortak hafıza, ortak hatıralar olarak
bizleri biz yapan değerlerin gönül anahtarıdır. O sebepledir ki,
‘kültür emperyalizminin’ ilk hedefinde, ‘dil’ vardır!..
Dilde, ‘yozlaşma’ ‘kirlenme’ neyi getirir; Toplumu kendi değerleri ile
yabancılaşmayı… Bu bir faciadır, bu telafisi mümkün olmayan sosyal
felakettir.
Çinli hâkim Konfüçyüs’e, “Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız ilk
iş olarak ne yapardınız?” diye sormuşlar.
Konfüçyüs; “Önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmazsa, kelimeler
düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması
gereken işler iyi yapılamaz. Gereken yapılamazsa ahlak ve kültür
bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa, adalet yolunu şaşırır. Adalet
yanlış yola saparsa, halk düşkünlük ve şaşkınlık içerisine düşer. Ne
yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bu sebeple söylenilen sözü
doğru söylemeli. Hiçbir şey dil kadar mühim değildir.”
Karamanoğlu Mehmet Bey’in, “Bugünden sonra divânda, dergâhta,
barigahta, mecliste, meydanda, Türkçe ’den başka dil
konuşulmayacaktır.”
Bunun anlamı nedir; Bir milletin hafızasının, hatıralarının,
kimliğinin, renklerinin, çizgilerinin velhasıl geçmiş ile gelecek
arasındaki köprülerin, o köprüyü kuran damarların korunmasıdır!..
Türkçe, ‘fetih’ dilidir… Türkçe, ‘fütüvvet’ dilidir… Türkçe, ‘milli
hâkimiyet’ dilidir…
Türkçe, bir edep ve adap dilidir… Türkçeyi savunmak, ‘vatan müdafaası’
kadar kutsaldır.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçe’m, ses bayrağım” diyorlar.
Yahya Kemal Beyatlı, “Türkçe; ağzımızda, anamızın dili gibi helal ve
güzel olmalı.”
Nihat Sami Banarlı, “Bizim dilimiz, bir imparatorluk dilidir. Her dil
imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz.”
Cemil Meriç, “Kamusa (sözlüğe) uzanan el namusa uzanmıştır”
Peyami Safa, “Dilini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmiş demektir.”
Balzac, “Millet, edebiyatı olan topluluktur.”
Ludwig Wittgenstein, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır”
Yunus Emre, “Söz ola kese savaşı/ Söz ola bitire başı/Söz ola ağulu
aşı/ Bal ile yağ ede bir söz”
Dil nedir? “İnsanların fikir ve duygularını anlatmak için
konuştukları, yazdıkları ses ve işaretler sistemi.”
Bayrak şairimiz; “Dilimiz bir devamdır kopmaz. Dili millet yapar,
kurum yapmaz...”
Türkçe ’de, ne vardır efendiler? Bir milletin hafızası! Öyle bir
nesil, iki nesil değil, Çeyrek asır, iki asır değil; daha ne ki,
bizlere gök kubbe deki yıldızlar kadar yakın…
F. K. Timurtaş Hoca ne diyorlar; “Dil meselesi, bir milli müdafaa
meselesidir. Dilimizi korumak, vatanı korumakla birdir. Çünkü dilde
vatan kadar, tarih kadar, gelenek ve töre kadar azizdir. Dil de,
bayrak gibi, aile gibi mukaddesattandır.”
Gazi ne diyor; “Efendiler, milliyetimiz her şeyden fazla dilimizin
içindedir. Dilimiz, atalarımızın bize miras bıraktığı en büyük servet,
en büyük emanettir.”
Türkçe ‘de neler vardır; Türkülerim, destanlarım, ninnilerim,
masallarım, hikâyelerim, atasözlerim, deyimlerim, geleneklerim,
göreneklerim Velhasıl bilumum hatıralarım vardır.
Elâzığ, ‘tarihi faaliyetlerle’ dil bayramını özünde yaşamış bir şehir.
Bilecekler ki, bu kutlu sofralarda; Türk Diline Büyük Hizmetleri olan,
Ali Şi’r Nevai’de vardır, Fuzuli’de, Nesimi de vardır. Kaşgarlı
Mahmut’ta, Kutadgu Bilig’de Gaspıralı ’da vardır... Bu sofrada Ahmet
Yesevi’de vardır, Mevlana’sı, Şeyh Galibi de vardır… Yahya Kemal’i de
vardır… Necip Fazıl’ı, Niyazi Yıldırım’ı, Arif Nihat Asya’sı da
vardır…
Ve daha niceleri asırlardan günümüze çağlayıp durmuşlardır… Bizler ne
diyoruz; “Birlik ateşinin yakıldığı kutlu şehrim…”
Hazar, “Türkçe duyan, Türkçe düşünen, Türkçe konuşan; Bir büyük
coğrafyanın ses, söz ve de vefa sancağı…”
Azerbaycan’ın usta kalemi Bahtiyar Vahapzade ne diyorlar;
“Bu dil-bizim ruhumuz, eşgimiz, canımızdır,
Bu dil-birbirimizle ehli peymanımızdır
Bu dil- tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil- ecdadımızın bize goyup getdiyi
En gıymetli mirastır, onu gözlerimiz tek
Goruyup, nesillere biz de hediye edek”
Nesillere en güzel hediyemiz, “Anne sütü kadar saf ve duru güzel Türkçemizdir”