2026 YKS sınavları yapıldı. Bu yıl YKS sınavlarına, “2 milyon 425 bin 560 aday başvuru yapmıştı!”
YKS sınavları, parantez içerisinde (yakamızdan düşmeyen anne ve babaları da sınav boyunca sırılsıklam bırakan direnç senfonisi) kaç ilde yapılıyordu? KKTC (Lefkoşa) dâhil 81 İlimizde ve toplam 254 sınav merkezinde yapılıyordu. Bu yıl YKS sınavlarına ilk defa başvuranların sayısı, “921 bin 225...” kişi
Yıllar itibariyle YKS sınavlarında bir düşüş olduğunu da söyleyelim. Üç yıl önce, 2023 yılında YKS sınavlarına, “3 milyon 527 bin 443 aday...” başvuruyordu. Bir milyondan fazla bir düşüş gözlemleniyor.
21 Haziran 2026 günü Babalar Günü... Baba, evladına sorar, ‘hayatta ne olmak istersin’ Evladın tercihinde, ‘günün en geçerli meslekleri’ vardır. Evlat, olmak istediği meslekleri sıralamaya başlar;
“Tıp Doktoru, Hâkim, Üniversite Profesörü, Pilot, Büyükelçi, Vali, Diş Hekimi, General, Avukat...”
Baba, evladına yönelir; “evlat, hayatta en itibarlı meslek öğretmenlik değil mi?” Evlat susar...
Baba, devam eder; “evlat, mühendislik...” der. Evlat yine susar... Vefakârlığın dozu kırılıyor, vesselâm!
Sınavlar bir dert mi, işkence mi şiirimizde şöyle sesleniriz?
Bitmez bu sınav, dert mi, işkence mi?
Daha ilkokul sıralarında, "test"
Es rüzgâr. "ne taraftan esersen es!"
Testin adına, mest mi desem, pest mi?
Papatya falına bakıp, jest mi desem!
En güzel yıllarında, "kelepçe vurmuş"
Düşlerimden bir türlü sökemedim!
Zincirlere vurulmuş esaretim!”
Eğitim sisteminde, ‘zincirler kırılmalı’ İnsanımız hayata, severek ve öz güven içerisinde yürümeli...
Korkular yenilmeli... Kâbuslar ortadan kalkmalı... Aileler daha mutlu, daha huzurlu, daha güvenilir bir ortamda hayata neşeyle yürümeli...
“Umutlar” şiirimizde de, şöyle diyoruz,
“Ne kadar da zormuş sana ulaşmak
O zorlu engelleri bir bir aşmak
Umutlar, hayal kurduğum umutlar!
Umutlarıma bahar güneşi açsa...
Buz tutan karlar erise ne olur?”
MİLLİ HÜSRAN...
Dünya kupasına, 24 yıl aradan sonra büyük umutlarla katıldık... 90 milyon insanın gözleri, yürekleri; ‘dünya kupası maçlarına çevrilmişti...’ Zorlu turnuvalardan geçilmişti. Milli bir galeyan oluşmuştu. Ülkenin de böyle bir galeyana, ‘Milli Hislere...’ ihtiyacı vardı. Ama ne oldu, Önce Avustralya’ya ve sonrasında da Uruguay’a yenilerek, ‘Milli Hüsranı...’ yaşıyorduk.
“Yirmi dört yılı, hasretle bekledik,
Büyük düşlerle güne gün ekledik,
Geldi o günler, kâbusu izledik!
Ah şu zaman, bizden yana gülmedi”
Bu millet sporu sevdi... Özellikle de, Bozkır Anadolu’da, futbol sevildi/ taraftar toplulukları oluştu...
Yıllar içerisinde, “Spor Liseleri...” açıldı. Üniversitelerde, ‘Lisans ve Lisansüstü eğitimler verildi’
İmkânlar seferber edildi... Hal böyle iken de, başaramadık!
“Top yuvarlak, akıllarda yuvarlak
Askıda kalmış, kafalar muallak
Her tarafı herc ü merc, allak-bullak
Yüreksizlerle bu yollar yürünmez
Aşkı olmayana zafer görünmez”
En büyük eksiğimiz, ‘inanmak...’ ve sonrasında, ‘idealizm’ Her ikisinin meyvesi, ‘özgüven...’
Şurası da bir gerçek, ‘aşkı, büyük bir sevdaya dönüştürmek...’ Böyle bir ruhu da göremedik.
Futbola bağımız, ‘gönül bağı...’değil, günümüzde, ‘göbek bağı...’ oldu. Milli hisler/ veya hassasiyetler tamamen dumura uğradı. Milli formanın verdiği ağırlığı taşımak da öyle her babayiğidin harcı değil...
Millilerden bu millet, ‘destan...’ bekledi Her maçın, ‘futboluyla efsaneleşmesini...’ arzuladı.
Olmayınca, olmuyor efendim... Artık, o sıcak yüzleriniz bile bizlere soğuk gelmeye başladı.
Şöyle ki, “bu millet hüsranı sevmez...” Ona sebep olanları da asla affetmez...
YÜZÜNÜZ BİRAZ DOĞUYA DÖNSÜN!
“Yüzünüz biraz da doğuya dönsün
Gönlünüz biraz da atiye yansın
Doğudan esen muştulu rüzgârlar
O tatlı esintiler, ruhunu ansın
Anadolu'nun kilidi doğu da,
Kapısı, Malazgirt bin yetmiş bir de...”
Anadolu, ilk defa Doğu’dan; ‘vatan olmaya’ başladı.
1048 yılında gerçekleşen Pasinler Savaşı’nı, Bizans ve onun müttefiklerine karşı Büyük Selçuklu Devleti kazanıyordu. Bu savaş, Bizans’a karşı kazanılan ilk büyük zafer olarak da tarihe geçecekti...
Ve Malazgirt-1071, insanlık tarihinin seyrini değiştiren, Büyük Zafer... Bu millete, Anadolu’yu vatan yapan zafer... 2026 yılındayız... Elbette, ‘siyasi iradeye sesleneceğiz’ Gür bir sesle, “yüzünüz biraz da doğuya dönsün...” Bu milletin ilk ışıklarını aldığı ruhani iklime... İhmale gelmez efendim!
Milli Mücadele Harekâtı, “Doğu Anadolu’nun kadim şehirlerinde başlıyordu...” Türkiye’nin kalp atışlarını nereden dinlersiniz derseniz, bu ülkenin doğusundan derim... İşin aslı da, doğası da budur.
BEN DOĞULUYUM
Doğuluyum, güneşin doğduğu yer
Dağlar, Vadiler, nehirleri emzirir
Gül yüzlü fidanların ağdığı yer
Gökçe, serin rüzgârları estirir
Doğuluyum, mertlikte nişanım var
Toprak kokan muhabbette anım var
Çaydaçırada heybetim, şanım var
Türkülerim, diyar diyar gezdirir
Doğuluyum, Malazgirt’te zaferim
Ahlat’ta, konuşlanır tüm neferim
Harput’tan Halep’e şanlı seferim
Anadolu’m, gülistana çevrilir
Derviş gazilerin ilk uğrağında
Taptukların, Yunusların çağında
Güller açan, gönüllerin bağında
Zaman, yeni fetihlere evrilir
Doğuluyum, lisanım kıymet bilir
Nimete şükranla, rahmet bilir
Hikmeti Huda’dan, kudret bilir
Hayatı, gönül teliyle çektirir
Doğuluyum, kâh dağlı kâh şehirli
Vatan, millet sevdasında mehirli
Lisanım, vatansızlara zehirli
Sevdalarım, hoyrat, mani döktürür
Anadolu’yu, vatan yapan ışık,
Hakkı bilen, Hakk’a tapan âşık,
Doğulu dendi mi, vatana maşuk
Dağlar gibi, vatana kale durur...
Fırat gibi yürekte, çağlar durur...