Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Kemaliye duygu şehridir!..

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

2012 yılının Ekim ayında kaleme aldığımız bir yazı… Türkiye’nin en
şirin ilçeleri arasında yer alan Kemaliye ile duygu yüklü yazımızın
üzerinden 14 yıl geçmiş bulunuyor… Bu yazımız bir seyahat anısıydı.
Keban, Ağın, Arapgir, Kemaliye İlçelerimiz Fırat Vadisi üzerinde üç
şehrimizi (Elâzığ, Malatya ve Erzincan) buluşturan kadim bir kültür
havzasını (Fırat Havzasını) ses ve sözün eşsiz güzelliğiyle
buluşturuyor. Arabanız Karasu Vadisinin sarp yamaçlarından kâh döne
döne dağın en zirvesine sizleri taşıyor; kâh döne döne Karasu nehrinin
seslerin en güzeli; su ve bülbül sesinin birbirine karıştığı eşsiz bir
ahengin cilvesi ile baş başa bırakıyor. Bir dörtlüğümüzde şöyle deriz;
“Eğin diyarının gülen yüzü/
Tebessüm eder seninle yeryüzü/ Karasu Vadisinde yol alırız/ Yaz havası
taşır, Eğin'in güzü…”
Karasu Vadisi için cennetten bir köşe diyebiliriz. Vadinin sağına,
soluna serpilmiş yeşil duvaklar içerisinde kendisini saklayan irili
ufaklı köyler… ‘garibim köyler’ diyeceğim! Öyle ki, genci gurbet
yolunu tutmuş; Mahzun yürekleriyle bir iki koca ihtiyar o kocaman
konakların kader bekçiliğine soyunmuştur, sanki!.. Uzaklarda bir köy
görünüyor, Apçağa Köyü! Bu köyün özelliği nedir? Dilden dile dolaşan
bir şiir vardır… Uzaklığın yangın alevlerini içimize taşır bu şiir…
“Orda bir köy var uzakta
O köy bizim köyümüzdür
Gezmesek de tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür”
İşte, o köyün ufkunda gözlerimiz dalarken gurbeti hasret odunda
tüttüren, Kemaliye’nin Apçağa Köyü’nde dünyaya gözlerini açan, Ahmet
Kutsi Tecer’ini bir daha yad ediyoruz.
Evet, Apçağa kelime olarak sözlükte; ‘çağlayan su’ anlamına geliyor.
Kemaliye, dört dağın içinde bir efsane şehirdir! UNESCO tarafından
tarihi kentler içerisinde haklı olarak yerini almış bulunan Kemaliye,
Fırat Vadisi’nde; tarihini, kültürünü, Türk’ün ince zevk ve estetiği
ile mimarisini koruyan şairin ifadesi ile ‘bir küçük şehirdir’
Şairimiz Ahmet Tevfik Ozan, akıcı bir üslupla yazdığı şiirinin
dokusunda, Harput’la bir bağ kurmuştur. Şöyle ki;
“Bu yüzden, ahşap evler; tüller gibi sımsıcak
Parke taşlı sokaklar, Necip Fazıl’dan eser…
Ve demir nakışlarla örülmüş can kapılar
Bir dokunsan; hasretten sevinçten ağlayacak
Ey Selçuklu, Osmanlı Rüya’sının Lale’si!
Bulutların hasretle, taşlarına yazdığı
Bir bahar sabahında, çiğden birçok busesi!
Ey Eğin, güzel Eğin… Ey ceddimin hevesi!
Seni bir kartal gibi, Harput’tan gözlüyorum
Işığın gözlerime vursa da senelerce
Asırlık hasretle rüyanı özlüyorum”
Harput, Urfa, Kemaliye ve Kerkük’te ortak bir benzerlik vardır…
Türkülerimiz, oyunlarımız, hoyratlarımız, manilerimiz, düğünlerimiz,
toylarımız, masallarımız, efsanelerimiz…
O duygu zenginliği içerisinde bir şey söylemek isterim; Kemaliye yolu
üzerinde bir köy vardır,
Ergü Köyü!  Bu köyü, Yavuz Sultan Selim, Azeri Türklerine
kurduruyor!.. Anadolu, Türklüğün harman olduğu bir şefkat pınarı. Bunu
coğrafyamızı gezerken taşından, toprağından, yazısından okumalıyız.
Yolumuz, Başpınar nahiyesinden geçerken kim aklımıza geldi biliyor
musunuz? O’nu öncelikle; şiirleri, güfteleri ve besteleri ve de ‘yalın
ayak’ isimli şiir kitabıyla daha yıkandan tanıdığımız, bir zamanlar
sivil inisiyatifin önde gelen isimlerinden, Eski Sanayi Bakanımız Ali
Coşkun…
Kemaliye, Ali Coşkun gibi hala değişik görevlerde ülke hizmetinde
bulunan nice güzel şahsiyetleri bağrından çıkarmıştır.
Eğin Destanı isimli şiirinde Ali Vecdi Bingöl;
“Sıla özlemini dağlar söylesin
Bu destanı ıssız bağlar söylesin
Ben susayım dostum "Çağlar" Söylesin
Ustada yakışır sözün sonu da.
Bu gece BİNGÖL'Ü dinliyor Eğin
Yosma İstanbul'u kinliyor Eğin
Bağrına taş basmış inliyor Eğin
Özü yalnızlıkta, gözü korkuda.”
Kemaliye’yi gezerken, 1920’lerin o şen, o hareketli, 20 bin nüfuslu
şehrin yerinde, ‘bağrına taş basan/ yalnızlık korkusu’ yaşıyor dersem
yeridir.
Cenab-ı Allah’ın bütün güzellikleri üzerine devşirdiği; Fırat
Vadisinin tabiat harikası, ‘bir küçük şehrinin’ yalnızlığı bizleri de
ister istemez ürkütüyor. Öyle ki, 1970’lerde bile, her Evi’nde;
‘dokuma tezgahlarının’ bulunduğu güzel Eğin’den, ‘genç nesil…’ göçmüş!
Bu ne demektir, Eğinli kendi geleceğini gurbetin sancılı yollarına
bırakmış!
“Eğin Dedikleri” başlıklı şiirimizde sözü gurbete getiririz; “Eğin
dedikleri gurbettir, hasrettir/   Rabbimizden dileğimiz nusrettir/
Sılayı, gurbete omuzda taşır / Gurbette, vatan sevgisi minnettir/
Sevgiyi paylaşmak nezakettir”
Kemaliye, tarihi ve kültürel dokusu oldukça zengin bir yöremiz. Harput
ile o kadar sıcak bir bağı var ki; Harput’ta meftun İmam Efendi
Hazretlerinin bu beldeye olan ilgisini ve dualarını biliriz. 37 Yıl
Kemaliye Dört Yol Ağzı İmamlığını yapmış bulunan Rıfat Hoca ile
sohbetimiz oluyor.
Rıfat Hocanın babaları, Küçük Ali Efendi; Şair ve Nakkaş olarak
yörede bilinen alim bir zattır. İstanbul Fatih Medresesini bitirdikten
sonra Kemaliye’ye gelir ve burada bir yandan Merkez Vaizliği yaparken
beri taraftan da Dört Yol Ağzı Camiinde, 43 yıl imamlık yapıyor.
Birçok ilim ve feyiz sahibi talebe yetiştiriyor. 1. Cihan Harbinde,
Ruslarla savaşırken babası Hoca Kâmil Efendiye, ‘Arzuyu Vatan’ isimli
şiirini yazarak gönderir. Bu şiirde, Kemaliye bütün yönleriyle tasvir
edilmiştir. Ali Rıza Akbaş’ın şu şiiri birçok Kemaliye evinde
duvarlara asılıdır;
“Bir acaip şehre vardım, Toprağı az, taşı çok
Böyle olmakla beraber, ekmeği ile aşı çok
Dört yol ağzında imamet eyleyen Hoca Rıza
Yaşı 80’e ulaşmış, gözünde yaşı çok”
Burada, aynı zamanda İmam Efendi’den ders almış bu güzel insanı da
rahmetle anmak istiyorum.
Evet, Kemaliye’de; Harput’un manevi iklimi ile haşır neşir olursunuz.
Kemaliye’de, tarihinizle buluşursunuz. ‘Su şehri’ olan Kemaliye,
‘yeşil duvaklar’ içerisinde bir büyük duygu şehridir.  Şair,
Kemaliye’yi birkaç mısrada özetliyor bizlere; “Cennet haza her
taraftan suları ceriyen eder/Evleriyle bağları sanki gülistan Eğin”
Öncelikle şunu belirtmeliyim, her Eğinli/ Kemaliyeli memleketini
seviyor, dışarıda da olsa koruyor, daha canlı ve daha diri bir Eğin
için ter döküyor derseniz yeridir…

Yazarın Diğer Yazıları