Tuz da kokarsa!..
Bazı kurumlar vardır ki ferdi zaaflardan ve yanlışlıklardan zarar görmesini istemeyiz. Yapılan yanlışı kurumun kendisine değil yanlış yapan kişi ve yöneticinin zaafı ve kusuru olarak görürüz. Ancak bazı adımlar vardır ki kişiden ziyade kurumsal kararların bir sonucu ve yansımasıdır. Bunun son örneği ise kendi verdiği olumsuz fetvaya rağmen Diyanet İşleri Başkanlığının hac, umre ve bağışların sözde fonda değerlendirmesi kararı oldu.
Son dönemde yatırım fonlarında yaşanan dalgalanmalar Diyanet İşleri Başkanlığı'na da sıçradı.
Yaşanan fon krizi sonrası Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş duruma müdahale ederek fonlardan çıkış yapılması talimatını verdi. Ancak bu panik çıkışı, kurumun yatırımından yüzde 48 oranında zarar etmesiyle sonuçlandı.
Medyaya düşen haberlere göre fondan çekilebilen tutar hızla bir katılım bankasına aktarıldı. Diyanet kaynakları paranın farklı bir fona yatırıldığını belirterek "zarar edilmediğini" savunsalar da, fon katılım payı miktarında ciddi bir azalma olduğu kaydedildi. Daha da dikkat çekici olanı ise vakfın fondaki tüm parasını çekmek istemesine rağmen resmi prosedür engellerine takılması oldu. Vakfın, yatırılan paranın yalnızca yarısını kurtarabildiği, diğer yarısının ise halen fonda mahsur kaldığı ifade ediliyor.
İddialara göre, Filistin ve diğer acil ihtiyaç bölgeleri için ayrılan paranın fonlarda değerlendirildiği doğrulandı. Bu hamlenin gerekçesi olarak ise Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün "paranın enflasyon karşısında erimemesi için değerlendirilmesi" yönündeki tavsiyesi gösterildi.
İhtiyaç sahiplerine ulaştırılması gereken paraların yatırım araçlarında riske atılması, Diyanet'in daha önce yayımladığı bir fetvayı yeniden akıllara getirdi.
Din İşleri Yüksek Kurulu, 23 Mart 2022 tarihinde yayımladığı kararda şu ifadelere yer vermişti:
“Zekat malının, hak sahiplerine verilmeden önce, zekat dağıtılmaya aracılık eden hayır kuruluşları tarafından nemalandırmak amacıyla tasarrufa konu edilmesi caiz değildir.”
Kurumun, kendi yüksek kurulunun "caiz değil" diyerek açıkça yasakladığı bir finansal işlemi hayata geçirmesi ve ardından gelen büyük zarar iddiası, kamuoyunda tepkilere neden oldu. Diyanet cephesinden zararın boyutuna ve fonda kalan paranın akıbetine dair henüz resmi ve ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.
Bu olay sözün bittiği yer dedirtmekle birlikte tuz da kokarsa deyimini akıllara getirdi.
Diyanetin ve din görevlilerin toplumda hızlı bir güven kaybı yaşaması ve bu güzide kurumun kendi fetvalarına rağmen dinen sakıncalı ve yasak olan mecralarda faaliyet göstermesi kuruma olan güvenin tümüyle yok olmasını getirdi.