Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Hocalı katliamı üzerine düşünceler...

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Geçmişi unutamayız... Tarihin acılarının/ o büyük felaketlerin/ bu
millete yapılan soykırımların bir daha yaşanmaması için milletçe
‘milli şuura ve tarihi tefekküre...’ ihtiyacımız var. Yedisinden
yetmişine; ‘bir daha kıyameti yaşamamak için kıyamda olmak’ bu
milletin kendi içerisinde meşru müdafaa zeminini oluşturmasıdır.
26 Şubat 1992 tarihi, “insanlık tarihinin en utanç verici, en vahşi,
en acımasız günüdür!”
İnsanın, insan olmaktan çıktığı, ‘adileştiği, basitleştiği,
rezilleştiği, vahşileştiği gündür!’
İnsanlık, ‘Ermeni Soykırımını…’ 34 yıl önce, bugün, bu büyük facianın
yıldönümünde ürpererek yaşıyor!
Küresel Vahşetin cinayetleri bitmez ki… İşte, Gazze... İşte, Doğu
Türkistan... Gönül dünyamız büyük acılarla bugünlere geldi... Şu an,
şu vakit gözyaşlarımızı tutamıyoruz.
Tin Suresi 5.nci ayette şöyle buyrulur; “Sonra onu, aşağıların
aşağısına indirdik!”
O vahşeti, o cinayetleri işleyenlerin Kur’an diliyle durumları,
“aşağıların aşağısı...”
Hocalı, ‘şehitlerimizin mahşeridir’ Vatanımızın en nezih coğrafyası
arasında yerini almıştır. Hocalı Şehitlerimizi bugün rahmetle,
minnetle, şükranla anıyoruz. Mekânları cennet olsun diyoruz.

Bir garip/ veya iğrenç bir vaziyet var ki, o tarihin acımasız vahşeti
işleyenler, ‘yalan ve iftiralarla…’ bu millete utanmadan, sıkılmadan,
arlanmadan; beyin yıkama melanetlerini üstüne üstlük işleyebiliyorlar…
Hocalı ’da, ‘riya kokan yüzünüz…’ şu âleme bir daha deşifre oldu...
İhanetinizden kaçacak yeriniz yok!
Tarihin en ağır şamarı olarak yüzünüze her ’26 Şubatlara…’ inecektir.
Tarihten kaçamazsınız…  Sizlerin, insanlığa hiçbir zaman da, “Hak,
hukuk, hürriyet dersleri vermeye…” yeriniz, sıfatınız yoktur. Hiçbir
zaman olamaz da...
Hocalı ’da resmi kayıtlar; ‘613 savunmasız insanın katledilişini…’ anlatır!
Hocalı, “dünyanın gözüne sokulan çomaktır!” Onlar, ‘çocuk, kadın,
ihtiyar, savunmasız insan…’ dinlemezler. Gözlerinde, ‘kan çanağı…’
Merhametin sille yediği, şefkatin yerle bir olduğu bir dünyadan bahsediyoruz.
Yeri geldiğinde, “Nemrutlaşan bir dünya…”
Yeri geldiğinde, “Firavunlaşan bir siyaset…”
Yeri geldiğinde,  “Karunlaşan bir felaket…”
İnsanlık tarihi, “Ermeni katliamlarını…”  okumayı öğrensin!
Evet, Ermeniler tarihte; Hocalı katliamının onlarca benzerini,
Rusların ve batı dünyasının ‘maddi ve manevi desteklerini’ alarak
Anadolu’nun birçok ilinde çıkardıkları isyan hareketlerinde
gerçekleştirdiler.
Bugün olduğu gibi de, dünde bütün lobilerini Avrupa’nın önemli
merkezlerinde oluşturdular.
O günlerde de, batı medyası iftira kampanyalarıyla dolu yaygaralarını
yapıp durdular.
Bugünkü, İsviçre’de, ‘çan sesleri…’ anlamına gelen, ‘Hınçak’
komitesini kurdular. Komite daha sonra faaliyetlerini, sözüm ona
demokrasi beşiği olarak adını lanse eden, Avrupa’nın önemli
merkezlerinde gösterecekler. ‘Hınçak…’ komitesi bir yandan Anadolu’nun
önemli merkezlerinde şubeler açarak teşkilatlanırken, beri tarafta da,
Anadolu’da; Osmanlı’nın, ‘Vilayet-i Sitte’ ismini verdiği; Erzurum,
Van, Mamurat’ül Aziz, Diyarbakır, Sivas, Bitlis bölgelerinde kendi
akıllarınca, ‘hayali devletin’ sınırlarını çiziyorlardı...  Bu arada,
Ruslarda boş durmuyor; kendi emellerine hizmet edecek olan, ‘Taşnak’
komitelerini oluşturacaklardı... Tarihin o karanlık, biz Türkler için
en sıkıntılı bir dönemde,  Sevr’in ana çanağı olacak haçlı
saldırılarını; işgalci ve istilacı bütün batı dünyası başlatıyordu!
Maraş’ta, Urfa’da, Antep’te, Erzurum’da, Bitlis’te, Van’da velhasıl
bütün Anadolu; bir ortak inancın, bir ortak kaderin tecelli edeceği
omuz omuza vereceği savunmasıyla haklı olan davasında inancın kutsi
zaferini; İstiklâl mücadelesini kazanıyordu!
Her zaman için söyleriz, “Azerbaycan-Türkiye…” ortak tarihin, ortak
kaderin ismidir…
Yıllarca süren “Karabağ’ın işgali…” O işgalin sebepleri arasında ne vardır?
Anadolu Türk’ünün Kafkaslara uzanan bağlarını bir duvar örerek;
köklerinin bulunduğu Ata yurdundan kesmektir. Günümüzde devam eden,
“böl-parçala-yut” veya “böl-parçala-idare et” politikaları...
Yüce inancımız bizlere, “bölünmeyiniz…” diyor.
İnancımız bizlere, “bölünürseniz devlet kudretiniz elinizden gider!” diyor.
Tarihi bizler nasıl tarif ediyoruz; “Mazinin aynası, istikbalin tarağıdır…”
Mazisini bilmeyenlerin, “gözleri kör, kulağı sağır, vicdanları katılaşmıştır!”
İstiklal, ‘hür yaşama’ insanın mayasında vardır.
Esaret,  ‘en büyük zillettir’
Bizler, Hocalı ‘da ‘tarihi tefekkür’ ediyoruz.
O derin düşünceler bizlerde, ‘hürriyet meşalesini gönüllerde yakacaktır’
Doğu Türkistan, Kıbrıs, Batı Trakya, Bosna-Hersek,  Kafkaslar,
Filistin, Kırım, Kerkük…
Ortadoğu gözlerimizin önünde… Gözyaşı ve Kan…
Acımasız işgaller, yıkımlar, insanlık katliamı…
Suçluların güçlü olduğu bir dünya… Düşünmek bile istemiyorum…
İnsanlığın ayaklar altında olduğu bir dünya; kesinlikle olamaz!
Ecdat, “insanı yaşat ki, devlet yaşasın…”
Azerbaycan ve Türkiye’nin tarihi dayanışması Dağlık Karabağ Zaferiyle
asıl meyvelerini verecektir.
27 Eylül 2020 tarihinde, İlhan Aliyev’in tarihi emriyle başlayacak
olan Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Milli Kurtuluş Savaşı 44 gün
sürecek, ‘vatan savaşı…’ olarak adlandırılan bu tarihi mücadelede
Azerbaycan Ordusunun 5 Şehir, 4 Kasaba ve 286 köyü işgal altından
kurtarmasıyla zafere ulaşılacaktı. Dağlık Karabağ’ın hürriyetine
kavuştuğu bu tarihi zaferde, Azerbaycan Ordusu, 2 bin 908 şehit
verecekti…
8 Kasım 2020 tarihinde Karabağ’ın tarihi şehri Şuşa’nın
kurtarılmasıyla birlikte Ermenistan mağlubiyeti kabul edecekti… 2023
tarihinde, Azerbaycan’ın, Şuşa Şehri, Türk Dünyası Kültür Başkenti
olacaktı!
Bütün gayretimiz, ‘tarihin tekerrür etmemesidir’ Hocalı Katliamı da
unutulmadı, Dağlık Karabağ’ın işgal yılları da unutulmadı…
Türkiye-Azerbaycan, tarihleri boyunca; aynı kederi, aynı sevinci
birlikte yaşayan, “Bir Millet, İki Devletiz…” Bizlerin hassaten
yüreklerden gelen bir türküsü, “Çırpınırdın Karadeniz!” Bir milletin
kendi iç romanını ne de güzel anlatıyor efendim. Selam ve Muhabbetle…

ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN!
Ayet, “Zulmedenlere de meyletmeyin!  Yoksa ateş size dokunur!
Hem sizin Allah’dan başka hiçbir dostunuz yoktur; sonra da size yardım
edilmez.” (Hud, 113)
“Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız!”
Hadis, “Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin, buna gücü yetmezse
dilinizle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse kalben buğzedin.
Bu ise en zayıf derecedir.”
İnancımız ne diyor; “Küfre rıza küfürdür!” Hassasiyete bakınız!
Ayet, Kendilerine olan (iyi hali değiştirmedikçe), Şüphesiz ki Allah
bir kavme olan (nimetini) değiştirmez…” (Ra’d, 11)
Dosdoğru olmak, doğruları her zeminde söyleyebilmek!
Adaleti korumak, Haddi aşmamak,  Zulme asla müsamaha göstermemek.

HOŞUNUZA GİTMESE DE!
Ayet, (Ey mü’minler!) Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı.
Fakat umulur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama o sizin için daha
hayırlıdır. Ve olur ki, bir şeyi de seversiniz, hâlbuki o sizin için
bir şerdir. (sizin için hayır olanı) Allah bilir; siz bilmezsiniz.”
(Bakara, 216)
Gerçekten de, hayatımızda birçok olaylar yaşamışızdır.
Acaba demişizdir, bazen üzülmüşüzdür!
Nasıl böyle olur diye de, kendimizi sorgulamışızdır!
Hayat dersi bizlere neleri öğretti?
Sabretmeyi… Aceleci olmamayı… Her şeyin kendimiz için hayırlısını istemek!

GÖKTEN KAPI AÇIKSA
İman etmeyenlerin basiretleri o kadar bağlanmış ki,
Kur’an bunu çok veciz bir şekilde ifade ediyor; “Eğer onlara gökten
bir kapı açsak da, oradan yukarı çıkacak olsalardı, gerçekten;
“Herhalde gözlerimiz boyandı; daha doğrusu biz (galiba) sihirlenmiş
kimseler topluluğuyuz!” diyeceklerdi.” (Hicr, 14-15)
Onlara ne kadar mucize gelse, yine inkâr yolunu seçmişlerdir!
“Öyle ise Emrolunduğun şeyi, Çatlatırcasına söyle (açıkça anlat) ve
müşriklerden yüz çevir” (Hicr, 94)

Yazarın Diğer Yazıları