Elâzığ Şehrinin nezih isimlerinden, Tiyatro Sanatçımız Abdullah
Şekeroğlu, Rahmeti Rahmana yürüdüler. Mekânları cennet olsun. Aile
yakınlarına, sanat dünyasına, basın camiasına başsağlığı dilerim.
Güzel bir isimdi, gayretli bir şahsiyetti. Üretken bir kişiliğe
sahiptiler. Kalcı eserler ortaya koydular, Elazığ kimliğine sımsıkı
bağlı kaldılar. Şehrimizden, sanat dünyamızdan bir yıldız daha kaydı.
Acımız büyük. Mekânları cennet olsun...
** **
ÜŞÜYORUM ARTIK
"Artık ne acı var, ne sancı "
İki kapılı bir han, dünya yabancı
Dünya bizden dostlarımızı aldı
Mazi, sadece hafızada kaldı
Bu şehirde bir, "Şekeroğlu" vardı
Kendi şehrine, insanına yârdı!
Etrafımı, "ölüm çığlığı" sardı
Çığlık çığlığa yıldızlar kaydı
Dünya soğudu, üşüyorum artık!
BİR NİSAN ŞAKASI
Bir Nisan şakası mı yaptın bize!
Bu sefer, "yakasını yırttın şehrin"
Olur mu, daha çok işimiz vardı?
Hesaplar hep yarım yamalak kaldı
Ey dünya, fanisin, yürek sorulmaz
Bilirim, dönersin, zaman durulmaz
Durulan insandır, göçen yürektir
AĞLA
Ağla! Başka zaman ağlayamazsın...
Gel seni tarihe, kitaplar yazsın
Ey mizah ustası, nüktedan insan!
Yüreksizi hercümerç eden lisan...
Dil kaydı, vicdanlar, yıldızlar kaydı
NİSAN AYI BUGÜN
Nisan ayı bugün, dağlar ve ovalar
Yağmur, yağmur, şifa dolar kovalar
Yürür kâinat doyasıya yeşile…
Nisan yağmuru, derde derman devalar…
ÖDÜLLER SİZİN OLSUN
Bütün ödüller sizin olsun,
Rabbimin ödülü yeter!
Fani dünya, eseriniz olsun,
Ebedi dünya bize yeter
Elbisemiz, takva elbisesi
Ezanlarla yükselen uhrevi sesi
Duyar, ta içten ağlarım!
Ağlamak, çorak gönülleri yeşertir
ÖLÜM
Ölüm, dirilişin uhrevi hali
O halin, sırra açılan minvali
O an, ruhuma dokunur ahvali
Kederin, çilenin bittiği yerde;
Ahir zamanın vuslat elbisesi
ABDULLAH ŞEKEROĞLU’NA...
Seko Mahallesi, bir daha öksüz kaldı...
“Hafize Ana, Zalım Halıt, Düzgün Emmi ’nin!”
Yüreğiyle konuşan, dili lâl oldu!
Elâzığ’dan, İstanbul’a yürüyen sanat erimiz!
Kömürhan ’ın ötesinde can havliyle...
Bir Erdemli insan, “Abdullah Şekeroğlu!”
Sanatın zirvesiydi özlemi...
O özleminde, “tebessüm eden bir yüzün şehri!”
Şehri yâr olan, Elâzığ’dı...
Onun için sanatın mekânı olmazdı?
Kâh bir kahvehane, “Otağ Kıraathanesi...”
Sanatın, sanatçının, ‘edebi mahfili’ Atölyesi...
O atölye gün geldi, Şehrin radyosu olacaktı...
“Harput Geceleri...” bir çekim merkeziydi!
Nerede olursa, olsun,
“O, bir sanatçı olarak doğmuştu!”
Karakterler, ‘şehrin konuşan diliydi...’
Elâzığlı Gladyatör, ‘Gıllo Ali’ye...’ selâm,
Gönül dolusu, ‘rahmet dileklerimizle...’
SAATLER
Saatler, tik tak diye ritimle işler
Kalp ritmindeki ahenge benzer
Saat, zaman, kalp birlikte dişliler;
O çarkların dönüşünde hislerim!
İnsan; akıl, i’zan, şuur, dahası...
"Yaratılanların en şereflisi..."
BİZİM MEDENİYETİMİZ
Bizim medeniyetimiz, gözyaşı...
Erdemli millet, mazlum yoldaşı
Taşı yüreğinde, insan sevdası
Sevda yolcusuna, barış adaşı!
Ah! Biraz barışa gayret olsa;
İnsan gönlünde, sevdasını bulsa!
Sevdadır, kurtuluşun reçetesi...
GÜNES GİBİ
Güneş gibi gönlü ışıklı olan,
Gözü ufuklarda, hasreti olan,
Her adımında gayreti olan,
Kamil insan yolunda, yol yürüyen,
Bütün yüreğini, edep bürüyen,
Ey asrın dost insanı, selâm sana
SOHBETLER
Sohbetle sıla-i rahim ibadet
O sohbetin damağında ihlas
Tatlı sözlerde billurdan hikayet
Şu gönül, Allah’dan bekler inayet
TEBESSÜM
Tebessüm, güzel dil ikramdır bize...
Sözün keremi, zihni kavramdır bize
Takva elbisesi ihramdır bize
Hayatı ihsanla beze ey gönül...
ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ
Alparslan Üniversitesindeyiz,
Tarihin yudum yudum içindeyiz..
Ta, bin yetmiş birlerden günümüze,
Yüksek bir moralin ahengindeyiz
Ufkunda, her geçen gün daha zindeyiz
Maziden atiye yol alır, gideriz..
KAR SERİNLİĞİ
Yüksek dağlardan kar serinliği gelir
Esen rüzgârların yârenliği gelir
Ülkemin yaylaları oksijeni bol,
Vatan coğrafyamın erenliği gelir
Dağı, taşı, yaylası dosttur bize
Dosttan metanet havası gelir bize
GÖÇ EDERİZ
Göç ederiz, gönülden gönüllere...
Gül ikram ederiz, sohbet ehline
Ehli sohbete kucak açarız
Bağrımız muhabbete düşe dursun
DOSTLAR
Dostlar gelir-gider çevremizden
Kimler gitti, kimler kaldı devremizden
Acılar, sevinçler okunur çehremizden
İnsanlarda yıldızlar gibi akar...
MART AYI MI?
Mart ayı, bahar mı, kış mı çözemedim?
Kar, kar soğuğu aman vermez bize
Bahar havası deyip tozamadım!
Dağlar, vadiler sükût vermez bize...
ÖLÜM
Ölüm, fani hayatın son durağı
Nefes nefese koşarız ölüme
Aç gözünü, bu bir hakikat ağı
Heves hevese aşarız dağları!
Dağlar, efkârından ağlar ölüme...
UYKU İÇİN
Uyku için, ölümün yarısı derler
Şu fani hayata dua ederler
Bir şeyde, "darısı başına" derler
Hak yolunda, "hayra dua ederler"
HAYALLERİM VARDI
Hayallerim vardı, seyrüsefer etmek...
Zamlar, kurşun gibi canıma tak dedi!
Ülkemi, bir baştan öte başa dolaşmak...
Coğrafyanın erdemli nakışına dokunmak...
Ne mümkün, ah mı ah, acı veriyor içime
Sanki ayaklarımıza pranga vuruldu!
Baharı, denizi, yaylası, bozkırı... Artık hayallerde...
AT DA GEL
Kini, öfkeyi içinden at da gel...
Sevgiyi yüreğine beze de gel
İnsan olmak, varlığın özü bize
Özünü âleme serde gel bize...
MUHABBETTEN GAYRİ
Muhabbetten gayri işimiz yok bizim
Edeple başlar, ilk dersimiz bizim
Âlemi nefisle değil, halde sevdik
Sevgi imandan cüz, harsımız bizim