Var olan şehirde devam eden hikâyelerin temsilcisi haline gelenlerin hikâyesi…
Bir roman bazen bir şehri anlatmakla kalmaz; o şehri okuyanın zihninde yeniden inşa eder. Akasya Çiçeği de tam olarak böyle bir kitap. Sokakları, mahalleleri, çeşmeleri ve insanlarıyla var olan bir şehrin hikâyesini taşırken, okuyucuyu yavaş yavaş, sezdirmeden kendi hafızasının içine çeker. Roman, Nail Bey Mahallesi üzerinden kurduğu şehir hafızasıyla sizi bir yandan İstanbul'a götürürken, bir yandan da Elazığ'ın sokaklarında dolaştırır. Ve bunu yaparken hiçbir zaman aceleci davranmaz; yaşanmışlıkları, duyguları sindire sindire, katman katman hissettirir.
Bu kitabı elime almamın hikâyesi de kendi içinde manidar. Elazığ üzerine yaptığım okumaların getirdiği bir merakla başlamıştım romana. Ama her şeyin bir vakti olduğu gibi, bu kitabın da bana kendini tam olarak açacağı bir zamanı vardı; ilk denemede yarım kaldı. Zaman ve zemin denk geldiğinde ise yapılan işlerin kıymeti kat kat artıyor. Nitekim öyle de oldu: kitapta Elazığ'a ait izler aramaya devam ederken, yazarın kendisiyle tanışmak da nasip oldu. Bu karşılaşmanın ardından yarım bıraktığım romana geri döndüm ve bu kez baştan sona, tam anlamıyla okudum. Beklemediğim bir anda bitiveren kitabın bende bıraktığı izler, bu yazıyı kaleme almamın asıl sebebi oldu.
Roman, Elazığ ile İstanbul arasında gidip gelen insan hikâyelerinden örülmüş bir dokuya sahip. 1950’li yıllarda başlayan bu hikâyenin kahramanlarından birinde, bazen kendinizi bulduğunuzu fark edersiniz. Zaten yazılıp sayfalara dökülmüş bir romanı okuduğunuzu bilseniz bile, siz okudukça o roman elinizde ve zihninizde yeniden şekillenir.
Romanın en güçlü yanlarından biri, kurguyu somut mekânlar üzerinden inşa etmesi. Okurken, İstasyon Caddesi'nde var olan Yeşil Dere'nin güzel bir şekilde ıslah edilip küçük ahşap köprülerle korunması gerektiğine dair içimde bir istek uyanmadı değil; bu da romanın kurgusal olanla gerçek şehri ne kadar iç içe geçirdiğinin bir göstergesi. Aynı şekilde, Elazığ'ın artık vazgeçilmezi hâline gelen Akliye Hastanesi'nin şehirle özdeşleşmiş kimliğinin romana işlenmiş olması; Elazığ'daki Beyaz Çeşme'nin, tıpkı İstanbul'daki Ayrılık Çeşmesi gibi tarihî ve kültürel bir görev üstlendiğinin hissettirilmesi, yazarın şehir hafızasını ne denli özenle işlediğini gösteriyor. Bunlar sadece birer dekor değil; okuyucunun zihninde o dönemin şehrini yeniden kurmasını sağlıyor.
Roman, mahalle kültürünün oluşumunu da hissettirmeyi başarıyor. Dönemin olaylarını okuyucuyu sıkmadan, tarihî bilgilerden esintilerle sunması. Uzun yıllar boyunca ile hizmetini aksatmadan sürdüren Turan Matbaası'nın romana dahil edilmesi ise, Elazığ'da uzun soluklu bir yazı faaliyetinin var olduğunu; yazarların kültürel, dinî, tarihî ve felsefi bağlamda tartışmalar yürüttüğünü okura hatırlatıyor. Bir şehre hareketlilik katan etkenler alışveriş, sokakların canlığı vb. etkenler var ise bir romana veya şiire hareketlilik katan da onun okuyucularıdır. Tüm bunlara hemşerilik duygusuyla iç içe geçmiş bir yardımseverlik teması eşlik ediyor; bu da romana sadece bir şehir anlatısı değil, bir değerler anlatısı kimliği kazandırıyor.
Her yazarın, her şairin derdi bir gün "ulusala" çıkabilmektir. Ama unutmayalım ki nice yazarlar var ki bir kasabada büyüdü ve yazdı. Onları evrensele taşıyan yazdıkları yerin küçüklüğü ya da büyüklüğü değil, okunmaları, üzerlerine düşünülmesi ve değer görmeleriydi. Bizim içimizden de böyle bir yazarın çıkmasını istiyorsak, kendi yazarımızı okumalı, okuduğumuzu değerlendirmeliyiz. Ulusala açılmadan önce, yerelde kimlerin olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Ancak o zaman, şehrimizden ulusala doğru gerçek anlamda kanat çırpabiliriz.
"Akasya Çiçeği", okunacak bir roman değil; bir şehrin sesine kulak vermektir.