Parantezde değil, altı çizilen değerdir 'Doğruluk, Dürüstlük, Güven'
Rüveyda Sadak
Sabahın erken saatleri… Elazığ’da bir büfe ve 4 çocuktan bahsetti, görünen kamera fotoğrafı… Kapalı bir büfenin dolabından aldıkları su ile ifade edilen sadece bir su almak değildi. Doğru, dürüst, güvenilir ve edebin vücut bulmuş haliydi, büfenin kamerasına yansıyan insan, çocuk… Öncelikle ücreti kameraya göstererek bildirilen nezaket; tebessüm ile selamladı, doğru ve dürüst olmanın her şey olduğunu. Bu, alkışlanması gereken bir örnekti. Ebeveyn olmanın günümüz modern koşullarında söz konusu bir markette satın alınan ürünlerin arz-talep dengesinin istikrarını muhafaza etmekten ziyade sürekli bir illaki söylemini, amaç değil araç olarak görmenin uzağında böylesi doğal bir doğrunun manzarasını görmek, şimdi ve geleceğe dair umut verici. Kameraya yansıyan; ‘öylesine’ kelimesiyle daraltılmış değil, olması gereken doğruluk ve dürüstlük ile sağlanan gerçek bir güven kavramıydı. Nitekim suyu alırken ve aldıktan sonra ücreti, büfeye ait ve mevcut bulunan kovaya bırakarak, tekrar ile ücreti kameraya göstererek dürüstlüğün kesinliğini tanımlayan kazanım, davranışın alkış ile onurlandırılmasıydı. Toplum içinde dini değerlerin hassasiyeti, en önemli ve en değerli biçimiyle dün sabah erken saatlerde 4 çocuğun doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik kavramları ile gerçekleşti. Çocukluk döneminde kelimelerin anlamı öğretilirken, ‘doğru’ ve ‘yanlış’ sorusuyla oluşturulan pedagoji; ‘Hangisi’ ayrımını, doğru ve yanlış kavramlarıyla tekrarlayıp, günlük hayattan örneklerle açıklar. Nitekim ‘Helal ve Haram’ ile şekillenen doğru kavramı böylece güven ile sabitlenen dini ve etik değerlerin, doğru olmakla tanımlanabileceğini tanımladı. Bir şişe su sebebiyle, büfe sahibinden ziyade toplumsal olarak herkese ulaşan bu dürüstlük misali tutum, güven’in doğruluk ile var olan bir özdeşim sağladığını anlatıyor. Kültür öyle bir gerçektir ki “Üzüm, üzüme baka baka kararır.” Çocuk, ailenin bir tür minyatürüdür. Ailede ne gördüyse topluma dair yansıtacağı tutum, davranış da öyle biçimlenecektir. “Ağaç, yaşken eğilir.” Çocuk, küçük yaşta ilk olarak aile tarafından eğitilir. Eğiterek öğretmek biraz da bir hamur misalidir. Hamura nasıl bir şekil, desen verilirse yani ne yapılırsa ne öğretilirse aynı doğrultuda kendini somut olarak tasavvur edecektir. Ebeveyn tarafından ailede alınan eğitim, okulda alınan eğitimden önce gelir. Çocuğun toplum içindeki tutum ve davranışları; dini, sosyal ve etik değerler açısından uyumlu bir birey olarak yetişip topluma motive olması, topluma uyum standardının gerekliliğini açıklamış olmasıdır. Kültür, önce ailede daha sonra toplumsal çerçevede gerçekleşir. Dürüstlüğün güvenilirliğini, olduğu gibi gerçek haliyle seyrettikçe maşallah diyerek büyütülmesi gereken tezahürat ile helal ve haram kavramını ayırt edebilme yetisini sorumluluğa dönüştüren bu örnek çocukları tebrik ediyoruz... Helal olsun çocuklar.