M.Şahin Duman

Kayıp kalemler

M.Şahin Duman

Bugün insan ister istemez soruyor? Gerçeği yazabilen bazı kalemler nereye kayboldu?
Topluma ışık tutan kalemler güvenirliliğini azalttı mı? Yanlışı gördüğünde susmayan, doğruyu savunurken eğilip bükülmeyen, eleştirisini kırmak için değil düzeltmek için yapan kalemlerin sayısı azaldı mı?

Başarıyı görmezden gelmeyen, yapılan güzel işleri takdir etmekten çekinmeyen, yanlışın karşısında durduğu kadar doğrunun da yanında duran vicdanlar eskiden daha çok değil miydi?
O çoklar yalnızca haber yazmazdı. Toplumun vicdanına seslenir, yöneticilere ayna tutar, vatandaşın sesini duyurur ve yaşadıkları şehrin geleceğine katkı sunarlardı. Yazdıkları her cümlede bilgi kadar ahlak, cesaret kadar sorumluluk, eleştiri kadar çözüm arayışı bulunurdu.
Elbette bugün de emek veren, mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan vicdan sahibi kalemler var. Ancak toplumun güvenini kazanmış, sözüne itibar edilen, yazdıklarının arkasında vicdanıyla durabilen kalemlerin daha görünür olmasına duyulan ihtiyaç daha fazladır.
Ne yazık ki bazen uzun cümlelerin, süslü ifadelerin ve gösterişli başlıkların arasında asıl söylenmesi gerekenler kayboluyor. Sayfalar dolusu yazı okunuyor ama toplumun merak ettiği sorular cevapsız kalıyor. Kelimeler çoğalırken anlam azalıyor, haber artarken hakikatin sesi zayıflıyor.

Oysa toplumun ihtiyacı, kelimelerin gösterişine değil, gerçeğin açıklığına, hamasete değil, bilgiye, kişisel hesaplara değil, kamu yararına dayanan bir kalemin anlayışıdır.
Bir kalem sahibinin en büyük gücü, yazdığı yazının uzunluğu değil, o yazıya duyulan güvendir.
Kalem sahiplerinin satırlara döktüğü eserler bir şehrin hafızasıdır. Kimin ne söylediğini, hangi projenin hayata geçirildiğini, hangi sorunun çözülemediğini, vatandaşın hangi sıkıntıyı yaşadığını kayda geçirir. Topluma sunulan hizmetlerden ekonomik gelişmelere, eğitimden sosyal hayata kadar pek çok konuda topluma bilgi verir. Bu nedenle kalemin kalitesi, şehrin ortak yaşamını da ilgilendirir.
Hakikatin siyasi görüşü, ahlakın tarafı, vicdanın kişiye göre değişen ölçüsü olmaz.
Elbette kalem sahibi de insandır, yanılabilir, eksik bilgiyle hareket edebilirler. Onları değerli kılan hiç hata yapmamaları değil, gerçeği arama çabaları, eleştiriye açıklıkları ve vicdanlarıyla yüzleşebilme cesaretleridir.
Unutmayalım, bir toplumda gerçekleri yazan kalemler sustuğunda yanlışlar gerçek olma yolunda ilerler. Yanlışların fark edilmesi zorlaşır, doğruların değeri azalır, kalemle toplum arasındaki güven zedelenir.
Kalem, sahibinin çıkarına değil hakikate hizmet ettiğinde değerlidir. Mürekkep kâğıda döküldüğünde değil, toplumun vicdanına dokunduğunda iz bırakır.
Toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey, daha çok yazı değil, daha çok hakikat, daha çok vicdan ve daha çok ahlaktır.
Kalemin kimliği değil, hakikatin gücü konuşmalı.
Öyle kalemler olmalı ki yazısının başlığını görenler, kimin övüleceğini veya kimin eleştirileceğini önceden tahmin edememeli. Okuyucu, yazarın geçmişteki yakınlıklarına, kişisel tercihlerine veya kimlerle aynı düşüncede olduğuna bakarak yazının sonucunu kestirememeli. Çünkü kalemin değeri, kimin yanında durduğuyla değil, doğrunun yanında ne kadar sağlam durabildiğiyle ölçülür.
Bir yazıyı okumadan sonucunu tahmin edebiliyorsak, sorgulamamız gereken çok hususlar var demektir.
Mesele, sahip olduğumuz düşüncelerin gerçeği görmemize engel olmamasıdır. Kendi düşüncemize yakın birinin yanlışını da söyleyebilmek, uzak durduğumuz birinin doğrusunu da teslim edebilmektir.
İşte gerçek anlamda güçlü kalem olmak budur.
Toplumun bugün ihtiyaç duyduğu güçlü ve haklı kalemler, insanları kendi düşüncelerine göre sınıflandıran değil, olayları gerçeklerine göre değerlendiren kalemlerdir. Övgüyü bir bağlılık göstergesi, eleştiriyi bir husumet aracı olarak görmeyen, her iki tutumu da hakkaniyetin gereği olduğunda ortaya koyabilen kalemlerdir.

Zaten bunlar, ahlaklı düşüncenin ve olgun bir vicdanın gereğidir.
Hiçbir ifade zenginliği, ilke eksikliğini örtemez. Kelimelerin çokluğu, düşüncenin derinliği anlamına gelmez. Bir yazının gerçek değeri, kaç kişinin dikkatini çektiği kadar, ne kadar gerçeğe dayandığı ve okuyucuda ne kadar güven oluşturduğuyla ölçülür.
Toplumun, yazanın kimliğini ve niyetini tahmin etmeye çalıştığı değil, yazının içeriğini merak ettiği bir düşünce iklimine ihtiyacı var. İnsanlar, bir yazının hangi kişiyi öveceğini veya hangi kişiyi eleştireceğini önceden bilmemeli, yazıyı okuduktan sonra ortaya konulan gerekçeleri değerlendirmelidir.

Çünkü kalemlerin önceden tahmin edilen tarafları varsa, düşünceler tartışılmadan insanlar saf tutmaya başlar. Oysa toplumun gelişmesi, insanların birbirini etiketlemesiyle değil, fikirlerin, olayların ve kararların özgürce sorgulanmasıyla mümkündür.
Bugün daha çok ilkesini kişilerin üzerinde tutan, hakikati yakınlığın ve uzaklığın önüne koyan, tarafını insanlardan önce doğrulardan yana belirleyen kalemlere ihtiyacımız var.
Gerçek kalem, bir kimliğin sözcüsü değil, hakikatin şahididir.

Yazarın Diğer Yazıları